Ortalama bir yetişkin insan vücudunun yaklaşık %7’si kandan oluşur. Kan hacminin %20’sinin altı hipovolemik şokun başlangıç aşamasıdır. Hipovolemik şok; kan hacminin azalması sonucu kalbin vücuda yeterince kan pompalayamaması durumudur. Dokulara ve organlara yeterli oksijen ve besin ulaşamaz. Dolayısıyla kalp debisi düşmeye başlar, tansiyon hafif azalır, nabız hızlanır, hasta halsiz kalır ve baş dönmesi hisseder. Vücut direnç gösterir ama durum artık aciliyet seviyesine gelmiştir.
Ne alaka demeden önce okumaya devam edin lütfen.
28 Şubat 2026 tarihinde ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla dünya gündemi yeniden petrol ve gaz sektörüne döndü ve Hürmüz boğazından geçen gemi sayıları ana haber bültenlerinde verilmeye başlandı.

Haliyle şimdilerde küresel enerji güvenliği ve piyasalar üzerinde daha geniş bir etkiye sahip olacak üçüncü Körfez Savaşından bahsediyoruz. Hatırlarsanız önceki körfez savaşları 1980-1988 arasındaki İran-Irak savaşı ve 1990- 1991 arasında yaşanan Irak’ın Kuveyt’i işgali ve akabindeki Kuveyt’i kurtarma savaşıydı.
Birçok saygın kurum, içinde bulunduğumuz enerji krizini tarihin en büyük enerji şoku olarak değerlendiriyor ve özellikle Hürmüz Boğazının kapanmasının dünya enerji güvenliği için şimdiye kadarki en ciddi tehdit olduğunu iddia ediyor. Durum böyle olunca dünyanın ekonomik krize gireceğini söyleyenlerin sayısı da artıyor.
Neden? Çünkü tüm değer zinciri ile birlikte düşünüldüğünde petrol ve gaz sektörünün dünya ekonomisine doğrudan katkısı yaklaşık %7 civarında. Yazının başında bahsettiğim insan vücudundaki kan oranı kadar. Her yerde bahsedildiği üzere bu körfez savaşı dünya petrol ve gaz arzının %20’sini tehdit ediyor. Eğer petrol ve gaz sektörünü küresel ekonominin kanı olarak görürsek aynı insan vücudundaki gibi %20’lik bir kan kaybını dünya ekonomisi için hipovolemik şokun başlangıç aşaması olarak değerlendirebiliriz.
Nihayetinde büyük, küresel ve asimetrik bir arz şokuna doğru ilerliyoruz. Büyük, çünkü Hürmüz kapalı kaldığı sürece dünya ekonomisinin kan kaybı artacak. Küresel, çünkü hepimiz enerjiye daha fazla para ödüyor olacağız. Asimetrik, çünkü enerji fiyatlarındaki artışın muhtemelen beraberinde getireceği stagflasyonist ortam zenginleri değil yoksulları etkileyecek.
Durumun kötüleşmesini engellemek için yapılması gereken şey bir an önce savaşı sonlandırmak ve Hürmüz Boğazından geçişleri eskiye döndürmektir. Kolay mı? Değil. Bu gibi krizlerin ceremesini genelde hep yoksullar çeker. Şimdiki krizde de ceremeyi Basra Körfezinden yapılan petrol ve gaz ihracatının %80’inden fazlasını oluşturan Asya piyasasındaki yoksul ülkeler çekecek; Pakistan, Bangladeş ve Hindistan gibi LNG ithalatında Körfez ülkelerine bağımlı ülkeler başta olmak üzere.


Bu tip ülkeler şimdiden olumsuz etkileniyorlar ancak asıl sorunu önümüzdeki aylarda yaşayacaklar. Neden? Çünkü savaş başlamadan önce Hürmüz boğazından yola çıkan tankerler bugünlerde gittikleri limanlara varmak üzereler. Taşıdıkları petrol veya LNG’yi teslim ettikten sonra geri dönmeleri yine bir ay kadar zaman alacak. Yani Mayıs sonuna doğru eğer bir barış anlaşması yapılmaz veya Hürmüz geçişine bir çare bulunmaz ise küresel çapta fiziki petrol (ve belki de LNG) sıkıntısıyla karşı karşıya kalmak söz konusu olacak.

