2025 yılına merhaba dediğimiz bugünlerde bölgemiz ve ülkemiz için birçok kritik başlık özellikle enerji alanında atılacak adımlara ve gelişmelere odaklanmış durumda. Son dönemde ortaya çıkan bölgesel gelişmeler, Irak ve Suriye gibi komşularımızın istikrara yakınlaşma gerçeği, Ukrayna-Rusya savaşının yakında sonlanabilme ihtimali ve şüphesiz Ortadoğu’daki zulüm ve kargaşanın sonlanmasına ilişkin uluslararası baskının artması, ekonomik ve kalkınma anlamında sayısız fırsatların habercisi durumundadır. Özellikle petrol ve doğal gaz arama ve üretim faaliyetleri açısından komşu ülkeleri de dikkate aldığımızda birçok fırsatın doğacağı yeni bir dönem bizi beklemektedir. Bu yeni döneme kamu ve özel firmalar geçmiş yıllardan gelen iş birlikleri, deneyimleri ve ortak proje yapabilme kabiliyetleri ile hazırlardır.
Petrol ve doğal gaz arama-üretim faaliyetleri Cumhuriyet tarihi boyunca yerli/yabancı ayrımı yapılmaksızın kamu ve özel sektörün ortak mücadelesi ile sürdürülmüştür. Uzun geçmişe dayanan bu serüven, kamu ve özel sektörün dönem dönem birbiri ile yarıştığı, bazı dönemlerde ortaklaşa kazanılan başarı hikayeleri ile doludur. Toplamda ülke tüketimimizin çok kısıtlı bir bölümünü üretebilen sektör, mücadeleden ve arama ruhundan ödün vermeden bir varil daha fazla üretim yapabilmek için yatırımlarını gerçekleştirmiştir. Son 10 yıllık dönemde kamu kuruluşumuz TPAO milli gururumuz haline gelmiş ve tarihi keşiflere imza atmıştır. Şüphesiz bu başarı, ciddi bir birikim ve çabanın sonucunda ortaya çıkmış ve yeni keşifler hızlı bir şekilde ekonomiye katkı sağlamışlardır.
Her geçen gün yerli ham petrol ve doğal gaz üretimimizi artırırken, makro dengeler açısından ekonomiye sağladığımız faydanın sorumluluğu altında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu yoğun ve devamlılık gerektiren mücadelenin daha başındayız. Geçmişten edindiğimiz kazanımlar, geleceğe odaklanmamızı sağlamakta ve ülke sınırlarımızı aşarak global bir oyuncu olabilmek için mücadele etmekteyiz.
2025 yılı, saha faaliyetleri açısından ağırlıklı olarak milli kuruluşumuzun önderliğinde yoğun bir dönem olacaktır. Özel sektör olarak yerli/yabancı ayrımı olmaksızın bu yoğun dönemde faaliyetlerimizi artırarak sürdüreceğiz. TPAO’nun ortaya koyduğu başarı hikayesine özel sektörün de ekleyeceği yeni keşifler için sabırsızlanıyoruz.
Petrol ve doğal gaz arama-üretim sektörü olarak birikmiş ruhsat onaylarını büyük ölçüde almış durumdayız. Saha faaliyetleri açısından servis firmalarının üst düzey performanslarıyla ve etkinlikleriyle yolumuza devam edip özel sektör varlığını da yeni keşiflerle taçlandırmak istiyoruz. Petrol ve doğal gaz arama-üretim faaliyetlerinin sürekliliğinin sağlanabilmesi için yeni arama ruhsatlarına ulaşma ve risk paylaşarak sondaj faaliyetlerini artırmak kritik öneme sahiptir. Maceracı arama ruhu yerli/yabancı, büyük/küçük ayrımı yapılmaksızın Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün koyduğu kurallarla ve verilen taahhütlerin yerine getirilmesiyle daha da yoğunlaşmalıdır.
