Çarşamba, Nisan 29, 2026
Ana SayfaDoğalgazBirlikten kuvvet doğdu ve böyle bir zirveyi hayata geçirdik

Birlikten kuvvet doğdu ve böyle bir zirveyi hayata geçirdik

EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz, Enerji Piyasalarında Regülasyon ve Rekabet Zirvesi’nde basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Yılmaz, şunları söyledi:

“Aslında bu zirveyi düzenlerken çok net bir amacımız vardı: Enerji piyasalarında regülasyon ile rekabeti sadece teknik başlıklar olarak ele almak değil… Bu iki kavramın Türkiye’nin ekonomik gücü, yatırım iklimi ve geleceği açısından ne ifade ettiğini hep birlikte düşünmek, tartışmak ve geliştirmek. Bu açıdan Rekabet Kurumunun çok değerli başkanı Birol Küle’ye destekleri için özellikle teşekkür etmek istiyorum. Çünkü birlikten kuvvet doğdu ve böyle bir zirveyi hayata geçirdik. Güçlü bir enerji piyasası; ancak güven veren, öngörülebilir ve istikrarlı bir düzenleme yapısı ile… sağlıklı işleyen, adil ve dengeli bir rekabet ortamının bir araya gelmesiyle mümkündür.Bugün enerji artık sadece bir arz güvenliği meselesi değil;aynı zamanda teknoloji, çevre, sürdürülebilirlik ve küresel rekabet meselesidir.

Dolayısıyla bu alanı konuşurken çok boyutlu bir bakış açısına ihtiyaç duyuyoruz. Biz de bu zirveyle birlikte;kamu ile özel sektörü, yerli ile uluslararası paydaşları, karar vericilerle uygulayıcıları aynı zeminde buluşturmayı, ortak aklı büyütmeyi ve sektörün geleceğine yön verecek somut, uygulanabilir fikirlerin ortaya çıkmasını sağlamayı hedefledik. Türkiye enerji piyasaları son yıllarda çok önemli bir dönüşüm sürecinden geçti.

Serbestleşme, piyasa derinliği, altyapı yatırımları ve regülasyon kalitesi açısından geldiğimiz nokta, bugün artık uluslararası ölçekte dikkat çeken bir seviyedir. Biz bu zirveyi bir etkinlik olarak değil… bir başlangıç olarak görüyoruz. Amacımız; sadece konuşulan değil, sonuç üreten… sadece bugünü değerlendiren değil, geleceği şekillendiren… ve her yıl üzerine koyarak büyüyen bir platform oluşturmak. İnanıyorum ki burada ortaya çıkan fikirler, kurulacak iş birlikleri ve geliştirilecek yeni bakış açıları… Türkiye’nin enerji piyasalarına uzun vadede çok ciddi katkılar sağlayacaktır.

Ve şunu özellikle ifade etmek isterim: Bu zirve aslında Türkiye’nin enerjide geldiği seviyenin ve ortaya koyduğu vizyonun da çok güçlü bir göstergesidir. Türkiye artık enerjide sadece gelişmeleri takip eden değil… Gelişmelere yön veren bir ülke olma yolunda kararlı adımlarla ilerlemektedir.

Açıkçası bu ilgi bizi son derece memnun etti… ama çok da şaşırtmadı.

Çünkü enerji sektörü artık kendi içinde konuşulan bir alan olmaktan çıktı. Bugün enerji; ekonominin, teknolojinin, dış politikanın ve hatta küresel rekabetin merkezinde yer alıyor.

Dolayısıyla böyle bir dönemde; farklı paydaşların bir araya geldiği, fikir ürettiği, tartıştığı ve birlikte çözüm geliştirdiği platformlara olan ihtiyaç da her geçen gün artıyor.

Bugün burada gördüğümüz tablo aslında çok şey anlatıyor: Türkiye’nin enerji alanında geldiği noktayı…kurumsal kapasitesini… ve en önemlisi oluşturduğu güven ortamını çok net bir şekilde ortaya koyuyor.

Aynı zamanda bu yoğun katılım bize şunu da gösteriyor:Sektör artık sadece dinlemek istemiyor… katkı sunmak, birlikte üretmek ve sürecin bir parçası olmak istiyor.

Bu da bizim açımızdan son derece kıymetli.

Eğer bugün burada böylesine güçlü bir katılımı, böylesine yüksek bir ilgiyi görüyorsak… Bu aslında doğru bir ihtiyaca, doğru bir zamanda cevap verdiğimizi gösterir.

Biz de tam olarak bunu hedefledik: Sektörün tüm paydaşlarını aynı masada buluşturmak… farklı bakış açılarını bir araya getirmek… ve ortak aklı kurumsallaştırmak.

İnanıyorum ki bu zirve; sadece bugünü konuştuğumuz bir platform olmayacak… önümüzdeki dönemde enerji politikalarına, yatırımlara ve piyasa yapısına yön verecek önemli bir referans noktası haline gelecek. Ve belki de en önemlisi… Burada kurulan diyaloglar ve iş birlikleri, Türkiye’nin enerjideki stratejik hedeflerine ulaşmasına da katkı sağlayacak.

Kurum olarak, 25 yıllık bir düzenleyici tecrübeyi geride bırakırken, Türkiye’nin enerjide yaşadığı büyük dönüşümün de en önemli aktörlerinden biri olmanın haklı gururunu yaşıyoruz.

2001 yılında EPDK kurulduğunda, Türkiye enerji sektöründe büyük ölçüde kamu ağırlıklı, yatırım ihtiyacı yüksek ve rekabetin sınırlı olduğu bir yapı vardı. Bugün geldiğimiz noktada ise elektrikten doğal gaza, petrolden LPG’ye kadar tüm piyasalarda rekabete dayalı, şeffaf ve yatırımcı dostu bir piyasa yapısından söz ediyoruz.

