Pazar, Şubat 1, 2026
Ana SayfaManşetYeşil Vadi Bizimdir!

Yeşil Vadi Bizimdir!

Bilenleriniz vardır, tarihin en büyük pazarlama kazıklarından birini MS 10. Yüzyılda keşfettiği yeni adaya “Yeşil Toprak” diyen Norveçli denizci ve kaşif Kızıl Erik (Erik the Red) atmıştır. Armut dibine düşer şiarıyla babası gibi sürgün yiyen Erik, Buzlu Toprak (İzlanda)’dan kovulunca Batı’ya yelken açmış ve Güney sahillerine vardığı bu yeni topraklara kovulduğu daha insanın içini ısıtan Yeşil Toprak diyerek buraya insanların ilgisini çekmeye çalışmıştır. Bu Yeşil Toprak adasının o zamanki sakinleri Kalaalitler muhtemelen gelen bu yabancının buzla kaplı topraklarına neden “yeşil” dediğini pek anlayamamışlardır ancak Erik’in bu stratejisi az da olsa işe yaramış. Ta ki mini buz devri ile bu topraklar yaşanmaz hale gelene kadar.

Bu anlattıklarımın bir kısmını Vikings dizisini izleyenler de bilir aslında. Dizinin 6. Sezonundaki Erik Thorvaldsson, Kızıl Erik’in ta kendisi. Kızıl Erik hiç de farkında olmadan, kendisine bir hayat kuracağı topraklar ararken bulduğu bu buz kaplı adanın gün gelip de 21. yüzyılın en ciddi uluslararası politika konularından birisine dönüşeceğini tabi ki hiç tahmin edemezdi. Zaten biz bugün içinde yaşadığımız halde tam da bu olayın neden ve nasıllarını kavrayabilmiş değiliz. Erik’in keşfettiği yemyeşil Grönland adasının NATO’nun sonunu getireceğini hiçbir şekilde tahmin edemezdik muhtemelen. NATO’nun sonu senaryolarında Rusya veya Çin ile savaş, ABD’nin çöküşü, Avrupa’nın ekonomik buhranı vs. gibi birçok neden sayılırdı ama hiçbir senaryo, ABD’nin doğrudan bir NATO ve AB üyesi ülkenin topraklarını gasp edeceği ihtimalini öngöremedi.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması ile her zamankinden daha güçlü bir bağ oluşturduğu düşünülen ABD ve AB ülkelerinin, ABD’nin Grönland’ı işgali ve bunun NATO’nun fiili olarak sonunu getirmesi gibi bir durumu bundan üç yıl önce en şiddetli kabuslarında bile göremezlerdi. Akıllarında hep Doğu’dan gelecek bir tehdit varken ve tüm güçlerini buraya yığmışken, bir anda Trump Başkan’ın “Ya seve seve, ya da döve döve” Grönland’ı ABD toprağı yapmak istemesini açıklaması ile AB ülkelerinin başından aşağı kova kova kaynar su döküldü.

Bayram değil, seyran değil, Trump Başkan neden durduk yere Grönland’a kafayı taktı diye ortalık karıştıktan sonra bunun sebepleri üzerine çok konuşuldu. Tabi ki bizde ve Dünya’da uzman bitmez, bütün uzmanlar muazzam şekilde bu olayın nedenlerini yorumladı. Benim de başım kel olmadığına göre, iki kelam da ben üzerine bir şey söyleyeyim.

Bir kere Ukrayna savaşı ile sahneye çıkınca, tabi ki birçoğu hemen nadir toprak elementleri kartına atladı. Bunun tüm genel resimde bir payı olabilir, üzerini hemen çizmiyorum ama ABD, doğrudan bir NATO ve AB üyesinin toprağını zorla alacak kadar işi ileriye taşıdıysa bunu dümdüz bir kaynak arama çabası olarak görmek yanlış olur. ABD, şu an AB’nin herhangi bir yerinde zaten istediği ticari imtiyazı çok rahat alabilecek durumda. AB ülkeleri kendilerini potansiyel Rusya saldırısı ile gaza getirmişken, ABD bu korku üzerinden zaten AB’den bu tür bir imtiyazı her türlü alır. Bunun için NATO’yu dağıtmayı göze alacak kadar saldırganlaşmasının bir mantığı yok bence.