Orta- uzun vadeyi planladığımız önümüzdeki dönemde, Enerji Bakanlığı’mızın da stratejik olarak ortaya koyduğu yaklaşımla ülke sınırlarımızın dışında milli kuruluşumuz TPAO önderliğinde global bir oyuncu olabilmek için yeni girişimler içerisindeyiz. Zaman alacak bu süreç ülkeler arası ilişkiler, kapasite artışları ve ortaya konulan başarılı mühendislik projeleri sayesinde git gide büyüyecektir. TPAO’nun global oyuncu olma yolundaki en temel destekleyici unsurlardan biri de petrol ve doğal gaz arama-üretim sektörünün ruhsat sahipleri ve servis firmaları ile birlikte sahip olduğu yatırım ekosistemidir. Ülke sınırlarımız içerisindeki daha mikro ve küçük ölçekli faaliyetler kamu-özel sektör stratejik iş birlikleriyle sürdürülebilir. Böylelikle, faaliyet alanları genişleyecek, maliyetler yönetilebilecek ve kapasitemiz daha da artacaktır.
Sahada sürdürülen sondaj faaliyetlerinin, servis hizmetlerinin ve 7/24 esasıyla çalışan kulelerin sosyal ve ekonomik anlamda bölgesel ve ulusal katkıları çok fazladır. Bu yatırımların ekonomideki kaldıraç etkisi diğer sektörlere göre çok daha yüksektir. 2024 yılında yerli doğal gaz ve ham petrol üretiminden sağlanan devlet hissesi rakamı tarihi en yüksek seviyesini görmüştür. Kulelerin ve saha faaliyetlerinin gerçekleşmesi esnasında işçi ve iş sağlığı olmazsa olmaz ilk önceliktir. Dünyadaki çalışma ve güvenlik standartlarına uyarak bu faaliyetleri sürdürüyor olmamız çok önemlidir. Sektör olarak bu bilince sahibiz, ancak faaliyet yoğunluğu ve zamana karşı mücadele en temel riskli unsurlardır. Optimum seviyede asla işçi ve iş sağlığı güvenliği kurallarından ödün vermeden faaliyetlere devam etmek zorundayız. Bir kulenin ekipmanlarıyla lokasyon değiştirmesi yüzlerce kamyon ve tırın katıldığı büyük bir lojistik operasyondur.
Petrol ve doğal gaz endüstrisi dışa bağımlılığımızı azaltabilmek için de yoğun çaba içerisindedir. Yerli gelişen sanayimiz ve servis firmalarımız kendi geliştirdikleri metotlarla çözüm odaklı, endüstrinin standartlarından ödün vermeden alternatif daha düşük maliyetli hizmetler verebilmektedir. Bu da rekabeti artırmakta, teknolojik yenilikler sunmakta, maliyetleri kontrol altında tutmakta ve ülke kapasitesinin geliştirilmesinde fayda sağlamaktadır.
Arama ve üretim faaliyetleri her aşamasında uluslararası standartlara ve sertifikasyonlara uyulması gereken disiplinler bütünüdür. Uzun vadeli düşündüğümüzde standartlardan ödün vermemek uluslararası oyuncu olabilmemiz adına da son derece önemlidir.
Enerjinin her alanında olduğu gibi petrol ve doğal gaz faaliyetleri de piyasa denklemi içinde bütüncül olarak düşünülmesi gereken bir alandır. Mevcut büyük bir keşfin ve üretim artışının o piyasayı düzenleme ve derinleştirme açısından fonksiyonu bulunmaktadır. Bu konunun en güzel örneği Sakarya Gaz Sahası keşfinin ve üretiminin, arzu ettiğimiz seviyede olmayan doğal gaz piyasasına yapacağı katkıdır. Enerjide merkez olma hedefi doğrultusunda ilerlerken doğal gaz piyasamızın şeffaf, regülasyonlarla işleyen, tüm tarafları eşit ve derin bir yapıya ulaşması önceliklerimiz arasında yer almalıdır. Piyasa faaliyetleri açısından özel sektörün de pay aldığı, arz güvenliği perspektifinden ödün vermeyen, sübvansiyonların etkin ve gerçek ihtiyaç sahipleri için kullanıldığı, maliyet bazlı fiyat politikası ile işleyen bir piyasa kurgusunun en kısa sürede hayata geçmesi arzusundayız. Üretebilmenin yanı sıra, piyasa oluşturma ve alternatif kaynaklar arasında ticaret hacmini geliştirebilme, bölgesel gerçekleri düşündüğümüzde ülkemiz açısından bir fırsattır. Bu fırsatın kamu-özel ayrımı yapılmaksızın yakalanması ülkemiz ve sektörümüz açısından çok kıymetlidir.
2025 yılının sağlıkla işimize odaklandığımız ve ülkemizin ve şirketlerimizin kapasitelerinin geliştiği, sınırlarımıza sığmadığımız bir yıl olmasını temenni ederim.