EPDK olarak Türkiye’nin enerji piyasalarında rekabetçi, şeffaf ve öngörülebilir bir yapının oluşmasına öncülük ettik.  Elektrik, doğal gaz, petrol ve LPG piyasalarında yatırım ortamını güçlendiren düzenlemelerle hem arz güvenliğine katkı sağladık hem de tüketicilerimizin hizmet kalitesini artırdık.

Bakın sadece birkaç rakam vereyim…

EPDK olarak 25 yılda geldiğimiz noktada 145 milyar dolarlık enerji piyasamızı yönetiyoruz ve bu piyasada yaklaşık 300 bin kişi istihdam ediliyor. Bu rakamlara piyasa paydaşlarına iş yapan malzeme tedarikçileri, alt yükleniciler, hizmet sağlayıcılar gibi ikinci, üçüncü taraflar da dahil değil.

Elektrik piyasamızı ele alalım mesela…

Bugün elektrik piyasamız, 2667 lisanslı şirketin faaliyet gösterdiği, 125 bin megavat kurulu kapasiteyi aşmış, yılda 355 teravat saat elektrik üretiminin gerçekleştiği, 41,2 milyar dolar büyüklüğünde, 150 binden fazla istihdam sağlayan bir piyasa haline gelmiştir.

EPDK’nın kurulduğu günlerde 2001 yılında 28 bin MW’lık kurulu güç ve 11 bin MW düzeyinde yenilenebilir kurulu gücümüz vardı. Rüzgarın güneşin esamesi okunmuyordu.

125 bin mw’ı aşan kurulu gücümüzün 32 bin 250 MW’ı hidrolik, yaklaşık 15 bin MW’ı rüzgar, 26.300 MW’ı güneş, 2.100 MW’ı biyokütle, 1800 MW’ı jeotermal olmak üzere yaklaşık toplam 77.450 MW düzeyinde yenilenebilir kaynaklar oluşturmaktadır. Bunlar bizim yerli ve temiz kaynaklarımızdır.

2001 yılında 122 milyon MWh olan tüketimimiz, 2025 yılında 360 milyon MWh’a çıktı.

İçeride de anlattım yatırımlar büyüyor ama tüketicilerimizin hizmet standardı da büyüyor.

2026 yılından itibaren altyapısını oluşturduğumuz Milli Akıllı Sayaç Sistemlerinde yerli ve milli sayaç, modem ve yazılımların üretimi tamamlanmış, testler başarıyla sonuçlanmış ve sahada kurulumlar başlamıştır. 2026 ve 2027 yıllarında yaklaşık 2,8 milyon adet PRO tipi akıllı sayaç tesisi yapılması planlanmaktadır. Bu sayaçların tesisi ile yaklaşık 12 milyon kullanıcının sayacının uzaktan haberleşebilir hale gelmesi ilave olarak 15 milyon kullanıcının şebeke bağlantı noktasındaki tedarik sürekliliği ve teknik kalitenin izlenebilmesi hedeflenmektedir. Bu süreçte vatandaşlarımızdan herhangi bir ücret alınmayacaktır.

Siber güvenlik kapsamında; elektrik iletim ve dağıtım, 100 MW üstü üretim santralleri, doğalgaz iletim ve dağıtım, petrol iletim ve rafinerilere ISO 27001 belgesi alma zorunluluğu getirdik. Ayrıca her sektör için ayrı ayrı belirlenen yaklaşık 500 kontrol maddesi ile kurumların yetkinlik ve olgunluklarını tamamlamalarını zorunlu kıldık.

2026-2030 tarife döneminde ise bu yaklaşım doğrultusunda, yerli yazılım kullanan elektrik dağıtım şirketlerine WACC (alternatif maliyet) oranında %5 artış sağladık. Yerli ve milli yazılımların geliştirilmesini, dışa bağımlılığın azaltılmasını ve rekabet gücünün artırılmasını da AR-GE bütçeleri kapsamında teşvik etmeyi sürdüreceğiz.

Yeni uygulama döneminde elektrik dağıtım yatırımları reel olarak yaklaşık 1,5 katına yani 776 milyar TL’ye, planlı bakım bütçesini ise 2,1 katına 189 milyar TL’ye çıkardık. Bu sayede hem şebekenin gençleştirilmesi ve güçlendirilmesi hem de artan enerji talebinin kesintisiz karşılanması sağlanacaktır.

Bir yandan yerlileşiyor bir yandan yerli şirketlerimizin yabancı şirketlerle rekabetini sağlayacak gelişme döneminde şirketlerimizi destekliyoruz.

Üretimin vatandaşlarımıza ulaşması için en önemli unsur olan dağıtım şebekesine yapılan yatırımların toplamı 2006 yılından 2025 sonuna kadar toplamda 1 trilyon 21 milyar 536 milyon TL’yi buldu.

2021-2025 uygulama döneminde 521 milyar TL yatırım yapıldı, 2026-2030 uygulama döneminde ise 776 milyar TL yatırım planladık.

Planlı bakımda ise 2021-2025 uygulama döneminde 88 milyar TL planlı bakım yapılmıştı, 2026-2030 uygulama döneminde ise bunun iki katından fazla 189 milyar TL’lik planlı bakım bütçesi söz konusu.

Orman yangınları ile mücadele için ormanlık alanlardaki dağıtım tesislerinin bakım periyotları yıllık hale getirilmiş ve orman budama ve temizleme işlemleri doğrudan planlı bakım içinde tanımlanarak zorunlu hale getirilmiştir.

Ayrıca elektrik dağıtım şirketlerinin sahada yatırımlarını yapabilmesi ve daha etkin ve güçlü finansal altyapılarının kurulabilmesi için halka arza teşvik eden tarife düzenlememiz bulunmaktadır.

