Cuma, Nisan 3, 2026
Ana SayfaManşet‘SHELL, TÜRKİYE’NİN DÜNÜNDE, BUGÜNÜNDE VE YARININDA’

‘SHELL, TÜRKİYE’NİN DÜNÜNDE, BUGÜNÜNDE VE YARININDA’

Shell Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem, “Shell, Cumhuriyetimizin kurulduğu 1923’ten bu yana Türkiye’de faaliyet gösteriyor ve enerji piyasasında ilkleri gerçekleştirmesine ek olarak Türkiye ile derin ve kuvvetli bağları var” dedi.

Shell Türkiye Ülke Başkanı, TOBB Petrol Meclisi Başkanı ve ENVER Başkanı Ahmet Erdem, Shell’in Türkiye’deki 102 yıllık faaliyetlerini, enerji politikalarının evrimini, TPAO ve BOTAŞ iş birliklerini, enerji verimliliği stratejilerini ve UTTS sürecini Gündem Enerji’ye anlattı.

“TÜRKİYE, SHELL İÇİN STRATEJİK ÖNEME SAHİP BİR ÜLKE”

  • Shell, 102 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteriyor ve ülkemizdeki enerji sektörünün gelişimine paydaşlık ediyor. Dünyadaki durumuna baktığımızda, hidrokarbon arama ve üretiminde dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan Shell’in, akaryakıt perakendeciliğinde ise tek markalı satış şebekesinde dünyanın en büyüğü olduğunu görüyoruz. Shell’in bu kapsamdaki global durumunu bizimle paylaşabilir misiniz?

Türkiye, Shell’in 70’i aşkın faaliyet gösterdiği ülke arasında stratejik önem atfettiği ülkelerden biri ve bugün Türkiye’deki ana operasyon hacmimiz, istasyonlardaki akaryakıt satışlarında Shell’in Avrupa operasyonlarının en büyüğünü oluşturuyor. Dünyadaki duruma baktığımızda, 40 milyar doları aşan değeri ile dünyanın en değerli enerji markalarından biri olan Shell, birkaç ikonik ve güçlü küresel markadan biri. Dünyanın hemen her yerinde logomuzu görenler üzerinde adı yazmasa da hangi marka olduğunu hemen anlar. Baktığınız zaman size güven verir, kaliteyi çağrıştırır. Dünyada hidrokarbon arama, üretim ve ticareti denildiğinde en eski ve büyük şirketlerden biri ve bu endüstrinin birçok teknik ve ticari ilkini gerçekleştiren de yine Shell. Bugün giderek büyüyen Sıvılaştırılmış Doğalgaz’da da (LNG) durum benzer. 1964’teki ilk ticari LNG sıvılaştırma tesisi Shell ortaklığında kurulurken buradan yapılan dünyanın ilk LNG sevkiyatı da yine Shell tarafından gerçekleştirildi. Bugün de geniş portföyü, dünya çapında çeşitli müşteri ağı, kapsamlı nakliye ile depolama varlıkları ve yeniden gazlaştırma tesislerine erişimiyle şu anda LNG işinde dünyanın lider şirketiyiz. Öte yandan Shell’in gerçek anlamda yüzü olan istasyonlarımızda hizmetini verdiğimiz akaryakıt perakendeciliğiyle de dünyanın bu alandaki en büyük operasyonunu yürütüyoruz. Dünyada 47 bin istasyonumuzda günlük 33 milyonun üzerinde müşteriyi ağırlıyor, 54 bini aşkın elektrikli araç şarj noktamızla da elektrikli araç sahiplerine hizmet veriyoruz.

“ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTMAK HEPİMİZİN ORTAK HEDEFİ”

  • Shell’deki yaklaşık 35 yıllık kariyerinizde hem Türkiye’de hem de yurtdışında yürüttüğünüz görevlerle önemli bir tecrübeye sahipsiniz. Siz bu tecrübeler ışığında Türkiye enerji sektörünün tarihi gelişimini, son dönemde enerjide atılan adımları ve özellikle arama üretimde alınan mesafeyi ve duyurulan keşifleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

1990 yılında katıldığım Shell’de Türkiye, Ortadoğu, Afrika ve Avrupa’da çeşitli görevlerde bulundum. 15 yılı aşkın süredir de Shell Türkiye Ülke Başkanlığı ile 2006’dan bu yana çalışmalarını başarıyla sürdüren Shell & Turcas ortak girişimimizin Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütüyorum. Ayrıca enerji sektöründe ve iş dünyasında faaliyet gösteren bazı dernek, kurul ve meclislerin yönetim kurullarında görevlerde bulundum. Halen de bunlardan bazılarını sürdürüyor, özel sektör ve kamunun iletişimi ve iş birliğine destek olarak ülkemizin ve enerji sektörünün gelişimine katkıda bulunuyorum. Türkiye enerji sektörünün tarihi gelişimi şüphesiz ki çok geniş bir konu. Bunun için çok daha geniş bir zamana ihtiyacımız olur ama son döneme odaklanırsak, ülkemizin sürdürülebilir kalkınması ve refahı için, enerji güvenliğinin sağlanması, dışa bağımlılıktan kurtulma ve enerji maliyetlerinin azaltılması lazım. Bunlara ilaveten enerji üretim ve tüketiminden kaynaklanan emisyonların da azaltılması çevreye karşı sorumluluğumuz. Son dönemde atılan adımlarla, yenilenebilir kaynaklardan enerji üretiminde oran devamlı yükseliyor, Avrupa’da en büyük beşinci kapasiteye sahibiz. Petrol ve doğalgazda keşiflerle, artan üretimle hızla yol alıyoruz. Hem ekonomi hem çevre açısından önemli, enerji verimliliğine odaklı birçok çalışma var. Ayrıca doğalgaz temin altyapısında da ikmal alternatifleri arttırılarak, FSRU ve terminal genişletme yatırımları yapıldı. Enerjinin dağıtımı ve tüketiciye ulaşmasında da tüketici lehine birçok düzenleme var. Tüm bağlı ve ilgili kuruluşlarıyla bugün enerji sektöründeki başarıların mimarı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, enerji piyasamızın gelişim yolculuğunun rehberi ve koruyucusu Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ve kamunun bu alandaki ilgili tüm kurum ve kuruluşlarının da eşsiz katkılarını böyle bir konuyu konuşurken anmak gerekir. Yalnızca akaryakıt piyasası için bile 2005 yılından bu yana serbest piyasa yapısına kavuşturan Petrol Piyasası Kanunu ile ne kadar önemli bir yol alındığını hatırlayanlar bu teşekkürün ve hayırla anmanın sebebini anlayacaklardır. Bilmeyenler için en özet haliyle kaçak akaryakıtla mücadele, tesis kalitelerinin yükselişi, ürün kalitesinde artış gibi çok temel gelişimler bu sayede oldu. Birçok sektörde olduğu gibi rekabetçi ve serbest piyasalar çok daha sağlıklı gelişmekte, daha fazla yatırım çekmekte ve tüketiciye daha fazla fayda sağlamaktadır. Son dönemde TPAO tarafından atılan adımları ve özellikle hidrokarbon arama ve üretim tarafında alınan sevindirici keşif haberlerini, yurtdışında yapmaya başladığı çalışmaları bir çoğunuz gibi ben de gururla izliyorum. Türkiye’nin denizlerdeki sismik, arama, sondaj gemileri ve yüzer üretim platformu gibi modern enerji filosu, öte yandan karada terörden arındırılan bölgelerde yürütülen sondaj ve üretim çalışmalarıyla ulaştığı sonuçlar gerçekten takdire şayan. Bu keşifler, özellikle Sakarya, Türkiye’nin enerji tarihinde bir dönüm noktasıdır. Karadeniz’de dünya çapında bir keşifle elde edilen 710 milyar metreküplük doğal gaz rezervi son keşifle birlikte 785 milyar metreküpe ulaştı. Şırnak’ta tespit edilen petrol rezervlerinin üretime alınmasıyla günlük üretim 80 bin varilden 135 bin varile yükseldi. Bu da yerli petrol üretiminin toplam tüketimin yüzde 15’ini karşılayabilmesi gibi bir başarıya ulaşılmasını sağladı. Umarız bu daha da yükselecek. Hidrokarbon arama ve üretim tarafında rezerv keşfi, sahaların geliştirilmesi ve nihayetinde ürüne ve gelire dönüşmesi somut sonuçlara ulaşılması açısından şüphesiz ki bizim işlerimizin en sevindirici kısımları. Bu işin arkasında ise enerjinin her alanında olduğu gibi çok büyük emekler ve kapsamlı yatırımlar var. Bu işlerin zorluğunu da bilen bir sektör profesyoneli olarak sevindiğimiz sonuçlar kadar bu sonuçlara ulaşmamızı sağlayan bakanlığımızı ve TPAO’yu da kutluyorum. Bu konuyla ilgili son olarak söylemek istediğim, ülkemizin enerji ihtiyacı hemen her alanda, ulaşımda, sanayi ve hizmetlerde, tarımda, her alanda artıyor. Dolayısı ile ileriye doğru bu talebin karşılanması, enerji güvenliğimizin sağlanması için elektrik, doğalgaz ve petrolde gerekli yatırımları çekecek piyasa ve düzenleme yapılarını sürdürmeliyiz.

“UTTS, KAYIT DIŞILIKLA MÜCADELEDE ÖNEMLİ BİR ARAÇ”

  • 2025 yılı, akaryakıt piyasamız açısından da bir geçiş sürecinin yılı oldu. Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi’nde (UTTS) yılbaşından bu yana gelen süre uzatımlarıyla birlikte 2 Haziran itibarıyla akaryakıt istasyonlarına, 30 Haziran itibarıyla da taşıt sahiplerine verilen süre doldu ve UTTS’de fiilen uygulamaya geçildi. Siz yakın bir zamana kadar akaryakıt dağıtım şirketlerinin çatı derneği Petrol Sanayi ve Emobilite Derneği’nin (PETDER) başkanlığını yürüttünüz, halen de TOBB Petrol ve Petrol Ürünleri Sanayi Meclisi Başkanlığı’nı yürütmektesiniz. Akaryakıt sektörü açısından, sistemin uygulaması ve geleceği ile ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Akaryakıt sektörümüz geçmişte kaçak akaryakıtın önlenmesinde aktif rol oynadı. Bugün de akaryakıt faturaları üzerinden yapılan vergi kaçakçılığı ve kayıtdışı ekonomi ile mücadelede tüm gücünü ortaya koydu. Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi (UTTS), akaryakıt piyasamızda rekabet eşitliğinin sağlanması ve kayıt dışı ekonomi ile mücadele amacıyla akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihazlara, taşıt plaka bilgilerinin otomatik olarak aktarılması amacıyla devreye alındı. Hem istasyonların hem de yakıt harcamalarını gider olarak gösterecek taşıt sahiplerinin yerine getireceği gereklilikler için belirlenen sürelerde yılın başından bu yana tanınan uzatmalarla birlikte sona gelindi. Uzatmalarda, yetkililendirilmiş taşıt montaj firmaları, bayiler ve dağıtım şirketlerinin gerekli uzman iş gücü, teknoloji, finans, tedarik ve montaj süreci ihtiyaçlarına ek olarak uygulamada ihtiyaç duyulan geliştirmeler etkili olmuştu. Uygulamaya geçilen sürece tekrar bakıldığında akaryakıt dağıtım sektörünün, tüm bayileri ve dağıtım şirketleri olarak geçiş sürecinin sorunsuz atlatılması ve operasyonel mükemmelliğe erişilmesi için, teknik, lojistik ve finansal anlamda tüm gücüyle çalıştığını söyleyebiliriz. Akaryakıt sektörünü temsilen faaliyet gösteren tüm dernek ve kuruluşlarımız da sistemin yaygınlaşması ve uygulamada karşılaşılan aksaklıkların ivedi şekilde giderilmesi için başta Darphane Genel Müdürlüğü olmak üzere kamu ve özel sektörün ilgili tüm taraflarıyla işbirliği içerisinde çalışmalarını sürdürdü. İstasyonlar tarafında kurulumlar büyük oranda tamamlandı ancak montaj yapılacağı tahmin edilen yaklaşık 6 milyon aracın montaj işlemleri sürüyor. Burada biraz daha zamana ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Şu anda istasyonlar UTTS hizmeti sağlama talebini karşılayabiliyorlar. Bu durum, yakın zamanda geride bıraktığımız bayram gibi ya da tatil hareketliliğinin arttığı dönemlerde zorluklar yaşanmasına neden olabiliyor. Halihazırda istasyonda tek ada üzerinde kurulum yükümlülüğü bulunuyor. Tek pompada çeşitli nedenlerle oluşabilecek ikmal kesintisi veya yoğun talepten kaynaklı oluşabilecek araç kuyrukları, hem müşteri memnuniyetsizliğine hem de istasyon girişlerinde fiziken sıkışmalara neden olabiliyor. Montajı tamamlanacak araçlarla birlikte artabilecek talep miktarı da ve dönemsel talep artışlarıyla bir araya geldiğinde uzun kuyruklar ve memnuniyetsizlik riski ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle akaryakıt istasyonlarındaki UTTS kapasitesinin ticari araç trafiği ile orantılı bir seviyeye çıkabileceği bir süreyi tanımak lazım diye düşünüyoruz. Böylece UTTS altyapısı, istasyon sayısı ile eş zamanlı gelişimini, ticari araç yakıt talebinin yoğun olduğu noktalarda sürdürerek talebi karşılayabilir, yatırım verimliliği sağlanarak, ikmal problemi ve kullanıcı memnuniyetsizliklerinin ve mağduriyetlerinin önüne geçilebilir. Bir bütün olarak akaryakıt sektörümüz, geçmişte kamu ve emniyet güçleriyle omuz omuza çalıştı; mevzuata uyumu, teknolojiye adaptasyonu ve en önemlisi istişarelerdeki kritik yönlendirmeleri ile akaryakıtta fiziki kaçağın bitirilmesinde aktif rol oynadı. Bugün de maliye yönetimimizin kayıt dışı ekonomi ile mücadele hedefinde yanında olan sektörümüz; finansal imkanları, iş gücü ve teknik kapasitesiyle UTTS çalışmalarını tüm gücüyle desteklemektedir.

“SHELL OLARAK TÜRKİYE’DE HER ALANDA ÖNCÜYÜZ”

  • Bu noktada Shell’e geri dönmek isterim. Shell’in Türkiye’deki enerji sektöründe birçok alanda ilkleri gerçekleştirdiğini, tüketici tarafında da en itibarlı markalardan biri olduğunu görüyoruz. Bu nasıl oldu? Bir de Türk enerji yönetiminin TPAO ve BOTAŞ ile yürüttüğü çalışmaların stratejik noktalarına işaret ettiniz, bu çalışmalar kapsamında, Shell Türkiye olarak BOTAŞ ve TPAO ile işbirliklerinizden de bahsedebilir misiniz?

Shell, Cumhuriyetimizin kurulduğu 1923’ten bu yana Türkiye’de faaliyet gösteriyor ve enerji piyasasında ilkleri gerçekleştirmesine ek olarak Türkiye ile derin ve kuvvetli bağları var. Gelin bu ilklerin kısaca bir üzerinden geçelim. 1933 Türkiye’de ilk havacılık yakıtı tedariği, 1953 İlk Özel Petrol Rafinerisi ATAŞ’ın Shell ortaklığında kuruluşu, 1955 Petrol arama izninin alınması, 1963 Shell’in bugün dünya lideri olduğu madeni yağlarda Akdeniz’deki en büyük tesisi olan Derince Madeni Yağlar ve Gres Üretim Tesisi’nin Kocaeli’de kuruluşu, 1984 Türkiye’de İlk Elektronik Akaryakıt Pompası, 1996 Türkiye’de ilk elektronik taşıt tanıma sisteminin faaliyete alınması, bu da Shell’in dünyada ilk kez Türkiye’de geliştirip devreye aldığı bir sistemdir, bugün ulusal seviyede kullanıma alınan sistemin de ilk örneğidir. 2002’de Adapazarı, Gebze ve İzmir’de 3.830 MW’lık doğalgazdan elektrik üretimi, bu miktar o dönemki toplam kurulu gücün yüzde 12’sine karşılık gelmesiyle çok önemlidir. 2007 İlk Özel Sektör Doğalgaz İthalatı, 2011 TPAO ile Petrol Arama ve Üretim Faaliyetlerine yeniden başlanması, 2014 ilk toptan elektrik ticareti, 2022 TOGG TRUGO ile elektrikli araç şarj istasyonu iş birliği. Burada sadece birkaçını saydığımız ilklerden de anlayacağımız gibi akaryakıttan, rafineriye, madeni yağdan, doğalgaz ithalatı ve elektrik ticaretine son olarak da yerli üretim elektrikli aracımızın şarj altyapısının oluşturulmasına kadar enerji sektöründe her alanda Türkiye’nin gelişimine katkıda bulunduk ve bunu sürdürüyoruz. Derin ve kuvvetli bağlarımız da Türkiye’nin yerel dinamikleriyle Shell’in küresel gücünü bir araya getirmemizden ileri gelir. Örneğin 2006 yılında yerel ortağımız Turcas ile oluşturduğumuz Shell & Turcas ortak girişimimiz, Shell’in global ölçekte örnek gösterilen operasyonlarından biri. Neden biliyor musunuz? Bugün Türkiye’de 1200 olan Shell & