TÜPRAG Çevre ve Sürdürülebilirlik Grup Müdürü Jale Şakıyan Ateş, “Bizim yol haritamız çok net. Önce insan, sonra çevre, en sonunda da madencilik. Bu bir slogan değil çünkü bizde sistem, süreç ve politika düzeyinde gerçek bir önceliklendirme” dedi.
Raşit Kırkağaç / İzmir
Altın üretiminde Türkiye’nin öncü firmalarından TÜPRAG, sürdürülebilirlik yaklaşımını sadece teknik bir zorunluluk değil, kurumsal bir ilke haline getirdi. Tüprag Çevre ve Sürdürülebilirlik Grup Müdürü Jale Şakıyan Ateş, şirketin üretimden önce insanı ve çevreyi merkeze alan bir anlayış benimsediğini söyledi.

“SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK OPERASYONEL BİR GERÇEKLİK HALİNE GELMELİ”
Sürdürülebilirliğin bir yönetim anlayışı olduğunu vurgulayan Jale Şakıyan Ateş, “Biz bu işleri sadece çevre ekibi, iş sağlığı ve güvenliği ekibi ya da halka ilişkiler ekibi olarak tek başımıza yapamayız. Bu anlayışın tüm departmanlara yayılması gerekiyor. Yönetişim dediğimiz şey tam olarak budur. Kurumsal stratejinin merkezinde yer almalı. Çünkü sürdürülebilirliğin başarısı, üst yönetimin nasıl bir madencilik anlayışını benimsediğiyle doğrudan ilgili. Bu kapsamda şirketin tavrı net. Önce insan, sonra çevre ve en son üretim. Fakat bu sıralamanın sadece sözel bir yaklaşım değil, operasyonel bir gerçeklik haline gelmesi gerekiyor. İşte burada sürdürülebilirlik anlayışının sahaya ve iş yapış biçimimize tam anlamıyla yansıması, aslında TÜPRAG’taki başarı hikayemizin temelini oluşturuyor” dedi.
“TÜPRAG’IN POLİTİKALARININ TEMELİ ORTAK DEĞERLER ÜZERİNE KURULU”
TÜPRAG’ın kurumsal kimliğinin sadece ekonomik başarıya odaklı olmadığını ifade eden Ateş şöyle konuştu: “İş birliği, cesaret, dürüstlük, azim ve kararlılık gibi temel değerlerimiz var. Bu değerleri çalışanlarımızla sadece afişlerde paylaşmıyoruz aynı zamanda insan kaynakları eğitimlerinin merkezine yerleştiriyoruz. Bu değerlerin hayata geçirilmesi ise somut hedeflerle mümkün oluyor. TÜPRAG’ın kurumsal stratejisi, güvenlik ve sürdürülebilirliği merkezine alıyor. Çalışanlara kapsayıcı, güvenli çalışma ortamları sağlanması, toplumla karşılıklı fayda gözetilerek ilişkiler kurulması ve çevresel etkilerin azaltılması, şirket politikalarının temelini oluşturuyor.”
“ULUSLARARASI İLKELERLE UYUMLU BİR YAPI GELİŞTİRDİK”
Altın madenciliği gibi çevresel ve sosyal etkileri yüksek bir alanda faaliyet gösteren bir şirketin, küresel standartlarla uyumlu çalışmasının önemine değinen Ateş, bu doğrultuda attıkları adımları şöyle özetledi: “Biz Amerika’yı yeniden keşfetmiyoruz. Bu işin uluslararası kabul görmüş standartları var. Dünya Altın Konseyi’nin sorumlu madencilik ilkelerine, Dünya Bankası’nın çevresel ve sosyal standartlarına bağlıyız. TÜPRAG, aynı zamanda Kanada merkezli bir şirket olarak Kanada Madenciler Birliği’ne de üye. Bu üyeliğin yanında TÜPRAG yönetimi olarak şeffaf kararlar ve çevresel taahhütlere de sıkı sıkıya bağlıyız. Bu da şirketin sürdürülebilirlik konusundaki kararlılığının bir başka göstergesi.”
“STANDARTLARIMIZ SAYESİNDE TOPLUMSAL GÜVEN İNŞA EDİYORUZ”
SIMS olarak adlandırdıkları, Sürdürülebilirlik Entegre Yönetim Sistemi’ni 2020 yılı itibarıyla uygulamaya koyduklarını, TÜPRAG olarak tüm politika ve işleyişlerini bu çatı kılavuzla uyumlu hale getirdiklerini ifade eden Ateş, “Bu standartlar serimiz 5 adet performans göstergesinden oluşuyor. Bunlar, Genel Standartlar, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Standartları, Çevresel Performans Standartları, Sosyal Performans Standartları ve son olarak Güvenlik Standartları olarak öne çıkıyor.