Basra Körfezinden yapılan petrol ihracatı durmuş değil tabii ki. O yüzden küresel petrol arzının %20’si etkilendi demek doğru değil. Bazı ülkelerin alternatif ihracat opsiyonları var; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve hatta Irak gibi. Ancak bu alternatif rotalar savaş öncesi ihracat miktarını yakalamakta yeterli değil. Dolayısıyla mecburen üretimlerini kısmak zorundalar. Bu zorunlu olarak kısılan petrol üretim miktarı günlük 10 milyon varili aşmış durumda. Asıl sorun şu: durum düzeldikten sonra bu kısılan petrolün ne kadarı geri kazanılacak? Sahadan sahaya değişiklik gösterse de üretim kısıntısı ne kadar uzarsa bazı sahalarda eski verime ulaşmak sorun olabilir. Bu açıdan en zor durumda olan ülke ise Irak.
Haliyle alternatif ihracat yolları yine gündeme geldi. Muhtemel alternatif seçenekleri içeren haritalar havalarda uçmaya başladı. Dikkatinizi çekti mi bilmem ama bu haritaların ortak bir özelliği var. Hepsi Kızıl Denize, Akdeniz’e veya Türkiye’ye olan rotaları içeriyor. İyi güzel de Basra Körfezinden yapılan petrol ve gaz ticaretinin %80’i Asya piyasasına değil miydi? Akdeniz’e veya Türkiye’ye boru hattı çeksen ne olur? Sadece Asya’ya olan yolu çok daha fazla uzatmış olursun o kadar. Hadi petrolü bir yere kadar anlarım ama ya LNG? Yahu adamların uzun vadeli kontratları var Asyalı alıcılarla, sen Katar’dan boru hattı çeksen ne olur?
Durum böyleyken ABD Başkanı Trump savaşa son vermek ve Hürmüz Boğazında trafiği normale döndürmek için Iranla anlaşmaya varmak yerine boğazı abluka altına almak yolunu seçti. Akıllara zarar. İran’ın gemilerini mi durduracak? Durdurmaya kalktığında İran sus pus mu kalacak? Ama Trump bu, ne yapacağı hiç belli olmaz. Trump yüzünden ABD yönetimi de artık rasyonellikten tamamen sapmış durumda. Ara seçimlere doğru giderken Hürmüz bataklığından kurtulmak için ya kandırıldım ayağına yatacak ya da bir şekilde Netanyahu’dan kurtulmanın çaresini bulacak. Trump bir yana, bu savaşta ABD de bir çok cephede kaybetti; askeri, politik, stratejik ve de propaganda acısından.
Bunları niye dile getiriyorum? Çünkü geçmişte enerji şoklarının küresel güç dengelerini yerinden oynattığı görülmüştür. Süveyş Krizi mesela, İngiltere’nin süper güç konumunu kaybettiği dönüm noktası olarak kabul edilir. Eğer bu savaş daha uzarsa zaten sallanmaya başlamış olan ABD’de süper güç konumundan olacak. İşin ilginci, İran’da rejim değişikliği vesaire sebeplerle yola çıkan Trump ve Netanyahu’nun kendi ülkelerinde rejim değişikliği olma olasılığının artması.
Belki Venezuela ve İran derken ABD’nin asıl hedefi Çin idi ama Çin bu savaşta çok akıllı davrandı. Benzer şekilde Rusya açıktan dahil olmadı ve artan fiyatlar nedeniyle petrol ihracatından kazandığı parayı ikiye katlayarak (Mart ayında 19 milyar dolar) kazançlı çıkanlar listesinde yer aldı. İran bu savaşın kazananları listesinde yer alacak. Askeri, politik, stratejik, ve de propaganda açısından. Lego filmleri ve İran büyükelçiliklerinin resmi twitter hesaplarında birbirleriyle atışmaları propaganda sanatını bir üst seviyeye taşıdı. Diğer yandan İran, kolay bir lokma olmadığını ispatlaması yanında Orta Doğudaki pozisyonunu çok daha sağlamlaştırmış oldu.
Ya İran dışındaki Körfez ülkeleri? Bence onlar da kaybedenler listesine yazıldı. İsrail ile İran arasındaki güç mücadelesi devam ettiği ve ABD İsrail’e destek vermeye devam ettiği sürece onların geleceğini Dubai Emiri Rashid Al Maktoum’a (1912-1990) atfedilen su deyiş özetliyor sanırım: “Dedem deveye biniyordu, babam deveye biniyordu, ben Mercedes kullanıyorum, oğlum Land Rover kullanıyor, torunum Land Rover kullanacak ama onun oğlu tekrar deveye binecek.”
Körfez savaşı 40 günü aştı ve daha ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Yoksulluğa olduğu gibi bir süre daha yüksek enerji fiyatlarına alışmaktan başka çaremiz yok gibi gözüküyor, dervişin dedigi gibi.
Derviş’e sordular: Yoksulluk kaç gün sürer?
Derviş dedi ki; Kırk gün sürer.
Peki dediler, kırk gün sonunda ne olur? Yoksulluk biter mi?
Derviş gayet sakin cevap verdi; hayır alışırsınız!
Bu yazıda genel çizgimden çıkıp jeopolitik yorumlara girmiş oldum. Teknik jeopolitik karışımı 40 yazı yazdıktan sonra siz de ben de alışırız belki.
Kalın sağlıcakla.
