PETFORM (Petrol ve Doğal Gaz Platformu Derneği) tarafından organizasyonu gerçekleştirilen 18. Hidrokarbon Arama – Üretim Sektörü İstişare Toplantısı, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürü Arslan Narin başta olmak üzere Maden ve Petrol İşleri Genel Müdür Yardımcısı Fatih Pekdemir, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Eyeci, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Genel Müdür Yardımcısı Çağrı Şirin, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Akif Sünnetçioğlu ile üst düzey kamu yöneticileri ve sektör paydaşlarının katılımıyla 29 Eylül 2026 tarihinde JW Marriott Hotel, Ankara’da gerçekleştirildi. Toplantıda açılış konuşmalarının ardından Türkiye Arama-Üretim sektöründe yürütülen faaliyetler hakkında sektör temsilcileriyle görüş alışverişinde bulunuldu.

PETFORM Yönetim Kurulu Başkanı Gülefşan Göktayoğlu Cengiz, Cumhuriyet tarihi boyunca ülkemizdeki petrol ve doğal gaz arama-üretim faaliyetlerinin kamu ve özel sektörün, yerli ve yabancı tüm yerleşik firmaların ortak çabasıyla ilerlediğine dikkat çekti.

PETFORM Başkanı, aramacılıkta başarının tesadüfle değil; cesaret, teknoloji, disiplin ve kesintisiz emekle geldiğini, Cumhuriyet tarihi boyunca ülkemizdeki petrol ve doğal gaz arama-üretim faaliyetlerinin kamu ve özel sektörün, yerli ve yabancı tüm yerleşik firmaların ortak çabasıyla ilerlediğini ve bu sektörün gerçek gücünün, farklı yetkinlikleri ve tecrübeleri aynı hedefte buluşturabilmesinden geçtiğine dikkat çekti.

