Pazar, Şubat 1, 2026
Ana SayfaManşetAB ile Yeşil Dönüşüm Mühendisliği

AB ile Yeşil Dönüşüm Mühendisliği

Dünyanın yüzölçümünün yüzde 2’sini büyükşehirler oluşturmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 60’ı bu bölgelerde yaşamakta, üretilen elektriğin yüzde 75’i tüketilmekte ve bu şehirlerin sera gazına etkisi yüzde 80 civarında.

Türkiye’de sanayi başta olmak üzere belirlenmiş sektörlerde AB sınırda karbon düzenleme mekanizmasına geçiş sürecinin 1 Ocak itibarıyla yürürlüğe girmesi ile ticarete yeni bir dönem başlıyor.

Geçenlerde FT Energy’de ilginç bir makale okudum. Karbon fiyatları ve yeşil enerji destek yükleri ile Avrupa Birliği sanayisizleştirilmeye doğru mu gidiyor? Zaten sanayi olamayınca artık emisyonlar da olmayacak değil mi? Bu okuduğum makaleye göre İngiltere’de sanayiyi tekrar canlandırmak için karbon fiyatları ve yeşil enerji destekleri baskılayacak. Karbon fiyatları sanayiye nasıl bir denge getirecek. Öncelikle eğitim hayatı boyunca öğrendiğimiz temel bilgimizi tekrar hatırlayalım. Fosil yakıtlarla, yeryüzünden atmosfere salınan karbon bileşenlerinin sera etkisi oluşturup iklim değişikliği ve asit yağmurlarının oluşmasının artarak devam edeceğini gözlemliyoruz. 2019 yılında AB ülkelerinin ilan ettiği Avrupa Yeşil Mutabakat Anlaşması ile AB sera gazı salımlarının 2030 yılında, 1990 yılları seviyesine ve 2050 yıllarında ise karbon nötr hale getirilmesi hedeflenmektedir. AB tarafında bu belirlenen hedefler doğrultusunda yeşil büyüme ekonomisi oluşturulmuştur.2026 yılına geldiğimizde AB, yeşil dönüşümde belirlediği mevzuatsal kuralların bir kısmını yumuşattı bir kısmınıda ileri tarihe tehir etti. Bu kurallar neticesinde içten yanmalı motorlu araçların 2035 tarihine kadar olan sona erdirme planlarını tehir etti. Ülkemiz açısından bakıldığında, en büyük ihraç kalemlerimizi gönderdiğimiz AB ülkeleri ile ticaretimiz yüzde 50’lere yaklaşmıştır. Bu nedenden dolayıdır ki, AB yeşil mutabakatı ile öngörülen değişikliklerin, gümrük birliği ile AB’ye sağladığımız ticari ve ekonomik birlik ile entegre olduğumuz, değer zincirleri üzerinde dolaylı değil doğrudan bir etkisi olacağı kaçınılmazdır. (Karbon emisyon değerlerinde dünya nüfusunun en zengin yüzde 1’i, emisyonların yüzde 15’ini oluştururken, dünya nüfusunun en fakir yüzde 50’lik kısmıysa emisyonların yüzde 7’sini oluşturuyor. Yani en zengin nüfus, en fakir nüfusa göre 100 kat fazla emisyon oluşturuyor.)

Ülkemiz, 2023 yılında mayıs ayında enerjiden kaynaklanan cari açık yaklaşık 88,3 milyar USD iken Aralık 2025 yılında 62,6 milyar USD civarındadır. AB ‘ne 2023 yılı 4.çeyreği ile 2025 yılı 2. Çeyreği arasında ihraç konusunda ilk dünyada 20 ülkeye bakıldığında, Ukrayna birinci, Türkiye ikinci olduğu görülmektedir.

AB’ye ihracat yapan firmalar için sınırda karbon düzenleme mekanizması kapsamında yeni bir dönem başlıyor. 1 Ocak tarihinden itibaren belirlenmiş sektörlerden olan demir/çelik, alüminyum, gübre, çimento, elektrik ve hidrojen gibi AB’ye ihraç yapan firmalar için üçer aylık sera gazı emisyon beyanı zorunlu hale geldi. Yeni düzenleme ile emisyon değerlerini eksiksiz ve doğru raporlamayan firmalar, AB tarafından ticari riskli olarak görülecektir. Yeni yıl ile birlikte emisyon beyanları doğrudan mali yükümlülüğe dönüşecektir. Firmalar emisyon değerleri karşılığında SKDM sertifikası satın almak zorunda kalacaktır. Bu konularda hazırlıksız olan firmalar artan karbon maliyetleri nedeniyle avrupa pazarında rekabet gücünü kaybedecektir. SKDM yalnızca avrupaya uyum zorunluluğu değilde sanayinin yeşil dönüşümünü hızlandıracak önemli bir araç. Buna karşın geçiş döneminin sona ermesiyle birlikte, raporlama yükümlülükleri ile idari ve operasyonel maliyetlerinde artış ile soru işareti olarak gözükebilir. Tekstil sektörü yeşil dönüşüm ajandasında. 2030 hedeflerinden olan bu sektör ile kimya sektörü, plastik sektörü de 2030 yılında kapsama sokulması gündemde.

