Ülkemizin sadece transit taşıyıcı olmaktan çıkıp artık uluslararası projelerin ortaklarından olma yoluna geçmiştir. Türkiye’nin enerjisini çeşitlendirmesi ve sadece geçiş hattı değilde, enerjide merkez olma stratejisini petrol ve doğalgaz üretimi oluşturmaktadır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, Ülkemizin günlük 1 milyon varil petrol ve günlük 1 milyon varilde doğalgaza ihtiyacı bulunmaktadır. Ülkemizin gerek yurt içi gerekse yurt dışı arama faaliyetleri ile belli noktalarda talepin yaklaşık yüzde 15’lik kısmını karşılayabilmekte.
Artan yerli üretimin yanı sıra Türkiye, petrol ve doğalgaz arz güvenliğini çeşitlendirilmiş ithalat yapısıyla da desteklemeyi sürdürüyor.
Irak petrolünü Ceyhan üzerinden dünya piyasalarına taşıyan Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hattı da bölgesel petrol akışında önemli rol oynuyor. 1973 yılında imzalanan anlaşma ile 1975 yılında işletmeye açılmış bir hat.
Kerkük’ten Ceyhan’a uzanan ve bu yıl martta yeniden devreye alınan hattın günlük taşıma kapasitesi yaklaşık 1,5 milyon varil seviyesinde bulunuyor. İlk aşamada günlük yaklaşık 170 bin varille başlayan sevkiyatın 180 ila 200 bin varile ulaştığı belirtilirken, Irak tarafı taşınan miktarın ilerleyen dönemde artırılmasını hedefliyor.
Ankara ile Bağdat, Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hattı için daha kapsamlı bir enerji işbirliği modeli üzerinde görüşmelerini sürdürüyor. Irak’ın yeniden günlük yaklaşık 750 bin varil petrol ihracatı gerçekleştirebilmesi için Türkiye’nin bu kapasiteyi tahsis etmeye hazır olduğu belirtiliyor.
Yeni çerçevenin, uzun vadede daha yüksek sevkiyat hacimleriyle iki ülke arasındaki enerji iş birliğini derinleştirmesi bekleniyor.
Bu süreçte TPAO’nun BP ve ConocoPhillips ile birlikte Kerkük sahalarının geliştirilmesine ortak olması, Türkiye’nin yalnızca petrol taşımacılığında değil, üretim tarafında da doğrudan yer almasını sağlayan stratejik bir adım olarak öne çıkıyor. Söz konusu ortaklığın, Ankara’nın enerji diplomasisindeki hareket alanını da genişletmesi bekleniyor.
Öte yandan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin Türkiye’ye günlük 1 milyon varile kadar petrol sağlayabileceklerini söylediğini aktarması, iki ülke arasındaki enerji ticaretini büyütme yönündeki siyasi iradeyi ortaya koyuyor.
Irak petrolünün daha yüksek hacimlerle Ceyhan üzerinden taşınmasının, terminalin bölgesel petrol ticaretindeki stratejik rolünü güçlendirmesi ve Türkiye’nin küresel enerji merkezi olma hedefine katkı sağlaması bekleniyor. İki taraf ayrıca kalkınma yolunun sadece ticaret koridoru değilde, üzerinden petrol, doğalgaz, elektrik ve veri hatları taşıyacak bir enerji koridoru olarak tasarlamayı değerlendirmektedir.
Enerji çeşitlendirilmesi artık fosil yakıtları satın almak değildir; üretime ortak olmak, yönetmek, arama ve üretim teknolojilerini geliştirmek ve enerji diplomasisidir.
Bundan dolayı (TPAO) Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın, Irak-Kerkük bölgesindeki petrol geliştirme projesine yüzde 15 ortak olması, sıradan bir ticari yatırım olarak görülmemeli bu yatırım ortaklığı ile, Türkiye’nin enerji vizyonunu göstermesi açısından oldukça önemlidir.
Türkiye, enerjiye olan talebin sanayi, ticaret, hanelerin ısınması ve ulaşım ihtiyaçlarından dolayı uzun yıllardır dünyanın en büyük enerji ithalatçılarındandır.
Ülkemiz, petrol ve doğal gaz ithalatı için her yıl yaklaşık 50-60 milyar dolar arasında değişen miktarda yurt dışına fatura ödüyor.
Ancak, yeni enerji mimarisi ve diplomasisiyle birlikte dünyadaki kurallarda değişiklikler başladı.
Geçmişte enerji güvenliği, uzun vadeli kontratlar ile petrol ve doğalgaz satın alınarak sağlanıyordu.
Bugün ise enerji diplomasisine sahip ülkeler 4 alanda öne çıkıyor:
1-Rezerv sahibi ülkeler ile ortak olmak,
2-Arama ve üretimden pay almak,
3-Teknoloji ve yazılımlarda söz sahibi olmak,
4-Güçlü yerli enerji şirketleri aracılığıyla küresel enerji diplomasisinde etkili rol oynamak.
Bu şirketler yalnızca petrol ve doğalgaz üretmiyor; ülkelerinin dış politika, yatırım ve teknoloji stratejilerinin de en önemli araçları olarak görev yapıyor.
Türkiye’nin de TPAO aracılığıyla benzer bir açılım gerçekleştirmesi için çizilen yol oldukça değerlidir.
Kerkük neden stratejik?
Kerkük, dünya petrol endüstrisinin en önemli bölgelerinden biridir.
Yaklaşık bir asırdır üretim yapılan bu saha, küresel ölçekte verimli petrol havzaları arasında kabul ediliyor.
Irak, günlük yaklaşık 4,5 milyon varil petrol üretimi ve 146 milyar varili aşan kanıtlanmış rezervleriyle dünyanın en büyük 5. Petrol üretici ülkelerinden biridir.
Dolayısıyla TPAO’nun burada yüzde 15 pay alması, sadece bir hissedarlık meselesi değildir.
Asıl önemli olan, TPAO’nun BP ve ConocoPhillips gibi küresel enerji devleriyle aynı konsorsiyumda yer almasıdır.
Uluslararası enerji sektöründe güvenilirlik, teknik yeterlilik ve ortaklık performansı, çoğu zaman sermayeden daha değerlidir.
Başarıyla tamamlanan her proje, yeni coğrafyaların kapısını açan güçlü bir referansa dönüşür.
Asıl kazanç, bilgi ve teknoloji
Bu ortaklığın en önemli getirisi belki de üretilecek petrolden daha değerlidir.
O da bilgi ve teknoloji transferidir.
BP; dijital saha yönetimi, yapay zekâ destekli rezervuar modellemesi, gelişmiş petrol geri kazanımı, karbon yönetimi ve büyük ölçekli saha rehabilitasyonu alanlarında dünyanın en ileri şirketlerinden biridir.
ConocoPhillips ise büyük petrol sahalarının onlarca yıl boyunca verimli işletilmesinde benzersiz bir deneyime sahiptir.
TPAO mühendisleri bu projede yalnızca ortak olmayacak; dünyanın en gelişmiş saha yönetim modellerini uygulama içinde öğrenme fırsatı bulacaktır.
Uluslararası enerji sektöründe kurumsal kapasite, sınıf ortamında değil, sahada ve büyük ortak projelerde gelişir.
Karadeniz’deki doğal gaz keşfi, Gabar petrolü, Azerbaycan, Irak, Libya, Somali ve Pakistan’daki faaliyetleri TPAO’nun teknik kapasitesini ve uluslararası tecrübesini önemli ölçüde geliştirmiştir.
Şimdi hedef daha büyük olmalıdır.
Türkiye’nin dış politika ağı, ekonomik ilişkileri ve finansal araçları, milli enerji şirketinin uluslararası büyümesini destekleyecek şekilde daha etkin kullanılmalıdır.
Enerji yatırımları artık yalnızca jeolojiyle kazanılmıyor.
Diplomasi, finansman ve teknoloji en az rezerv kadar önem taşıyor.
Türkiye’nin Afrika’dan Orta Asya’ya, Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanan diplomatik ağı; Özellikle Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Irak, Libya, Somali ve uygun siyasi koşullar oluştuğunda Doğu Akdeniz ile Sahra Altı Afrika, Türkiye’nin doğal ilgi alanları arasında bulunuyor.
Amaç her projede çoğunluk hissesi almak değildir.
Asıl amaç; doğru ortaklarla birlikte rezerv tabanını büyütmek, üretim kapasitesini artırmak, teknoloji kazanmak ve küresel ölçekte güvenilir bir yatırım ortağı haline gelmektir.
Enerji şirketleri dış politikanın da aracıdır
Bugün dünyanın önde gelen milli enerji şirketleri sadece ticari kuruluşlar değildir.
Aynı zamanda ülkelerinin ekonomik diplomasisinin, yatırım stratejisinin ve jeopolitik etkisinin önemli araçlarıdır.
Aramco’nun Asya’daki yatırımları, ADNOC’un Avrupa ortaklıkları, Petronas’ın Afrika’daki projeleri veya Equinor’un küresel portföyü bunun en iyi örnekleridir.
TPAO da zaman içinde benzer bir rol üstlenebilir.
Bunun için şirketin kurumsal kapasitesi güçlendirilirken, Türkiye’nin dış politika öncelikleriyle enerji stratejisi daha güçlü biçimde entegre edilmelidir.
Sadece Türkiye’de petrol ve doğal gaz arayan bir şirket değil; dünyanın farklı coğrafyalarında yatırım yapan, teknoloji geliştiren, uluslararası ortaklıklar kuran ve küresel ölçekte rekabet eden bir milli enerji şirketi oluşturmak.
Kerkük anlaşmasını yalnızca yüzde 15’lik bir ortaklık olarak okumak büyük resmi kaçırmak olur.
Asıl soru şudur:
Ancak bunun yolu yalnızca yeni petrol sahalarına ortak olmaktan geçmiyor.
Güçlü diplomasi, sağlam finansman, ileri teknoloji, nitelikli insan kaynağı ve uzun vadeli devlet vizyonu birlikte hareket edebilirse, TPAO sadece Türkiye’nin değil, bölgesinin de en etkili enerji şirketlerinden biri haline gelebilir.
Kerkük, bu uzun yolculuğun son durağı değil; belki de en önemli başlangıç noktalarından biridir.
