Cuma, Ekim 23, 2026
Ana SayfaDoğalgazLibya Onayladı, Akdeniz Kızıştı

Libya Onayladı, Akdeniz Kızıştı

20 Ekim 2026’da Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ile 2019’da imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakatı oy birliğiyle onayladı. Haber düşer düşmez Doğu Akdeniz diplomasisi, alışıldık şekilde cumbur cemaat şoka girdi.

Avrupa Birliği ise refleks olarak artık alıştığımız nakaratı tekrarladı: Anlaşma, üçüncü ülkelerin egemen haklarını ihlal ediyor ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne aykırı. Dolayısıyla hukuken geçersiz. AB’nin 20 Ekim’deki açıklaması da bu çerçeveyi yeniledi.

Tabii “hukuken geçersiz” demek, coğrafyanın kaybolduğu anlamına gelmiyor. Doğu Akdeniz’de sorun, kâğıt üzerindeki hukukun azlığı değil, herkesin kendi haritasını kutsal metin gibi okuması, diğerlerinin haritasını ise siyasi fantezi ilan etmesidir.

Haliyle, sorun Libya-Türkiye anlaşmasından çıkıp diğer ülkelerin birbirleriyle olan anlaşmazlıklarını ya da politik sorunlarını da kapsayarak büyümektedir. Mısır’ın ve İsrail’in tepkilerini böyle okumak gerekir diye düşünüyorum. Bunların sayıları artacaktır. Bazıları haklı nedenlerle bazıları ise maydanozluk olsun diye.

Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda bölge ülkeleri arasında bugüne kadar bir uzlaşı sağlanamaması ve tarafların maksimalist yaklaşımları, bölgede petrol ve gaz arama faaliyetlerinden tutun enerji ihracat altyapılarına kadar birçok konunun önünde büyük bir engel oluşmuştur.

Libya Temsilciler Meclisinin Türkiye ile imzalanan deniz yetki alanları mutabakat zaptını onaylaması ile birlikte alevlenen diplomatik kriz yakın zamanda enerji özelinde iki cephede sahaya yansıyacak.

Birincisi, Türkiye ile Yunanistan ve dolaylı olarak Avrupa Birliği arasında. Konu ise, Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni birbirine bağlayacak deniz altı elektrik kablosu projesi.

Çünkü, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ı bağlayacak elektrik kablo projesi için planlanan rota Türkiye’nin kıta sahanlığı iddiası ile çakıştığı için taraflar arasında zaten epey bir süredir problem yaşanıyordu. Yani proje daha denize inmeden deniz üstünde siyasi bir trafiğe dönüşmüş durumda.

Ne projenin ana yüklenicisi olan Fransız Nexans şirketinin ne Yunanistan’ın ne de GKRY’nin Türkiye’den izin anlamına gelebilecek herhangi bir talepte bulunacağını sanmıyorum. Çünkü böyle bir durum Türkiye’ye boyun eğme ve iddia ettikleri haklardan taviz verme olarak algılanabilir. Ayrıca Türkiye’nin bölgedeki taleplerinin fiilen tanınması anlamında yorumlanabilir.

Keza, Nexans şirketi 4 Ekim 2026 tarihinde yayımladığı resmi basın açıklamasında, basında çıkan iddiaları yalanladı. Şirket, projenin deniz tabanı etüt çalışmaları için Türk yetkililerle hiçbir şekilde iletişime geçmediğini, geçmeyi planlamadığını, tüm koordinasyon ve izin süreçlerini yalnızca proje geliştiricisi IPTO ile Yunanistan ve Guney Kıbrıs otoriteleriyle yürüttüğünü söyledi. Ayrıca Nexans, kendisinin siyasi veya jeopolitik konulara taraf olmayan uzman bir endüstriyel yüklenici olduğunu vurguladı.

Nexans, deniz tabanı etütlerine bu ay sonunda başlamayı hedefliyor. Bu kablo projesi teknik olarak elektrik taşımaya amaçlasa da siyasette voltajı oldukça yüksek bir mesaj taşıyacak gibi gözüküyor. Bakalım neler olacak.

İkincisi, Libya ile Yunanistan arasında Girit’in güneyi.