Buradaki temel konu ABD’nin Kuzey ve Güney Amerika’daki kaynaklar üzerindeki tam kontrol kurma ve buradaki kaynaklar ile kendisine yeter hale gelmeye çalışması. Bu çabanın da merkezinde Çin’e karşı adım adım kaybettiği ekonomik ve ticari üstünlüğü kendi lehine çevirirken mümkün olduğu kadar Pasifik ve Atlantik’in iki yakasına olan bağımlılığını düşürmek var. Venezuela’nın işgali ABD’nin Amerika’yı artık Kuzey ve Güney olarak düşünmeyip, tamamını ABD’nin hinterlandı olarak görmesinin ilk adımıydı. Ancak ABD kendi kendine yeterlik konusunda güçlenmeye çalışırken bir yandan da Çin’in üzerinde enerji ihracatı merkezli bir ekonomik üstünlük kurarak ticari dengesizliğini lehine çevirmek de istiyor. Yani konu sadece kendi kendine yetmek değil, aynı zamanda Pasifik’in diğer tarafına daha rekabetçi şekilde enerji satmak. Tabi burada enerji derken kastettiğimiz de ham petrol, petrol ürünleri ve LNG.

ABD’nin enerji ihracatı için ana bölgesi Meksika Körfezi (hadi Trump Başkan’ın da gönlü olsun, Amerika Körfezi). Buradan Çin’e giden bir ham petrol tankerinin seyri 30-45 gün arası değişiyor ama ağırlıklı ortalaması 40 gün civarında. Gözünüzün önünde Dünya’yı bir küre olarak canlandırırsanız aslında Meksika Körfezi’nden doğuya gidildiğinde Çin’e olan mesafenin daha kısa olduğunu farkedersiniz. Ancak bu durumda da bu gemi günümüz koşullarında Panama’dan geçmek zorunda kalacak. Panama Kanalı ise problemli bir kanal. İşin teknik detayları için burada vaktimiz yok ama 300DWT’luk bir VLCC (Very Large Crude Carrier) tanker Panama Kanalı’ndan geçemiyor. VLCC, bugün okyanus ötesi ham petrol taşımada kullanılan en büyük sınıf tanker.

Panama’dan geçemeyen bir VLCC için bugün tek rota Ümit Burnu üzerinden Pasifik-Hint Okyanusu rotası. Bu durumda da ABD ham petrol kargolarının Orta Doğu ve hatta Avrupa kargolarına karşı ciddi bir navlun dezavantajı ortaya çıkıyor. Bazı teknik detayları bir kenara koyarsak aynısı LNG için de geçerli. Zaten LNG’nin de artan payı ve ABD’nin artan doğalgaz üretimi ile birlikte daha da önemli konu LNG.

Şimdi Meksika Körfezi’nden çıkan bir tankerin Ümit Burnu ya da Panama’yı kullanmadan gidebileceği başka bir rota var mı diye düşünelim. Her ne kadar bugün çok sık kullanılmasa da bir rota daha var, o da Atlantik’ten kuzeye yönelip, Kanada ve Grönland arasından geçerek Bering Boğazı’ndan Pasifik’e bağlanan Kuzey-Batı Geçişi. Bu deniz yolu çok sık kullanılmasa da kullanılıyor. Kışın büyük kısmında deniz buzlarıyla kaplı olmasına rağmen deniz ulaşımına açık olduğunda Meksika Körfezi’nden Asya’ya gidişteki ortalama 40 gün süren muadillerine göre ciddi bir avantaj sağlama potansiyeli var. Bazı kaynaklardan derleyerek Kuzey-Batı Geçişi’ni ve Arktik’teki diğer su yollarını sizin için bir harita haline getirdim ve buraya da ekliyorum.

Authors

BENZER YAZILAR

En Popüler