BURADA BİR PARANTEZ AÇMAK İSTİYORUM…

Hatırlayacaksınız Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği’nin 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamında, her bir mesken kullanım yeri için son 24 aylık döneme ait tüm fatura ödemelerini son ödeme tarihine kadar yapmış olan, tedarikçisi ve tüketici grubu aynı kalmak kaydıyla, kullanım yerini değiştiren veya mevcut sözleşmesi devam etmekteyken farklı bir kullanım yerinde yeni bir mesken perakende satış sözleşmesi yapan ve bu süre zarfında kaçak elektrik tüketimi yapmamış olan tüketicilerden güvence bedeli alınmayacağı hususunu düzenlemiş ve 2025 yılı başında hayata geçirmiştik.

Aslında biz Kurum olarak, gözetim ve denetimimiz altındaki tüm enerji piyasalarında proaktif, esnek ve yenilikçi bir yaklaşım benimsiyoruz. Buradaki temel hedefimiz; bir yandan tüketiciyi korumak, diğer yandan yatırım ortamını desteklemek ve rekabetçi yapıyı daha da güçlendirmek.

Diğer piyasalarımız ile ilgili de izin verirsiniz bazı rakamlar vereyim.

Petrol piyasamız 66 milyar dolarlık bir piyasa hacmi ile; kara yolu, deniz yolu ve havayolu ulaşımının enerjisini sağlamakta, 13 bini aşkın lisanslı piyasa oyuncusuyla her alandaki tüketiciye yıllık 34 milyon tonun üzerinde akaryakıt 7/24 kesintisiz bir şekilde sunulmaktadır.

Kaçak akaryakıt sorununun ortadan kalktığı, akaryakıt kalitesinin Türkiye’nin her köşesinde Avrupa standartlarını yakaladığı, zorunlu stok uygulaması ile arz güvenliği konusunda küresel krizlere dayanaklılığını ispat etmiş olan petrol piyasamız daha güçlü, daha rekabetçi ve daha tüketici odaklı gelişimini aralıksız sürdürecektir.

Doğal gazda gelişen piyasa yapısı ve yaygın altyapı ile Türkiye, bölgesel bir ticaret merkezi olma hedefine emin adımlarla ilerlemektedir. Bugün piyasa büyüklüğü 30 milyar dolar, dağıtım ve iletim şebekesi toplam uzunluğu 250 bin km’yi bulan, 81 ilin yanı sıra 1000’e yakın yerleşim biriminde yaklaşık 23 milyon aboneye doğal gaz konforunu taşımak sektörümüzün gururudur.

Türkiye gerek otogaz tüketimi gerekse otogazlı araç ve istasyon sayısı bakımından dünyanın en büyük LPG pazarlarından biridir. Güçlü ve rekabetçi yapısıyla LPG piyasamız da dünya ölçeğinde örnek konumunu sürdürecektir. Hamdolsun elektrikli araç şarj altyapısında da hızla büyüyen bir piyasa oluşturduk. Bu piyasamız net sıfır hedefimiz açısından kritiktir ve yatırım-tüketici dengesini gözeterek gelişimine öncülük etmeye devam edeceğiz.

Biliyorsunuz ki devletimiz elektrik ve doğalgazda uzun süredir çok ciddi bir sübvansiyon uyguluyor. Özellikle enerji bedeli açısından bu destekler EÜAŞ ve BOTAŞ üzerinden sağlanarak vatandaşımıza maliyetlerin önemli bir kısmı yansıtılmıyor.

Ancak şunu açıkça ifade etmek gerekir: Elektrik fiyatının sadece üretim boyutu yok… bir de dağıtım ve şebeke tarafı var.

Dağıtım dediğimiz alan; trafo yatırımlarından hatlara, kablolardan bakım-onarım faaliyetlerine, arıza müdahalelerinden aydınlatma hizmetlerine kadar çok geniş bir operasyonu kapsıyor.

Ve bu alan doğrudan sahada yapılan, sürekli yatırım ve işletme maliyeti gerektiren bir yapı. Burada, üretimde olduğu gibi doğrudan bir sübvansiyon mekanizması bulunmadığı için, yapılan düzenleme büyük ölçüde bu maliyetlerin karşılanmasına yöneliktir.

Nitekim Nisan ayında yapılan %25’lik düzenlemenin önemli bölümü, dağıtım şebekesinin sürdürülebilirliği, hizmet kalitesinin korunması ve yatırımların devam edebilmesi amacıyla dağıtım tarifesine yansıtılmıştır.

Şunu özellikle vurgulamak isterim: Biz hiçbir zaman maliyetleri birebir yansıtan bir yaklaşım içinde olmadık, olmayacağız. Yapılan tüm düzenlemeleri; vatandaşlarımızın alım gücünü, ülkemizin enflasyon hedeflerini ve makro ekonomik dengeleri gözeterek, son derece hassas bir denge içinde planlıyoruz.

Türkiye’nin son dönemde çok önemli bir dönüşüm sürecine girdiğini görüyoruz.

Bu dönüşümün temel hedefi de şudur: Devlet desteklerinin daha adil, daha hedefli ve gerçekten ihtiyaç sahiplerine yönlendirilmesi.

Bugüne kadar hem elektrik hem doğalgazda uygulanan sübvansiyonlar, toplumun tüm kesimlerine genel bir yapı içinde yansıyordu. Ancak artık tüketim davranışları, yaşam standartları ve hane yapıları arasında ciddi farklılıklar oluşmuş durumda.

Bu nedenle elektrik tarafında başlattığımız kademeli tarife modeli, yüksek tüketimi olan kullanıcıların destekten daha az yararlandığı, temel ihtiyaç düzeyindeki tüketimin ise korunmaya devam ettiği bir yapıyı ortaya koydu.

Doğalgazda da benzer şekilde, Bakanlığımız ve BOTAŞ tarafından yürütülen çalışmalarla, illerin iklim koşullarına ve aylık tüketim ortalamalarına göre belirlenen kademeli ve daha adil bir tüketim yapısına geçiş süreci başlatılmış durumda.

Burada altı çizilmesi gereken en önemli husus şudur: Amaç bir kesimi cezalandırmak değil… Amaç, kamu kaynaklarının gerçekten ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza daha güçlü şekilde yönlendirilmesidir.