 

2050 yılında ülkelerin net sıfır emisyon hedeflerine ulaşma taahhütleri mevcut. Bu hedeflere ulaşabilmek için yenilenebilir enerjideki payın yüzde 50’lere ulaşması şart.

Yukarıda bahsettiğim cari açığı azaltma ve karbon nötr hedeflere ulaşmada iki kalem ön plana çıkmaktadır. Birincisi yenilenebilir enerji, ikincisi ise enerjiyi verimli kullanmak.

Enerjinin iklim oyuncuları, yaşam döngüsü sera gazı emisyonları (gCO2/kwh)

Kömür: 820, Petrol: 720, Doğalgaz: 490, Biyokütle: 230

Güneş: 48, Hidro: 24, Nükleer: 12, Rüzgar: 11

Yazılarımda bahsettiğim bir konu, 1 MW yenilenebilir enerji tesisi kurarak yıllık 100 bin USD cari açığımızıdan azaltmak oldukça mümkün. Birleşik maryeniysen faktörüne göre rüzgar enerji santrallerinde üretilen her 1 MW elektrik enerjisi için doğaya 648,2 kg daha az karbondioksit salımı yapılıyor. Hidro’lar için bu rakam 571 kg civarındadır. Bir güneş panelinin, üretiminde yayılan karbondioksiti temizlemek için gereken enerjiyi üretebilmesi yaklaşık 6 ay sürmektedir. Unutmayalım ki 1 MW yenilenebilir enerjinin aynı miktardaki fosil yakıtlı enerji santralinden 6 kat daha fazla madene ihtiyacı var. Tabi yeşil ekonomiye geçişte finansman ve finans kaynaklarına ulaşım oldukça kritik bir hale gelmiştir.

Bundan önceki COP toplantılarında ana teması iklim finansmanıydı. Toplantılarda anlaşmaya taraf ülkelerin tartıştığı konu finansmana ulaşım ve finans oluşturmaydı. Konferanslarda iklim finansmanları ve finansa ulaşım ana gündem maddesi oluyor. Asında 2009 yılından beri gelişmiş ülkeler 2020 yılı başına kadar gelişmekte olan ülkelere yeşil dönüşüme geçiş ve iklim değişikliğine uyum faaliyetleri için yıllık 100 milyar USD finansman aktarımı hedeflemişlerdi. 2050 yılında ülkelerin net sıfır emisyon hedef taahhütleri bulunmakta ve bu hedeflere ulaşmak için yenilenebilir enerjide özellikle rüzgar ve güneş enerji santrallerinde yüzde 50’lere ulaşılması şart olarak görülmektedir. Bu hedeflere ulaşmak için yıllık 2 trilyon USD’lik bir ihtiyaç söz konusu ve COP toplantılarında finansman katkısının bunun yarısından bile az olacağı konuşuldu. Aslında finansman konusu sadece miktara bağlı değil, bu aktarmaların nasıl hangi yöntemlerle yapılacağı ön planda. Geri ödemeli mi yoksa hibe olarak mı? Ulusal bütçelerden mi, yoksa uluslararası yatırım ve kalkınma bankalarından mı gibi sorulara muhatap olundu. Ayrıca yazımda belirttiğim üzere tarihsel olarak emisyonlarda en fazla paya sahip ülkelerin karbon borcu yükümlülüğü olması ve geri ödemesiz bir şekilde bu fonun tahsisi konuşuldu. Fosil yakıtlar için daha fazla vergilendirme uygulaması da talepler arasında. Sonuç olarak yıllardan beri tartışılan finansman ve finansmana ulaşım modelleri konularında bir yöntem belirlenmemiş ve yeterli bir iş birliği sağlanmaması hususu bazı hususların bir sonraki oturuma tartışma konusu olması ile kapanmıştır. Net sıfır emisyon taahhütleri için, özellikle küresel ekonomi ve politik gerginliklerden kaçınılması gerekiyor. Bunlar sektörü direkt olarak etkilemektedir. Özellikle ülkelerin enerji güvenilirliği ve net sıfıra ulaşmak için iklim politikalarına odaklanma, fosil yakıtlarından kaynaklanan karbon vergilerinden oluşan fonla yenilenebilir enerjiye dönüşümü artıracağını düşünmekteyim.

Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, 2050 net sıfır emisyon değerine ulaşmak için yapılması gerekenleri 7 başlıkta toparlayabiliriz.

1-Enerji verimliliği,

2-Temiz enerji kaynakları,

3-Karbon yakalama,

4-Elektifikasyon,

5-Biyoenerji,

6-Hidrojen bazlı yakıtlar,

7-Davranış değişiklikleri

Bu belirtilen 7 madde, dünyanın 2050 yılı enerji ön görünümünü belirleyecek başlıca faktörlerdir.

COP 31 etkinliğinin ülkemizin ev sahipliği yapması bir dizi fırsatlarıda beraberinde getirmektedir. Zirve, Türkiye’nin iklim diplomasisinde aktif bir rol oynayarak küresel olarakta bir güç sahibi olabilir. Türkiye’nin iklim hedeflerini yükseltmesi, yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırması ve yeşil dönüşüme geçişi teşvik etmesi için güçlü bir ivme sağlayabilir.

İklim değişikliği ile mücadele için gerekli olan teknoloji ve finansmana erişim konusunda yeni kapılar açabilir.

Authors

BENZER YAZILAR

En Popüler