Bu noktadaki amacımız ve beklentimiz, tüm işletmelerimizin bu 5 ana kriteri ve bunlara bağlı olan 51 alt kriteri asgari düzeyde karşılıyor olmaları. Ayrıca, SIMS’te belirtilen ortak standartlar kümesinden hareketle yapılandırılmış toplamda 367 gereklilik maddesi bulunuyor. Bu maddeler işçi sağlığı ve iş güvenliğinden çocuk işçiliğine, biyoçeşitlilikten enerji ve sera gazı emisyonlarının yönetimine, insan haklarından kapsayıcı çeşitliliğe, psikolojik güvenlik ve saygılı davranıştan güvenlik raporlamasına ve insan haklarına ilişkin gönüllü ilkelerden alt işverenin işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda gösterdiği hassasiyetlere kadar sürdürülebilirliğe ilişkin akla gelebilecek bütün olguların şirketimizdeki mevcudiyeti ve düzeyi düzenli olarak takip ediliyor. İklim değişikliği konusu sadece bir çevre meselesi değil, doğrudan iş sürekliliği ve toplumsal sorumlulukla ilgili bir başlık olarak değerlendiriliyor. Uygulamalar hedeflerle ilişkilendiriliyor, performans sürekli izleniyor ve sonuçlar kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılıyor. Böylelikle güven sadece şirket içinde değil, kamu ve yatırımcılar nezdinde de inşa ediliyor” şeklinde konuştu.
ARAMA KURTARMA VE ACİL DURUM YETKİNLİĞİ
TÜPRAG’ın AFAD’la yürüttüğü entegrasyon kapsamında kurulan gönüllü arama kurtarma ekiplerinin, madenciliğin ötesine geçen sorumluluk anlayışını da yansıttığını ifade eden Ateş, “Bu ekipler sadece maden kazalarında değil, trafik kazası, kimyasal sızıntı, deprem, sel gibi her türlü afet anında görev alabiliyor. Soma, Ermenek, İzmir ve Kahramanmaraş gibi kritik olaylarda aktif görev alan bu ekipler, aynı zamanda Türkiye’nin ilk maden arama-kurtarma yarışmasını düzenleyerek sektörde örnek bir iş birliği ortamı oluşturdu” dedi.
“KIRSAL KALKINMAYI DESTEKLEMEK İÇİN TARIM VE DOĞAYLA İÇ İÇE PROJELER YÜRÜTÜYORUZ”
Madencilik faaliyetleri yürütülürken sadece çevre koruması değil aynı zamanda kırsal kalkınmaya da önem verdiklerini ve bu kapsamda uzun süredir tarımsal projeler yürüttüklerini ifade eden Ateş şöyle konuştu: “2009 yılında başlattığımız bir üzüm bağı projemiz var. Burada, verimsiz tarım alanlarını ve boş kalan arazileri değerlendirerek, teraslama yöntemiyle 100 dekar şaraplık ve 100 dekar sofralık üzüm bağı kurduk. Bugün her yıl ortalama 75 ton üzüm hasadı yapıyoruz. Bu üzümü Efemçukuru Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ile birlikte piyasaya sunuyoruz. Bu sayede sadece üretim değil, aynı zamanda yerel ekonomik döngüye de katkı sağlamış oluyoruz.

Arıcılık da bizim için çok kıymetli bir konu. 2015 yılından bu yana Efemçukuru’nda arıcılık faaliyetlerini destekliyoruz. Şirketimize ait yaklaşık 50 kovanla üretim yapıyoruz. Ancak asıl önemlisi, bölge halkını da arıcılığa teşvik ediyoruz. Bu kapsamda bir sertifika programı düzenledik ve 27 kişiye arıcılık eğitimi verdik. Yani bu faaliyet sadece bir üretim değil, aynı zamanda yerel halk için sürdürülebilir bir geçim kaynağı oluşturma çabasıdır.
Bölgedeki tarımsal ekonomik çeşitliliği artırmak adına ceviz üretimine de başladık. 50 dönümlük bir alana 850 fidan diktik. Buradan yıllık yaklaşık 1 ton ceviz hasadı bekliyoruz. Bununla birlikte bölgedeki üreticilere de destek veriyoruz. Şimdiye kadar 1.000’den fazla ceviz fidanını yerel halkla paylaştık. Yani sadece kendi üretimimizi değil, bölge üreticilerini de destekliyoruz.
Biz Efemçukuru’nda faaliyete başlamadan çok önce, 2000’li yılların başında bölgenin biyolojik çeşitliliğini incelemeye başladık. Flora ve fauna açısından kapsamlı bir envanter çıkardık. Bu çalışmalar sonucunda 53 familyaya ait 233 bitki türü tespit ettik; bunların 15’i Türkiye’ye özgü endemik türlerdi.