Örneğin çok düşük tüketim yapan, temel ısınma ihtiyacını karşılayan haneler bu sistemde korunurken; çok yüksek tüketim yapan, verimli kullanılmayan hanelerde sübvansiyon etkisi doğal olarak azalacaktır.

Bu yaklaşım aslında sosyal devlet ilkesinin daha modern ve daha etkin bir yorumu olarak değerlendirilmeli. EPDK olarak biz de elektrik tarafında bu dönüşümü, piyasa istikrarını bozmadan, tüketiciyi koruyarak ve öngörülebilirliği gözeterek hayata geçirdik.

Genel çerçevede şunu söyleyebilirim: Türkiye artık enerji alanında sübvansiyonu “genel bir destek” olmaktan çıkarıp, hedefli bir sosyal politika aracına dönüştürme sürecindedir.

Bizim tüm düzenleyici yaklaşımımız da bu dönüşümü destekleyecek şekilde şekillenmektedir.

Enerjide dışa bağımlılığı azaltmanın önemini anlatmaya gerek yok sanırım. Yerli ve milli kaynaklarımız, yenilenebilir kaynaklarımızın bu noktada rolü paha biçilmez. Ancak yerli, milli ve yenilenebilir enerjinin sürekliliğinin de olması gerekiyor. Yoksa kesintili bir enerji kaynağı riskler barındırır.

Depolama işte bu noktada devreye giriyor, güneşin ve rüzgarın üretmiş olduğu enerjiyi depolayarak veya üretim fazlası olduğunda şebekedeki fazla enerjiyi depolayarak güneş ve rüzgarın olmadığı zamanlarda kesintiyi ortadan kaldıracak bir çözümdür.

Bizim enerji piyasamız, dengeleme piyasamız, enerji ticaret ortamımız depolamaya hazır, düzenlemelerimiz tamam. Tesislerin devreye girmesi ile birlikte depolamanın etkisinin piyasada etkisini herkes açık bir şekilde görebileceği bir piyasamız oluşacak. Fiyat istikrarı, şebeke istikrarının olumlu yönde etkilendiği, yenilenebilir enerjinin sistem içerisindeki rolünün arttığı, dışa bağımlılığın azaldığı, çevreyle uyumlu bir enerji piyasası hedefliyoruz

EPDK olarak 33 bin MW kapasite tahsisi yaptık bunların yaklaşık 2 bin 100 MW’lık kısmı sahada yatırıma başladı 208 MW’lık kısmı da işletmeye geçti. Daha önce de ifade ettiğim gibi 10 yılda bu tesislerin tamamının işletmeye geçmesi halinde 52 milyar dolarlık doğalgaz ithaline karşı gelen bir dış borcumuz azalacaktır.

Toplam yatırım büyüklüğü işletmede olan 166 milyon dolarlık yatırımın yanında 2 milyar dolarlık yatırım sahada inşa halinde ve yaklaşık 35 milyar dolarlık yatırımda izin ve onay sürecinde işlemleri de devam etmektedir.

Sektör temsilcilerimize açık açık söyledik, işini ağırdan alanın gözünün yaşına bakmayız diye, Allaha şükür de sektör mesajı almış olmalı ki işlerin hızlandığını görebiliyoruz. Ayrıca buna karşılık ağırdan alan yatırımı aksatan Ülkemiz hedeflerine ulaşmasına engel olacak olan projeleri ise iptal ediyoruz. Bunu depolamalı diye ayırmaya da gerek yok aslında bizim kurumumuzdan izin, onay, lisans alan herkes için geçerli, tüm sektörler için geçerli ağırdan alanı iptal ederiz.

Depolamalı RES-GES’lerde önlisans verdiğimiz 19 adet ve 736 MW iptal ettik, termik kaynaklı küçüklü büyüklü 45 adet 2460 MW, elektrik araçlar için verilen şarj ağı işletmeci lisansı olarak da 29 adet lisansı (toplam 223 adet lisanstan) iptal ettik. Sonuç olarak bizimle koşanın elinden tutarız, koşmayan, geride kalansa yarış dışı kalır.

Hürmüz Boğazı üzerindeki güvenlik riskleri nedeniyle Brent petrolün kısa süreliğine 120 dolar seviyelerini test ettiği ve arz endişeleriyle 100-110 dolar bandında dalgalandığı bir dönemden geçtik (geçiyoruz). Bu aşırı dalgalanmaların iç piyasaya etkisini asgari düzeye indirmek amacıyla Kurumumuz ve Hazine ve Maliye Bakanlığı eş güdümle eşel-mobil sistemi hayata geçirildi. Sayın bakanımız da açıkladı bu düzenleme vergi anlamında yaklaşık 600 milyar liralık bir feragat anlamına geliyor. Devlet 600 milyar liralık vergiyi eşel mobil sistem ile yıl sonuna kadar akartakıttan almamış oluyor.

Ayrıca malumunuz “En pahalı enerji olmayan enerjidir” ilkesi doğrultusunda, ülkemiz Petrol Piyasası Kanunu uyarınca 90 günlük net ithalata tekabül eden ulusal petrol stokumuz bulunmaktadır.

Petrol ithalatında 15 farklı ülkeden sağlanan kaynak çeşitliliğinin yanı sıra yerli ham petrol üretiminin 2025 yılında %26 artışla 47,9 milyon varile ulaşması, ülkemizi jeopolitik risklere karşı çok daha dirençli hale getirdi.

Ayrıca, Uluslararası Enerji Ajansı’nın Mart-Haziran 2026 dönemi için aldığı 400 milyon varillik stok kullanım kararına paralel olarak, Ulusal Petrol Stok Komisyonu Kararı ile zorunlu petrol stoklarının 11,6 milyon varillik kısmının kullanımı serbest bırakıldı; Kurumumuz da lisans sahiplerinin zorunlu stoklarının %46’sını kullanabilmelerine imkan tanıyan uygulayıcı bir karara imza attı.

