Gelin şöyle bir çay koyup günün yorgunluğunu atalım, dertleşir gibi konuşalım. Hani vaktiyle mahalle aralarında, sokak başında şöyle yan yana sandalyeler çekilirdi ya; işte o rahatlıkla… Bugün dertleşeceğimiz konu ya eğitim sistemimiz olacak ya da enerji faturalarımızın neden bir türlü düşmediği. Hangisini konuşalım derseniz, aslında ikisi de birbirine bağlı. Nasıl mı? Anlatayım.
Eskiden öğretmenin elinde bir tebeşir, kara tahta başında sorar: “Evladım, 3 kere 4 kaçtır?” Cevabı hızlı veren öne çıkar, aferini kapar. Cevap önemli. Çünkü sınavlar öyle kurulu: Soru sorulacak, sen de en kısa sürede cevabı bulacaksın. Yani akıllı çocuk; eşittir, hızlı cevaplayan. Okuldan mezun olup işe gittin mi, kimse sana “Bu cevabın ne kadar doğru ne kadar tutarlı?” diye kolay kolay sormaz. “Cevap ver, geç” devri yaşanır gider.
Ama şimdi yeni bir nesil doğdu: Yapay Zeka dediğimiz şey. Sen sormadan o soruyor, daha sormayı bitirmeden sana cevabı döküyor. Öyle ki, Türkçesiyle, İngilizcesiyle, matematiğiyle ne istersen mevcut. Hal böyle olunca bugünün gençleri için artık “cevap bulmak” işin kolay kısmı. Asıl mesele, soruyu nasıl soracağımızı bilmekte!
Düşünün ki, elinde ansiklopedi olan çocuk yok artık, cebinde bütün bir ansiklopedi, kitaplık, hatta koca bir üniversite var. Dilerse sorusunu güzel sorar, cevabı anında alır. Ama ya cevabın tutarlılığını, mantığını, eksiksizliğini nasıl anlayacak? İşte eğitim sistemimizin krizi burada başlıyor. Çünkü onu hep “doğru cevabı bulmaya” odaklamışız. Halbuki şimdi ihtiyaç duyduğumuz şey, “doğru soruyu sorma” yeteneği. Sorunun ne zaman, nasıl ve niçin sorulacağını öğrenmek. Çünkü bakacağımız cevaplar artık makineden, ama doğru soruyu hâlâ insan sormak zorunda.
Yeni eğitim düzeninde en kıymetli beceriler değişiyor. Mesela, hangi soruyu, nasıl, ne zaman soracağına karar vermek, o soruya gelen cevabın doğruluğunu, tutarlılığını anında test edebilmek artık çok önemli. Hatalı cevapları fark edip ayıklama becerisini geliştirmek; yani aklın filtresi olmak. Çünkü Yapay Zeka da bazen saçmalayabiliyor, yanlış bilgi verebiliyor, eksik anlatabiliyor. Eee, çocuk “Yapay Zeka söyledi” diye her duyduğuna inanacak mı? Hayır! Sorgulayacak, çapraz kontrol edecek, araştıracak.
Bu noktada sözü enerji piyasasına getireceğim. Tabii burada şu “elektrik faturası neden el yakıyor?” diye bir soru sorsak, yapay zekâya da sorsak; bir sürü cevap önümüze serilecek. Ama esas mesele, “Fiyatı ne belirliyor? Hangi dönemde ne kadar tükettim? Sistem değişirse gelecek ay faturam ne olur?” gibi doğru soruları sormakta. Çünkü artık piyasada, özellikle enerjide, fiyatı sadece üretim değil, piyasadaki veriler, algoritmalar ve öngörüler belirliyor. Şimdi analist dediğin, önündeki veriyi doğru analiz eden değil, doğrudan, en can alıcı, etkili soruyu sorabilen kişi olmalı ki rakamların ardından, işin esasını kavrasın.
Enerji sektörüne de teknoloji girdi, algoritmalar fiyatı belirliyor, yapay zekâ verileri işliyor. Ama şu kısım çok önemli: Sistemi besleyen veri yanlışsa, soru hatalıysa, elde edilen sonuç da yanlış olur. Yani “soruyu yanlış sorarsan, en kuvvetli bilgisayar da çalışsa yanlış fatura gelir, yanlış karar alırsın.” Eğitimdeki değişimle benzer: Cevabı bulmak kolay, önemli olan “hangi soruyu, hangi veriye ve hangi amaca göre sorduğumuz.”
Son söz, sohbetin en tatlı yerinde gelsin: Hani “akıllı cevap” devri bitiyor, “akıllı soru” devri başlıyor. Enerji piyasasında da, okulda da, yaşamın her alanında önümüzdeki dönemin yıldızı “doğru soruyu soran”, cevabı tartabilen ve yanlışsa hemen anlayabilen olacak. Cevabı artık makine verir ama, iyi soruyu insan sormadan olmaz. Sandalyeyi biraz ileri çekelim, önümüzdeki günler daha çok soranlara açık olacak!.
Ve işin ilginç yanı şu: Cevaplar artık makineye, ama sorular hâlâ insana ait.
