Ekonomik büyümenin ve sosyal gelişimin ana girdilerinden olan enerjinin sürdürülebilir ve güvenli olarak tedarik edilmesi, enerji politikalarında temel öncelik konumunu korumaktadır. Günümüzde enerji talebinden ziyade elektrik talebi daha yoğun bir biçimde artış sağlamakta ve güçlü talepler göreceğiz. Küresel artan enerji talebi, ülkelerin global ticareten kapalı koruyucu ticarete geçişler, jeopolitik değişimlerin, arzın lojistiğindeki sorunlar, tek bir ülkeye mahkûm olmak, adı konmamış savaşlar gibi olaylar nedeniyle enerjide kaynak çeşitliliğini sağlamayı zorlaştırmıştır.
Elektrik talebi, yapay zekâ, veri merkezleri, elektromobilite ve klima ihtiyaçları nedenleriyle Covid’den bu yana boyunca artarak devam etmektedir. Dünyamızın 2025 yılının son günlerinden bakıldığında elektrik talebinde artış ile 2050’li yıllara doğru yeni dönem başlıyor diyebilirim. Peki, bu talep artışı beklenmedik bir durumuydu? Elbette ki hayır. Bu artış hangi alanlardan geliyor birlikte bir bakalım. Yapay zekâ ve elektrifikasyondaki enerji talebi ve küresel ısınmanın artışı ile soğutma ihtiyaçlarının hızlı artması (ABD, Japonyada Klima kullanma oranı yüzde 95 iken Nijeryada yüzde 5) ve veri merkezlerinin (ortalama bir veri merkezi 100.000 nüfusun yaşadığı bir şehir kadar elektrik talebi demektir) yaygınlaşması gibi alanlardan geldiğini görmekteyiz. Nüfus hareketleri, şehirleşme ve ekonomik büyümelere paralel olarak enerjiye olan küresel talep hızlı şekilde artmaktadır.2023-24 yıllarında kümülatife yüzde 4 artış, bu rakam 2030 yılına kadar yıllık %4’ün üstünde gerçekleşecektir.(2024 yılında küresel enerji yatırımları ilk kez 3 trilyon Usd civarında gerçekleşmiştir) Elektrik talebi hangi bölgelerden geldiğine bakılırsa enerji yoğun sektörlerin yeniden yapılanması ve gelişmekte olan ülkelere taşınması ile elektrik talebinin %80’i gelişmekte olan ülkelerden gelecektir. İlave gelecek olan elektrik talebi nasıl ne şekilde karşılanacak sorusuna şöyle bir cevap verebilirim. Nükleer enerji güç santralleri ve yenilenebilir enerji güç santralleri ile karşılanacaktır. Özellikle Güneş santrallerinin daha ekonomik hale gelmesiyle birlikte beklenen talebin yarısından fazlasını tek başına karşılayabilecektir.
2000’li yılların başlamasıyla birlikte, yaşanan kuraklıklar, depremler, ani fırtına ve yağışlar gibi doğa olayları elektrik sistemleri üzerindeki etkileri ve iklim risklerine karşı altyapı direncinin artırılması gerektiğini göstermiştir. Enerji arz güvenliğini artırmak için kapasite mekanizmaları ile yedekleme ve elektrik depolama uygulamalarına önem vermek şarttır.
Türkiye son yıllarda enerji üretim kaynaklarını çeşitlendirmiş ve özellikle yenilenebilir enerji kaynakları ile üretimde önemli mesafeler kaydetmiştir. Türkiye’de enerji talebi güçlü büyümesine devam etmekle birlikte, kişi başına enerji tüketimi halen dünya ortalamasına yakın bir seviyede olamakla birlikte OECD ortalamasının yaklaşık yarısı düzeyindedir. Elektrik talebimiz 350 TWh civarında, 2050 yılında bu rakam tam 3 katına çıkacak ve yeni enerji mimarimizde bu talebin karşılanması amaclı elektrik altyapılarının tamamlanması şartdır. Ülkemizin enerji talebinin, yüzde 20’si Binalarda ısıtma ve soğutmada, yüzde 7’si aydınlatma ve bina içi elektrik kullanımında, yüzde 18’i karayolu yolcu taşımada, yüzde 18’i imalat sektöründe, yüzde 8’i karayolu yük taşımada ve yüzde 30’u ise bunlar dışındaki talep alanlarından gelmektedir.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2023 yılı net sıfır yol haritası raporuna göre, küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlandırmak hala zorda olsa mümkün görünse de 2024 yılı itibariyle Hidroelektrik santraller %6,6, yenilenebilir enerji santralleri %9, nükleer santraller %4,6 oranında paya sahip ama fosil yakıtların oranı hala %80 civarındadır. (Petrol %32, Doğalgaz %23 ve Kömür %25 (Kömür üretiminin yüzde 75’i Çin)). Yine IEA’ya göre küresel doğalgaz piyasasında gaz üretimde yaşanacak artışın etkisiyle (sisteme son 40 yılda giren gaz kadar miktar önümüzdeki 5 yılda girecektir ve 300 bcm gazın yüzde 75’i esnek) fiyatların düşmesi ve LNG piyasasında artış beklenmektedir. Petrol arzındada 2020-2040’lara kadar artış beklenmekte, fiyatlarda ise stabil bir durum belkide düşüşler görülecektir. Bunun sebeplerinden biri de ulaşımdaki elektrifikasyonun ne kadar olacağıdır. Çünkü ulaştırmada tüketilen petrol yüzde 45 düzeyinde.
Karbonsuzlaşma hedefine ulaşmak için yenilenebilir kaynaklar, doğalgaz santralleri ve nükleer enerji santrallerinin kapasitelerinin artırılması ve fosil baz kaynak oranlarının düşürülmesi gerekmektedir. Ancak yenilenebilir enerji kaynaklarının kesintili yapısı nedeniyle bu kaynakların enerji sistemlerine entegrasyonunu hayli zorlaştırmaktadır. Bu sorunu aşabilmek içinde yenilenebilir enerji sistemlerinde depolama gerekmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme girişiyle birlikte (NTE) Nadir Toprak Elementlerinin önemi artmakta ve bu kaynaklara erişimde jeopolitik stratejilerin merkezi haline gelmiştir. Yenilenebilir enerji kaynaklarında, fosil yakıtlı enerji kaynaklarına göre 6 kat daha fazla madene ihtiyaç bulunmaktadır. Pek çok ülke nadir toprak elementlerinin rafinajı için yatırım planlıyor fakat bu planların tamamını harekete geçirse bile 2035 yılında Çin’in bu alandaki ağırlığını yüzde 92’den yüzde 75’e düşürebilir. Bu durumdaki bir ülke çok rahat şekilde enerji taleblerini ve arzı domine edebilir.
Türkiye’nin enerji üretiminde yenilenebilir enerji payı artmakla birlikte hala termik kaynaklar çoğunluktadır. Ancak 2053 net sıfır karbon hedefleriyle birlikte elektrik üretiminde yenilenebilir enerji payının artırılması beklenmektedir. 2025 yılında yenilenebilir enerji kurulu gücümüz %61(RES+GES 40 GW) iken, 2035 yılı itibariyle güneş enerjisi kurulu gücü 77 GW’a, rüzgâr enerjisi kurulu gücünün ise 43 GW’a ulaşılması hedeflenmektedir. (2035 yılına kadar rüzgâr ve güneş enerjisi için toplam 120 GW kurulu güç hedefi konulmuştur) Ayrıca batarya depolama kapasitesinin 7,5 GW’a çıkarılması hedeflenmiştir. Türkiye’nin uzun vadeli enerji dönüşüm hedeflerine ulaşabilmesi için kilit rollerden biri de Nükleer enerjidir. Akkuyu NGS 2026 yılında sisteme elektrik verecek şekilde hazırlanmakta ve 2050 yılına kadar 20 GW’lık bir üretim hedeflenmektir. Sonuç olarak, Ülkemizin enerji dönüşüm sürecinde sürdürülebilir büyüme sağlanabilmesi için mevzuat reformları, yerli üretimin desteklenmesi, üniversite sanayi iş birliği, karbon fiyatlandırma ve enerji depolama stratejilerinin geliştirilmesi oldukça kritik öneme sahiptir. Bu stratejiler ile ülkemizin enerji arz güvenliğini artırırken, uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artırarak küresel enerji dönüşümündeki etkin lider ülkelerde biri olacaktır. Yenilenebilir enerji kaynaklarından olan Rüzgâr enerji santrallerinin yerli aksam üretiminde 2025 yılında ana ekipman imalatçısı 150 üretici firma ve 50 bin kişiye istihdam sağlanmış, yerlilik oranı %50’nin üzerindedir. Güneş enerji santrallerinde yerlilik oranı %80 civarındadır. 60’ın üzerinde üretici, 50 bin civarında istihdam ve yaklaşık 35 GW’lık yıllık üretim kapasitesine sahip olduğunu görmekteyiz.