Türkiye, lisanslı tüm tankların anlık izlendiği ve IEA ülkeleri arasında stoklarını yarım saatlik aralıklarla dijital olarak takip edebilen nadir ülkelerden biri olan “Stok İzleme Sistemi” ile dünyaya emsal teşkil etmektedir. Bu teknolojik altyapı sayesinde stoklarımızı anlık izleyerek olası kriz senaryolarına karşı proaktif çözümler geliştirmekteyiz.  Bu alanda herhangi bir sorun sıkıntı yaşamayacağız.

Önce dilerseniz akaryakıt kalitesi ile başlayalım. Hamdolsun bugün ülkemizin dört bir yanındaki 12 bin 600’ü aşkın istasyonda Avrupa Birliği standartlarında yakıt vatandaşımıza sunulmaktadır. Tüketicilerimiz, Türkiye’nin her noktasındaki lisanslı istasyonlardan araçlarına gönül rahatlığıyla ikmal yapabilirler. Ancak bu noktada özellikle vurgulamak isterim ki; bu tabloyu bir “başarı” olarak görmekle birlikte, bir garanti olarak değerlendirmiyoruz. Standartların korunması, sürekli denetim ve yaptırım mekanizmalarının etkin işletilmesiyle mümkündür. Bu nedenle kalite standartlarını ihlal eden, teknik kriterlere aykırı ürün arz eden ya da tüketici güvenini zedeleyen hiçbir uygulamaya izin vermedik, vermeyiz.

Promosyon konusuna gelince… Görünürde avantaj sağlayan ancak gerçekte fiyat mekanizmasını bulanıklaştıran uygulamalar, piyasa işleyişine zarar verebilir. Dolaylı indirimler, karmaşık promosyon yapıları veya tüketicinin gerçek maliyeti net şekilde görmesini engelleyen uygulamalar, rekabetin doğasını bozma riski taşımaktadır. Dolayısıyla bizim için esas olan; fiyatın açık, net ve karşılaştırılabilir olmasıdır. Rekabet, tüketicinin bilinçli tercih yapabileceği bir zemin üzerinde gerçekleşmesidir.

Elbette bu süreçte hizmet kalitesi de fiyat kadar kritik bir önem taşımaktadır. Akaryakıt sektörü artık yalnızca bir ürün satış noktası değil, aynı zamanda hizmet deneyiminin sunulduğu bir alan haline gelmiştir. İstasyonların fiziki koşulları, hizmet hızı, güvenlik standartları, dijital altyapıları ve müşteri memnuniyeti gibi unsurlar da rekabetin önemli bileşenleri arasında yer almaktadır.

Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte ödeme sistemlerinde köklü değişiklikler yaşanmaktadır. Nakit ve kredi kartının yanı sıra mobil uygulamalar ve yeni nesil ödeme yöntemleri artık akaryakıt ve LPG satışlarının da ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu dönüşüm, doğru yönetildiğinde tüketici lehine önemli avantajlar sunmaktadır. Biz de Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuolarak bu avantajları en üst seviyeye taşımak amacıyla promosyonlara ilişkin düzenlememizde 1 Nisan 2026 itibarıyla önemli bir değişikliğe gittik.

Bu düzenleme ile finansal promosyonların kapsamını genişlettik.

Ücretsiz ve indirimli akaryakıt ve LPG uygulamaları devam etmekle birlikte, artık akaryakıt ve LPG alımına bağlı olarak kazanılan puanların farklı alanlarda kullanılabilmesine yönelik kampanyaların da önünü açtık. Ancak burada çok net bir çerçeve çizdik: Sunulan finansal faydalardan en az birinin mutlaka ücretsiz veya indirimli akaryakıt ya da LPG olması zorunludur.

Geçen kısa süre içerisinde dağıtım firmalarının promosyonlarında belirgin bir çeşitlenme gözlemliyoruz. Bu dinamizmi yakından takip ediyoruz.

Ancak açıkça ifade etmek isterim ki;

Promosyonlar rekabetin tamamlayıcı unsurudur, yerine geçemez.
Promosyonlar fiyatın önüne geçemez.
Promosyonlar tüketiciyi yanıltacak şekilde kurgulanamaz.

Bu çerçevede; Promosyonların ilgili mevzuata uygunluğu, şeffaflığı ve tüketici lehine gerçek bir fayda üretip üretmediği Kurumumuz tarafından sürekli olarak izlenmektedir. Herhangi bir şekilde:

Fiyat rekabetini zayıflatan,
Piyasa şeffaflığını bozan,
Tüketici tercihlerini manipüle eden uygulamaları görürsek gerekli idari adımları atmaktan çekinmeyiz.

Kurumumuzun düzenlemeleri çerçevesinde faaliyet gösteren şarj hizmeti piyasasında bugün itibarıyla 183 lisanslı şarj ağı işletmecisi, ülkemizin dört bir yanında elektrikli araç kullanıcılarına hizmet sunmaktadır. Şarj noktası sayımız son bir yılda yaklaşık %40 artarak 43 bine yaklaşmıştır.

Bu büyüme yalnızca altyapı ile sınırlı kalmamış, kullanım tarafında da güçlü bir artış gözlemlenmiştir. Şarj işlemlerinden kaynaklanan elektrik tüketimi son bir yılda üç katın üzerinde artarak Mart ayı itibarıyla aylık bazla 68 milyon kilovatsaat seviyesine ulaşmıştır. Üstelik bu tüketimin yaklaşık %60’ının yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilişkilendirilen yeşil şarj istasyonlarında gerçekleşmesi, enerji dönüşümü açısından son derece kıymetlidir.

Şarj hizmeti piyasası artık başlangıç aşamasını geride bırakmakta ve olgunluk dönemine geçmektedir. Bu doğrultuda, kullanıcı memnuniyetini artırmaya yönelik önemli düzenlemeleri hayata geçirmiş bulunuyoruz.