2022 yılında bu araştırmalardan yola çıkarak, işletme sahamız içerisinde bir botanik bahçesi kurduk. Bugün bu bahçede, aralarında Kelebek Çalısı, Katır Tırnağı, Kuş Dili ve Karabaş Otu’nun da yer aldığı, 50 farklı bitki türü bulunuyor. Toplam 500 metrekarelik bu alan, hem doğanın korunmasına katkı sunuyor hem de ziyaretçilerimiz için öğretici bir alan işlevi görüyor. Ziyaretler sırasında konuklarımız burada bölge florasını tanıyabiliyor, doğayla iç içe bir üretim anlayışının nasıl mümkün olduğunu yerinde görebiliyor.”
“ÜRETEN KADINLAR, GÜÇLÜ YARINLAR PROJESİYLE 150 KADINA DOKUNDUK”
Kadınların ekonomik gücünü kırsalda büyütmeyi hedeflediklerini ifade eden Ateş, “Bizim için sürdürülebilirlik yalnızca çevresel değil, aynı zamanda sosyal bir sorumluluk. Bu kapsamda kadınların kırsal bölgelerde hem ekonomik hem de sosyal olarak güçlenmelerine destek olmayı son derece önemsiyoruz. Bu anlayışla başlattığımız ‘Üreten Kadınlar, Güçlü Yarınlar’ projesi, özellikle kırsalda yaşayan kadınların kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlamayı amaçlayan çok katmanlı bir sosyal etki programı. İlk fazını İzmir’in Efemçukuru, Çamtepe, Kavacık ve Çatalca köylerinde hayata geçirdik. Önce bölgedeki kadınlarla bir araya geldik, ihtiyaç analizleri yaptık. Ardından da onların ihtiyaç duyduğu alanlara odaklanarak eğitim programları hazırladık. Bu kapsamda finansal okuryazarlıktan e-ticarete, kooperatifçilikten toplumsal cinsiyet eşitliğine kadar çok sayıda konuda uygulamalı eğitimler düzenledik. 150’den fazla kadın bu sürece katıldı. Gerçekten çok kıymetli bir dönüşüm yaşandı. Yalnızca bilgi aktarımı değil, aynı zamanda kadınların kendilerine olan güvenlerini artıran, onları üretime ve iş birliklerine yönlendiren bir süreçti bu. Projenin ikinci fazına ise bu yıl, 2025’te Uşak-Kışladağ bölgesinde başladık. Yaklaşık 200 kadına ulaştık. Eğitimlerin yanında atölye çalışmaları da gerçekleştirdik. Kadınların sadece teorik değil, pratik bilgilerle de donanmasını çok önemsiyoruz. Her kadının kendi potansiyelini üretime dönüştürebileceğine inanıyoruz.

Efemçukuru’nda başlattığımız arıcılık eğitimleri de bu projenin bir parçasıydı. 20 kadın katılımcı bu eğitimleri başarıyla tamamladı ve sertifikalarını aldı. Bu çok önemli bir adım çünkü artık bu kadınlar yalnızca eğitim almış değil, aynı zamanda kendi üretimlerini yapabilecek bilgiye, donanıma ve sertifikaya sahip. ‘Üreten Kadınlar, Güçlü Yarınlar’ projesini yalnızca bir eğitim faaliyeti değil, toplumsal dönüşümü hedefleyen sürdürülebilir bir sosyal etki modeli olarak konumlandırıyoruz. Bu çalışmalarla hem bireysel gelişimi destekliyor hem de bölgesel kalkınmanın tabana yayılmasına katkı sağlıyoruz” diye konuştu.
DOĞA DOSTU UYGULAMALAR: KURU ATIK VE BİYOÇEŞİTLİLİK
Çevresel etkilerin azaltılması için geliştirdikleri çözümleri paylaşan Ateş, “Kuru atık depolama yöntemini tercih ettik. Atığı kurutarak daha az alanda daha güvenli biçimde depoluyoruz. Aynı zamanda rehabilitasyon çalışmalarını maden ömrü sona ermeden başlatıyoruz. Biyolojik çeşitliliğin korunması için anahtar türlere yönelik özel aksiyon planları geliştirilmiş durumda. Gen bankasıyla yapılan iş birlikleri sayesinde türlerin sürdürülebilirliği sağlanırken, arıtma tesislerinde içme suyu kalitesinde su üretiliyor ve geri kazanımda maksimum verim hedefleniyor” dedi.