Yunanistan 12 Haziran 2025’te Girit adasının güneyinde “South Crete 1” ve “South Crete 2” olarak adlandırılan toplam 23.300 km²’lik iki parsel için uluslararası ihaleye çıkmıştı. Libya ise bu parsellerin %85’inden fazlasının kendi deniz yetki alanında olduğunu, dolayısıyla Yunanistan’ın egemen haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle BM’ye resmî bir protesto notası sunmuştu. Yunanistan ise bu parsellerin uluslararası hukuk ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde kendi egemen hakları dahilinde olduğunu savunuyor.

Böylece bir hidrokarbon arama ihalesi, sıradan bir enerji yatırımı olmaktan çıkıp deniz yetki alanları tartışmasının merkezine yerleşti. Petrol ve gaz arama parselleri, Akdeniz’de artık yalnızca jeoloji değil, jeopolitiğin de sismik haritasını çıkarmaya aday olmuş durumda.

Yunanistan, bu iki parseli Şubat 2026’da Chevron operatörlüğünde Chevron-HelleniQ Energy konsorsiyumuna tahsis etti. Türkiye, bu tahsisi hukuka aykırı olarak eleştirmiş, Libya ise beklenenin aksine nedense daha temkinli bir dil kullandı.

Chevron, bu yıl sonuna doğru söz konusu parsellerde sismik araştırma çalışmalarına başlamayı planlamakta. Bakalım akabinde neler olacak.

Nihayetinde, Türkiye-Yunanistan-Libya üçgeni, Avrupa Birliği’nin Yunanistan yanındaki konumuyla fiilen bir kareye dönüşecek. Ve bu karenin kenarlarında yalnızca diplomatik notlar değil, sismik gemiler, bol sıfırlı yatırımlar ve enerji ihracat hayalleri gezecek.

Halbuki uluslararası hukuk bize, Doğu Akdeniz’deki tek taraflı münhasır ekonomik bölge iddialarının ve ikili deniz sınırı sınırlandırma anlaşmalarının, üçüncü tarafların çıkarlarını dikkate almıyorlarsa pek bir değeri olmadığını söylemektedir. Herkes uluslararası hukuku kendi iddiasının dekorasyonu olarak kullanıyor ve ne yazık ki bölgede yatırım iklimi kurmak yerine yatırım riskini arttırıyor.

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan 2020’de «Akdeniz’deki tüm ülkeler olarak bir araya gelelim; herkesin haklarını koruyacak ve herkes tarafından kabul edilebilir bir formül bulalım» çağrısında bulunmuştu. Çağrı önemliydi, ancak bu çağrıyı herkes duyduğu halde altı yıl sonra hala bir cevap gelmedi. Stalin ile Churchill’in telefon konuşmasını andırır şekilde.

Stalin bir gün telefonda Churchill ile konuşur. Stalin’in cevapları şöyledir:
– Hayır
– Hayır
– Hayır
– Hayır
– Evet
– Hayır
– Hayır
Sonra telefonu kapatır.

Politbüro sekreteri sorar: Yoldaş Stalin, Churchill ile hangi konuda anlaştınız?
Stalin cevap verir: Kendisini iyi duyduğum konusunda.

Oysaki, bölgedeki tüm ülkeleri bir araya getiren pragmatik bir bölgesel enerji iş birliği modeli bölgenin karmaşık jeopolitik bulmacasını çözmek için bir zorunluluktur. Zor ancak imkansız olmayan çözüme varmak için tüm bölge ülkelerinin ortak çaba, istek ve irade göstermeleri gereklidir. Yani, kısa vadede herkesin tüm talebini karşılamayacak ama hiç kimsenin tüm talebini karşılayamayacağı gerçeğini de kabul ettirecek pragmatik bir çerçeve.

Aksi takdirde Doğu Akdeniz’de gaz, petrol ve elektrik üretilebilir ama bölgesel iş birliği üretilemez. Enerji, bölgenin nadir ortak paydası olmaktan çıkıp bir kez daha kaçırılmış fırsatlar müzesinin vitrinine yerleşir.

Kalın sağlıcakla.

Yazar

BENZER YAZILAR

En Popüler