Bunlardan ilki, dinamik fiyatlandırma uygulamasıdır. Artık şarj ağı işletmecileri, günün saatine veya lokasyona bağlı olarak fiyatlarında indirim yapabilecektir. Bu sayede kullanıcılarımız, şarj alışkanlıklarında yapacakları küçük değişikliklerle önemli tasarruflar sağlayabilecek; aynı zamanda elektrik şebekesinin daha verimli işletilmesine katkı sunulacaktır.

Bir diğer önemli adım ise ortak dolaşım, yani roaming uygulamalarına ilişkindir. Yeni düzenlemelerle birlikte, farklı şarj ağı işletmecileri arasında yapılan anlaşmalar mevzuat kapsamına alınmış ve güçlendirilmiştir. Böylece kullanıcılarımız, tek bir uygulama üzerinden farklı işletmecilere ait çok sayıda istasyona erişim sağlayabilecektir.

Öte yandan, kullanıcı deneyimini iyileştirmeye yönelik önemli adımlar attık. 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren otoyol ve devlet yollarında kurulacak tüm DC şarj ünitelerinde banka veya kredi kartı ile ödeme zorunlu hale getirilecektir. Böylece erişim ve kullanım kolaylığı önemli ölçüde artırılacaktır.

Ayrıca fiyatlandırma yapısında da önemli bir sadeleşmeye gittik. Artık AC ve DC şarj ünitelerinde güce göre farklı fiyat uygulaması kaldırılmıştır. İşletmeciler yalnızca AC ve DC fiyat belirlemekle yükümlü olacaktır. Bu düzenleme ile daha şeffaf ve öngörülebilir bir fiyat yapısı oluşturmayı hedefliyoruz.

Mobil şarj istasyonlarının lisanslı şekilde işletilebilmesine imkân tanıyarak özellikle yoğun dönemlerde ve acil durumlarda kullanıcılarımıza alternatif çözümler sunmayı amaçladık.

Verimlilik açısından ise batarya doluluğu %85’in üzerine çıkan araçlarda şarj işleminin sonlandırılabilmesine imkân tanıdık ve güç yönetimi uygulamalarına açık bir yasal zemin oluşturduk. Bu sayede hem şebeke kapasitesinin etkin kullanımı sağlanacak hem de hizmet kalitesi artacaktır.

Bununla birlikte, hizmet kalitesini kurumsal düzeyde güçlendirmek adına çağrı merkezi kurulmasını zorunlu hale getirdik. Ayrıca kullanılan yazılım sistemleri için ISO 27001 sertifikası şartı getirerek veri güvenliği standartlarını yükselttik.

Elektrikli araçlar ve şarj altyapısı, yenilenebilir enerji ile entegre olduğu ölçüde gerçek potansiyeline ulaşmaktadır. Ülkemizde yenilenebilir enerji kaynaklarının artan payı ile birlikte ulaştırma sektörünün de karbon azaltımına katkısı her geçen gün daha da güçlenmektedir. Kurum olarak bizler, bu dönüşümü yakından takip ediyor; dengeli ve ileriye dönük düzenleyici yaklaşımımızla ülkemizin enerji dönüşümünü desteklemeye kararlılıkla devam ediyoruz.

Malum LPG’de dünyanın sayılı pazarlarından biriyiz. Ve sektörün önünü açacak düzenlemeler yapmaya devam ediyoruz. Bu alanda ticaret yapısını köklü biçimde değiştirirken, depolama faaliyetlerine de yeni kurallar getirdik.

Son yaptığımız düzenleme ile LPG dağıtıcıları artık birbirlerinden toptan LPG satın alabilecek; ancak bu ürünü başka bir dağıtıcıya yeniden satamayacak. Daha önce serbest olan dağıtıcılar arası ticaret, 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla tek yönlü hale geldi.

Bu adım ile piyasada aracı zincirlerini azaltarak daha şeffaf ve kontrollü bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz.

LPG’de Depolama Hizmeti Artık Zorunlu hale geliyor.

5307 sayılı LPG Piyasası Kanunu kapsamında yapılan değişiklikle, LPG depolama lisansı sahiplerine yeni yükümlülükler getirdik.

Depolama tesislerinde boş kapasite bulunması halinde, taleplerin karşılanması zorunlu olacak. Sunulan depolama hizmetleri belirlenen tarifelere tabi olacak. Bu düzenleme ile depolama altyapısına erişimin kolaylaştırılması ve piyasada rekabetin artırılması amaçlıyoruz.

Ayrıca yeni LPG İzleme Sistemi Kararı ile satış ve depolama bildirimlerinin dijital ortamda takibi sağlanacak. Böylece LPG hareketlerinin anlık olarak izlenmesini sağlayacak ve olası 

2002 yılında sadece 5 ilimizde ve 57 ilçemizde doğal gaz kullanılmakta iken 2025 yılı sonu itibarıyla tüm illerimizde ve 981 yerleşim yerimizde (ilçe/belde) doğal gaz kullanılır hale gelmiştir. Aynı dönemde doğal gaz kullanıcısı sayısı 3,3 milyondan 23 milyona, ulaşılan nüfus 22,8 milyondan 73,7 milyona çıkmıştır.

2002 yılında 17,4 milyar m3 seviyesinde olan yıllık doğal gaz tüketimimiz ise 2025 yılında 58,7 milyar m3’e ulaşmıştır. Aynı dönemde dağıtım hattı uzunluğu 11 bin km’den yaklaşık 230 bin km’ye, iletim hattı uzunluğu ise 4 bin km’den 20 bin km seviyesine çıkmıştır. Böylece, iletim ve dağıtım şebekelerimizin toplam uzunluğu 250 bin km’ye yaklaşmıştır.

2025 yılı sonu itibarıyla, 2 adet yeraltı doğal gaz depolama tesisimizin toplam kapasitesi 6,3 milyar m3 olmuştur. Ülkemizde faaliyet gösteren 2 adet kara LNG terminali ve 3 adet FSRU olmak üzere toplam 5 adet LNG terminalimizin gazlaştırma kapasitesi toplamda günlük 161 milyon m3 seviyesindedir. İletim şebekemizin toplam günlük giriş kapasitesi ise 450 milyon m3 seviyesine ulaşmıştır.  

2025 yılında yerli doğal gaz üretim miktarımız yıllık 3 milyar m3 seviyesini aşmış olup, doğal gaz ihracat miktarımız ise yıllık 2,2 milyar m3 olarak gerçekleşmiştir.

Kurumumuzca hazırlanan mevzuat çerçevesinde yine Kurumumuz tarafından kurulan ve işletilen elektronik platformda 2020 yılı başından itibaren Yıllık, Çeyreklik ve Aylık ürünlere konu Spot Boru Gazı İthalatı Talep Çağrıları ilan edilmektedir. Kurumumuzca ilan edilen talep çağrılarına gerek kamu tarafı gerekse özel sektör tarafı katılım sağlamaktadır. 2025 yılında spot boru gazı ithalatımız 6,5 milyar m3 olarak gerçekleşmiş olup, toplam doğal gaz ithalatımızın yaklaşık %11’i spot boru gazı ithalatı yöntemiyle gerçekleştirilmiştir.

Organize Toptan Doğal Gaz Satış Piyasamız 1 Eylül 2018 tarihinde faaliyete başlamış olup, bu sayede ülkemiz, bölgesinde günlük olarak doğal gaz ticareti yapılabilen bir borsayı açan ilk ülke sıfatını kazanmıştır. Gazın rekabetçi bir piyasa içerisinde objektif ve şeffaf koşullar altında fiyatlanmasıyla oluşan ve bölgemizde ilk olan Türkiye doğal gaz referans fiyatı, ülkemizde yapılacak yeni yatırımlar açısından önemli bir sinyal niteliği taşımakta ve ülkemizin bölgesel enerji merkezi olma hedeflerine önemli katkı sağlamaktadır.  

2018 yılından 2025 yılı sonuna kadarki dönemde, organize piyasamızda toplam işlem hacmi yaklaşık 55,5 milyar TL (3,7 milyar USD) seviyesinde gerçekleşmiş olup, aynı dönemde organize piyasamızda ticarete konu olan doğal gaz miktarı ise yaklaşık 9 milyar m3 olmuştur.

Piyasada derinlik ve rekabeti artırması ve piyasa oyuncularının risklerini daha iyi yönetmesini sağlaması beklenen Vadeli Gaz Piyasası ise 1 Ekim 2021 itibarıyla devreye alınmıştır. Yıllık, Çeyreklik ve Aylık kontratların ticaretinin yapılabileceği vadeli piyasamız, yapısal dönüşümlerin gerçekleşmesi ile birlikte doğal gaz ticaretinde şeffaflığı ve öngörülebilirliği artıracak ve bölgesel enerji merkezi olma hedefimize önemli katkı sağlayacaktır.

Sonuç olarak, EPDK’nın kurulduğu günden bugüne son 25 yılda doğal gaz piyasasına ilişkin düzenlemelerimiz ışığında gerek alt yapı yatırımları açısından gerekse de doğal gazın ticaret hacmi açısından çok önemli gelişmeler yaşanmış ve tabiri caiz ise ülkemiz doğal gaz piyasası bu dönemde çağ atlamıştır.

Doğal gaz piyasamızda son dönemde üzerinde çalıştığımız önemli konulardan bir tanesi; bitkisel ve hayvansal atıklar ile belediye atıkları gibi yenilenebilir kaynaklardan üretilen biyogazların doğal gaz olarak kullanımına imkân sağlayacak yasal çalışmaların başlatılmış olmasıdır. Bakanlığımız ile birlikte yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde Kanun teklifi taslağı hazırlanmış olup, öncelikle 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nda yer alan Doğal Gaz Tanımına yenilenebilir gazların dahil edilmesi planlanmaktadır.  

Mevcut durumda 4646 sayılı Kanun sadece yerden çıkarılan doğal gazın piyasaya sunulmasına imkan tanımaktadır. Tarımsal ve hayvansal atıklar ile belediye atıklarından elde edilen ve biyogaz/biyometan olarak adlandırılan bu yenilenebilir gazlar, ağırlıklı olarak metandan oluşmaları nedeniyle doğal gaz ile benzer özellikler göstermektedir. AB ülkelerinde son yıllarda biyometan üretimi ve doğal şebekesinde kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştır. Biz de tarım ve hayvancılık ülkesi olarak bu potansiyelimizi daha etkin ve verimli kullanmanın yollarını aramaya başladık. Kurumumuz uzmanları AB Direktiflerinde yer alan düzenlemeleri detaylı bir şekilde incelediler ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmaları ile uyumlu olacak şekilde bir Kanun teklifi taslağı hazırlayarak Bakanlığımız ile paylaştık. Öncelikle yasal çerçevenin belirlenmesi, sonrasında ise Kurumumuzca ikincil mevzuat düzenlemelerinin tamamlanmasıyla birlikte söz konusu yenilenebilir gazların doğal gaz şebekesinde kullanılması mümkün hale gelecektir.

Bu gelişme ile ilk etapta ülkemizde yıllık 1,5-2 milyar m3 civarında doğal gaz karşılığı biyometan üretimi mümkün görünmekle birlikte orta vadede yapılacak ilave yatırımlar ile yıllık 3 ila 5 milyar m3 arasında doğal gaz karşılığı biyometan üretim potansiyelimiz olduğu hesaplanmaktadır.

