Artan elektrik talebi, enerji güvenliği endişeleri ve net sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda yeniden ivme kazanan nükleer enerji sektöründe 2050’ye kadar devreye alınacak yeni kapasitenin yaklaşık dörtte birini küçük modüler reaktörlerin (SMR) oluşturması bekleniyor.
Yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşmasıyla hızla büyüyen veri merkezlerinin enerji ihtiyacı, ulaşım ve sanayide elektrifikasyonun hız kazanması ve kesintisiz düşük karbonlu elektrik üretimine yönelik talebin artması, son yıllarda nükleer enerjiyi küresel enerji dönüşümünün en önemli unsurlarından biri haline getirdi.
Bu dönüşüm, 2023’te Dubai’de düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28. Taraflar Konferansı’nda (COP28) ülkelerin 2050’ye kadar küresel nükleer enerji kapasitesini en az üç katına çıkarma taahhüdünde bulunmasıyla daha da güçlendi.
Bu süreçte daha düşük ilk yatırım maliyeti, modüler yapısı, daha kısa inşa süresi ve artan elektrik talebinin bulunduğu bölgelere daha esnek şekilde konuşlandırılabilmesi sayesinde SMR’ler, nükleer sektörde yeni yatırım planlarının merkezine yerleşmeye başladı.
Özellikle veri merkezleri, enerji yoğun sanayi tesisleri ve kesintisiz elektrik ihtiyacının bulunduğu alanlar için uygun seçenek görülen SMR’lerin nükleer enerji kapasitesindeki büyümenin önemli taşıyıcılarından olması bekleniyor.
AA muhabirinin Dünya Nükleer Birliği’nin (WNA) verilerinden derlediği bilgilere göre, mevcut reaktörlerin işletilmeye devam etmesi ve hükümetlerin açıkladığı yeni nükleer kapasite hedeflerinin hayata geçirilmesi halinde küresel nükleer kurulu gücün 2050’ye kadar 1446 gigavata ulaşması bekleniyor.
Mevcut durumda yaklaşık 403 gigavat olan küresel nükleer kurulu gücün 1446 gigavata ulaşabilmesi için yaklaşık 1043 gigavatlık yeni kapasitenin devreye alınması gerekiyor.
Bu yeni kapasitenin yaklaşık 260 gigavatını ise SMR’lerin oluşturacağı hesaplanıyor.
REAKTÖR YATIRIMLARININ ÜÇTE BİRİNİN SMR’LERE YÖNELMESİ BEKLENİYOR
Küresel nükleer kapasite hedeflerinin hayata geçirilebilmesi için 2025-2050 döneminde nükleer değer zinciri genelinde yaklaşık 6 trilyon dolarlık yatırım ihtiyacı bulunuyor.
Toplam yatırımın yaklaşık 5,3 trilyon dolarlık bölümünü reaktör projeleri oluştururken bunun 3,5 trilyon dolarının büyük ölçekli nükleer santrallere, yaklaşık 1,5 trilyon dolarının da SMR’lere yönelmesi öngörülüyor. Böylece SMR’lere yapılacak yatırımların toplam reaktör yatırımlarının yaklaşık üçte birini oluşturması bekleniyor.
YATIRIM İVMESİNİN 2030’LU YILLARDA HIZLANMASI BEKLENİYOR
Nükleer kapasite hedeflerine ulaşılabilmesi için yatırımların özellikle 2030’lu yıllarda hız kazanacağı öngörülüyor.
Bu kapsamda 2025-2030 döneminde yaklaşık 700 milyar dolar olması beklenen yatırım miktarının, yeni nükleer proje inşaatlarının ve ilk büyük ölçekli SMR filosunun inşasına başlanmasıyla 2031-2040 döneminde 2,3 trilyon dolar, 2041-2050 döneminde yine yaklaşık 2,3 trilyon dolar seviyesinde olması bekleniyor.
TÜRKİYE DE SMR TEKNOLOJİLERİNE HAZIRLANIYOR
Küresel ölçekte hız kazanan bu eğilim doğrultusunda Türkiye de SMR teknolojilerini uzun vadeli enerji planlamasına dahil etmeyi hedefliyor.
2050’ye kadar yaklaşık 20 gigavatlık nükleer kurulu güç hedefi belirleyen Türkiye, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin ardından ikinci ve üçüncü büyük ölçekli nükleer santral projelerini hayata geçirmeyi planlarken SMR teknolojilerini de nükleer enerji programının önemli bileşenlerinden biri olarak değerlendiriyor.
Türkiye, yalnızca SMR teknolojilerini kullanan ülkeler arasında yer almayı değil uluslararası iş birlikleriyle yerli sanayi ve insan kaynağından yararlanarak kendi SMR çözümlerini geliştiren, bu teknolojileri bölgesel pazarlara ihraç edebilen ve küresel tedarik zincirinde daha fazla rol üstlenen bir ülke olmayı da amaçlıyor.
