Cuma, Nisan 3, 2026
Ana SayfaManşetEmek, Sermaye ve Utility Şirketleri üzerine bir sohbet

Emek, Sermaye ve Utility Şirketleri üzerine bir sohbet

Ekonominin iki ana direğinden söz etmeden olmaz. Bir yandan elinin tersiyle emeğiyle geçinenler, diğer yanda sermayesini büyütenler… Üretim dediğimiz işte tam da bu iki kişinin oynadığı bir danstır: Emek ve sermaye. Yıllar geçtikçe, teknoloji durmadan yenileniyor; makineler daha akıllı, fabrikalar daha verimli, yazılımlar neredeyse insan gibi düşünür hâle geliyor. İşin özü, sermaye sürekli birikiyor ve gelişiyor. Üstelik hem büyüyor, hem de aynı miktarla daha çok iş başarmaya başlıyor.

Ama insan kaynağı öyle mi? Bazı ülkelerde nüfus hızla yaşlanıyor. Çalışan sayısı artacağına, yavaş yavaş eksiliyor. Evet, verimlilik eğitimle, teknolojiyle artabilir; ama hiçbir zaman sermaye tarafındaki gibi katlanarak yükselmiyor. İşin güzel tarafı burada başlıyor: Sermaye ve emek pastasını bölüşürken, o pasta artık eskisi kadar adil dağıtılmıyor. Para, getiriler ve refah gitgide daha az kişinin eline geçiyor. 2008 krizi hemen sonrası çıkan sarsıntıların arkasında da tam olarak bu tablo yatıyordu: Büyük bir gelir ve servet uçurumu.

İşte bu noktada, devletin hükümranlık rolü çok kritikleşiyor. Peki ne yapılabilir? Emek yalnızca maaşıyla yetinmesin, varlık birikimine katılsın; uygun politikalarla, küçük yatırımcılar ve çalışanlar da büyüyen pastadan pay alsın. Burada devreye ABD’de “utility” olarak anılan, Türkiye’de ise elektrik ve enerji dağıtım şirketleri olarak geçen büyük firmalar giriyor. Şimşek gibi büyüyen teknoloji devlerinden değiller ama toplumun vazgeçilmez ihtiyacı olan elektrik, doğal gaz gibi alanlarda çalışıyorlar. Kazançları inişli çıkışlı değil, neredeyse her yıl aynı tempoda ilerliyor, düzenli temettü –yani kâr payı– dağıtıyorlar. Küçük yatırımcı için, “her üç ayda bir gelirim olsun” diyenler için eşsiz bir modeller.

Peki, bu modeli Türkiye neden daha verimli kullanmasın? Devlet, bu firmaların halka arzını teşvik eder; temettü vermeyi kolaylaştırıp teşvik edici politikalar geliştirirse, daha fazla insan gelirden pay alabilir. Birkaç öneri sıralamak gerekirse:

  • Elektrik ve enerji şirketleri için, üç ayda bir temettü vermek bir standarda dönüşebilir; bunu teşvik eden vergi avantajları veya düşük stopaj seçenekleri sağlanabilir.
  • Şirket çalışanlarının kendi işyerlerinden ve o bölgedeki utilty şirketlerinin hisse senetlerini almasını sağlayacak fonlar kurulabilir, emekçiler kendi veya o bölge işyerinin ortağı olur.
  • Halka arz sonrası, küçük yatırımcıların asgari bir temettü kazanmasını garanti eden sistemler getirilebilir.
  • Bu şirketlerin, Borsa İstanbul’da kote olurken belli bir temettü oranı taahhüt etmesi şart koşulabilir.

Bütün bu adımlar hem emeğin sermayeden pay almasını sağlar hem gelir dağılımını düzeltme yönünde güçlü bir basamak sunar. Dahası, Türkiye’de enerji sektöründe ciddi bir büyüme potansiyeli var; şehirleşme artıyor, sanayi genişliyor, yenilenebilir kaynaklar hayatımıza giriyor. Yani enerjiye yatırım yapan, kamuya hizmet eden firmalara duyulan güven ve talep hiç azalmayacak.

Enerji şirketlerinin borsaya açılması da onların finansmana daha kolay ulaşmasını, şeffaflığın artmasını ve yatırımcıya güven verilmesini sağlar. Düzenli temettü akışı, yatırımcıyı uzun vadeli düşünmeye teşvik eder. Kriz zamanlarında bile elektrik düğmesine basmayı kimse bırakmadığı için, bu şirketler ekonomik fırtınalardan daha sağlam çıkar. Yani, küçük yatırımcıya ve emekçiye “buyur gel, refaha ortak ol” denir.

Kısacası; sermaye ve emeğin arasındaki dengesiz yarışın, sosyal barışı ve ekonomik istikrarı tehdit etmesini istemiyorsak, pastadan herkese pay veren, büyümeyi topluma yayan akıllı politikalar üretmek şart. Enerji gibi vazgeçilmez sektörlerde temettü odaklı, şeffaf ve herkesin dahil olabildiği bir sistemle, güçlü bir Türkiye ve adaletli bir gelecek mümkün.

Authors

BENZER YAZILAR

En Popüler