Sektörümüzde belirgin bir kamu ağırlığının oluştuğuna dikkat çeken Sn. Gülefşan Göktayoğlu Cengiz, özel sektörün payının önemli ölçüde azaldığını, faaliyet alanının daraldığını, özel sektörün rekabetçi gücünü ve sürdürülebilirliğini sağlayacak dengenin korunmasının önemine vurgu yaptı. PETFORM’un yaklaşımının net olduğuna, bu noktada kamunun öncü olması, özel sektörün ise alan ve güven bulması ve her iki tarafın da aynı hedef için birbirinin gücünü artırması gerektiğini de sözlerine ekledi. PETFORM Başkanı, enerjide güçlü bir geleceğin, kamunun kapasitesi ile özel sektörün çevikliğini rakip değil, tamamlayıcı olarak gören bir anlayışla kurulabileceğini ve özel sektörün küçük bir alanda kaldığı bu mevcut durumun, kamu-özel stratejik iş birlikleriyle aşılması gerektiğine inandığını aktardı.
Sözlerine, “TPAO ve BOTAŞ, ülkemizin en yüksek kamu yatırım kapasitesine sahip iki stratejik kuruluşudur. Değişen dünya düzeninde enerji arz güvenliğimize katkı sunmak amacıyla hem ülkemizde hem de uluslararası alanda büyük ve kritik projelere imza atıyorlar. Türkiye’de son yıllarda yakalanan keşif ivmesi uluslararası projelere taşınmaktadır ve bu bizler için gurur kaynağıdır. Enerji diplomasisinde yalnızca masada olmak yetmez, sahada kapasite, ortaklıkta güven gerekir.” şeklînde devam eden PETFORM Başkanı, 18. İstişare Toplantısı’nda üç ana başlığın açık yüreklilikle ve çözüm odaklı biçimde ele alınmasının özellikle faydalı olacağına inandığını ifade etti ve üç ana başlığı aşağıdaki şekilde sıraladı:
PETFORM Başkanı, kaynak çeşitliliğini artıran, şeffaf, tarafsız, rekabetçi ve uluslararası standartlarla uyumlu bir piyasanın Türkiye’nin enerji merkezi olma hedefinin vazgeçilmez bir unsuru olduğunun altını çizerek sözlerine son verdi.
Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürü Arslan Narin, Türkiye’nin hidrokarbon potansiyelinin ortaya çıkarılması için daha fazla arama ve sondaj yapılması gerektiğini belirtti.
18. Hidrokarbon Arama-Üretim Sektörü İstişare Toplantısı’nda konuşan Genel Müdür Arslan Narin,sözlerine hidrokarbon konusunda faaliyet gösteren kamu ve özel sektör temsilcilerini bir araya getiren bu tür toplantıların önemine vurgu yaparak ve istişare kültürünün güçlendirilmesine yaptığı katkıya dikkatçekerek başladı. Narin sözlerine aşağıdaki gibi devam etti;
“Hidrokarbon sektöründe sürdürülebilir başarı yalnızca kamu otoritelerinin düzenlemeleriyle ya da yalnızca özel sektörün yatırımlarıyla sağlanamaz.
Başarı kamu ile özel sektörün aynı hedefe bakması, sorunları birlikte tespit etmesi ve çözümleri birlikte üretmesiyle mümkündür.
Enerji arz güvenliği artık sadece ekonomik bir mesele değildir. Enerji; sanayi üretimi, ulaşımı, teknolojiyi ve dolayısıyla ülkemizin ekonomik ve stratejik bağımsızlığını temel unsurlarından biridir. Bu nedenle, Türkiye’nin sahip olduğu hidrokarbon potansiyelinin ortaya çıkarılması ve ekonomiye kazandırılması bizim açımızdan büyük önem taşımaktadır. Ancak, burada özellikle altını çizmek istediğim bir husus var; arama yapılmayan yerde rezerv bulunamaz. Hidrokarbon sektörünün geleceği, öncelikle daha fazla ve daha nitelikli arama yapabilmemize bağlıdır. Jeolojik verinin geliştirilmesi, sismik çalışmaların artırılması, yeni teknolojilerin kullanılması, deniz ve karasal alanlarda arama kapasitemizin geliştirilmesi ve riskli arama yatırımlarının teşvik edilmesi önümüzdeki dönemin temel başlıkları arasında olmalıdır. Çünkü arama faaliyeti; yüksek risk, yüksek teknoloji ve uzun vadeli yatırımlar gerektirir. Bir kuyunun ticari üretime dönüşüp dönüşmeyeceğini sondaj yapılmadan kesin olarak bilmek mümkün değildir. Dolayısıyla, aramacılıkta başarı oranları arama riskini yönetebilen, yatırımcıya öngörülebilir bir ortam sağlayan ve teknik kapasiteyi sürekli geliştiren bir yapı oluşturmaktadır.
MAPEG olarak temel yaklaşımımız açıktır. Yatırımın önünü açan, arama faaliyetlerini teşvik eden, üretimi artıran, kamu yararına çevresel hassasiyetleri gösteren,şeffaf ve öngörülebilir bir idari yapı oluşturmaktır. Bizim görevimiz, yalnızca ruhsat düzenlemek veya izin süreçlerini yönetmek değildir. Bizim temel sorumluluğumuz, ülkemizin yeraltı kaynaklarının etkin, verimli, güvenli ve sürdürülebilir şekilde aranmasını ve işletilmesini sağlamak, bunun için gerekli idari ve teknik altyapıyı sürekli geliştirmektir.
Bu çerçevede, sektörümüzden gelen görüşleri son derece değerli buluyoruz. Sahada karşılaştığımız problemlerin, yatırım kararını etkileyen hususların ve bürokratik süreçlerde yaşanan sorunların doğrudan sektör temsilcilerinden dinlenmesi bizim için önemli bir veri kaynağıdır.
Önümüzdeki dönemde, özellikle üç konuya dikkatçekmek istiyorum. Birincisi, arama yatırımlarının artırılması; Türkiye’nin hidrokarbon potansiyelini tam olarak ortaya koyabilmemiz için daha fazla arama kuyusuna, daha gelişmiş jeolojik ve jeofizik çalışmalara ve daha yüksek teknolojik olanağa ihtiyacımız var. İkincisi, üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır; bir sahada ticari keşif yapmak kadar keşfedilen kaynağın en verimli şekilde üretime kazandırılması da önemlidir. Üçüncüsü ise yatırım ortamının öngörülebilirliğidir; sektörümüzün uzun vadeli ve yüksek sermayeli yatırımlara dayanmaktadır. Yatırımcının önünü görebilmesi için süreçlerin açık, anlaşılır olması ve kamu kurumları arasındaki koordinasyonun güçlü şekilde sağlanması yatırım kararları açısından büyük önem taşımaktadır. MAPEG olarak, bu konularda sektörümüzle yakın iletişim içinde olmaya devam edeceğiz.
Türkiye’nin hidrokarbon aramacılığında geldiği noktayı değerlendirirken yalnızca bugünkü üretim rakamlarına bakmamalıyız. Bugün atılan her arama adımı, yapılan her jeolojik çalışma, elde edilen her yeni veri ve açılan her kuyu Türkiye’nin gelecekteki enerji arz güvenliğine yapılan bir yatırımdır. Bu nedenle, arama faaliyetlerine yalnızca kısa vadeli ekonomik sonuçlar üzerinden bakmamak gerekir. Arama, geleceğe yapılan yatırımdır.
Başarılı bir arama çalışması yalnızca bir rezerv keşfi değildir. Aynı zamanda ülkemizin jeolojik bilgi birikimini artırır, teknik kapasitesini geliştirir, yerli mühendislik vehizmet sektörünü güçlendirir ve yeni yatırımların önünü açar. Bu anlayışla, kamu ve özel sektör olarakhedefimizin Türkiye’nin yerli hidrokarbon potansiyelini mümkün olan en yüksek ölçüde ortaya çıkarmak olduğuna inanıyorum. Elbette bunu yaparken çevresel sorumluluklarımızı ve iş sağlığı ve güvenliğini göz önünde bulundurmalıyız.
Kaynağı ararken çevreyi, üretirken güvenliği, yatırım yaparken kamu yararını gözetmek zorundayız.”
Ayrıca, Narin, özel sektöre verilen yatırımlarda yatırım yapma konusunda bir gevşeklik gözlemlediklerini belirterek verilen ruhsatlarda arama yatırımları ve sondajların süresinde ve hızlı şekilde gerçekleştirilmesini beklediklerini ifade etti. Narin, süre uzatımları ve yeni süreler verilmesinden ziyade özel sektörün arama faaliyetleri konusunda daha hassas davranması gerektiğini dile getirdi.