Biyometan üretim potansiyelimizin harekete geçirilmesi ile birlikte enerjide kaynak çeşitliliğimiz artırılmış olacak, yerli ve milli kaynaklarımızın daha etkin ve verimli kullanımı ile doğal gazda ithalata olan bağımlılığın azaltılmasına önemli katkı sağlanmış olacaktır. Aynı zamanda atıkların biyometan üretiminde hammadde olarak kullanılması sayesinde çevre kirliliğinin azaltılması ve iklim politikaları açısından önemli kazanımlar elde edilmesi beklenmektedir. Bunun yanı sıra bu yöntemle üretilen gazın fosil kaynak değil, yenilenebilir enerji kaynağı olarak sınıflandırılması önemli bir avantajdır. Ülkemizin yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması amacıyla, özellikle elektrik piyasamızda attığımız önemli adımlara ilaveten benzer bir yaklaşımın yenilenebilir gaz düzenlemeleri ile doğal gaz piyasamızda da hayata geçirilmesini çok 

Son dönemde dünya jeopolitiğinde ciddi anlamda enerji krizleri yaşanmaktadır. Bu krizlerden başta AB ülkeleri olmak üzere ülkemizin komşu pazarları da ciddi derecede etkilenmektedir. Ülkemizin stratejik konumu, arz kaynaklarına erişim imkanları ve artan terminal kapasiteleri düşünüldüğünde, bu krizler ülkemizin bölgesel bir enerji tedarikçisi olabilmesi bakımından bazı fırsatlar da barındırmaktadır. Zira ülkemiz, farklı kaynaklardan doğal gazın sıvı ve veya gaz formunda giriş yapabileceği, aynı zamanda yine sıvı ve veya gaz formunda doğal gaz ihracatının gerçekleştirilebileceği bir konuma sahiptir. Dolayısıyla ihracat imkânlarının çeşitlendirilmesi için ülkemiz bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirebilme potansiyeline sahiptir.

Bugüne kadar ülkemizde doğal gaz sıvılaştırma faaliyeti yapılmasına ilişkin somut bir ihtiyaç duyulmamakla birlikte, son dönemde yaşanan enerji krizleri nedeniyle başta AB ülkeleri olmak üzere ülkemiz üzerinden gerek boru hatlarıyla gerekse LNG olarak ihracat taleplerinin yoğunlaşması sonrasında doğal gazın ülkemiz topraklarında sıvılaştırılarak ihraç edilmesi konusu gündeme gelmiştir.

Bu kapsamda, Bakanlığımız ile yürüttüğümüz çalışmalar sonucunda Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nda gerekli değişiklikler 2024 yılında TBMM’de kabul edilmiş olup, Kurumumuzca yürütülen ikincil mevzuat çalışmaları sonrasında ise sıvılaştırma faaliyetine ilişkin Yönetmelik değişikliği Aralık 2025 itibariyle yürürlüğe konulmuştur.

Yönetmelik değişikliği çalışmaları kapsamında, Dünya’da sıvılaştırma tesisi olan önemli LNG ihracatçısı konumundaki ABD, Katar, Avusturalya gibi ülkelerin uygulama örnekleri Kurum uzmanlarımızca incelenmiş ve ülkemize en uygun seçenekler değerlendirilmiştir.

Yönetmelik değişikliği ile sıvılaştırma lisansı alma koşulları, kurulacak tesislere ilişkin gerekli teknik ve hukuki kriterler tanımlanmış, sıvılaştırma faaliyeti yapmak isteyen şirketlerin takip edeceği ve lisanslama sonrası tabi olacakları mevzuat tamamlanmıştır.

Böylelikle ülkemizin bölgesinde enerji merkezi olma hedefinin en önemli ayaklarından biri olan güvenilir bir tedarikçi olma alt başlığı içerisinde, gerek yerli üretimimizdeki artışlar doğrultusunda gerekse çeşitli arz kaynaklarına sahip olma gibi avantajlara bir yenisi eklenerek, kurulacak sıvılaştırma tesisleri ile LNG ihraç eden bir ülke konumuna gelmesinin önü de açılmıştır.

Son yıllarda küresel ısınma, iklim değişikliğiyle mücadele çabaları, ülkelerin net sıfır hedefleri, karbon salım izinlerinin birçok ülkede artık fiyatlanıyor olmasıyla birlikte çevresel piyasalar ile enerji piyasalarının ilişkisi arttı.

2025 yılında, başta AB olmak üzere çeşitli ülkelerin karbon piyasalarından elde ettiği toplam gelir 80 milyar dolar seviyelerindeydi. Karbon kredileri, ikincil piyasalardaki el değiştirmeler de düşünülünce yaklaşık 800 milyar dolarlık yepyeni bir piyasadan bahsediyoruz. Üstelik önümüzdeki 10 yılda 10 kat büyümesi beklenen, 8-10 trilyon dolarla ulaşması beklenen bir piyasa. Bu büyüklükte ve hızla gelişen bir piyasada erken konumlanan ülkeler; hem finansal kaynaklara erişim hem de sanayilerinin dönüşümünü daha düşük maliyetle gerçekleştirme avantajı elde edebiliyor.

İklim Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte, Türkiye’de hayata geçirilmesi planlanan Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında temel politikaların Karbon Piyasası Kurulu tarafından belirlenmesi, EPDK’nın ise ETS piyasasında gözetim ve denetim görevini üstlenmesi öngörülmüştür. Bu kapsamda, EPDK’nın uluslararası gelişmeleri yakından izleyen, ülkemizin çıkarlarının korunması amacıyla gerekli düzenlemeleri hızlı ve etkin şekilde ortaya koyan, proaktif bir Kurum olduğunu özellikle vurgulamak isterim. EPİAŞ’ın piyasa işletmecisi olarak konumlanmasıyla birlikte, birincil ve ikincil piyasaların şeffaf, likit ve rekabetçi bir yapı içinde faaliyet göstermesi hedeflenmektedir. EPDK, ETS piyasasının sağlam bir zemine oturması yönünde özellikle piyasa kurallarının belirlenmesi, piyasa bozucu davranışların önlenmesi ve şeffaflığın sağlanmasına ilişkin düzenlemeleri hayata geçirerek yeşil dönüşümü finanse eden etkin, şeffaf ve rekabetçi çevresel piyasaların gelişimine katkı sunmaya devam edecektir.

 

2

Yazar

BENZER YAZILAR

En Popüler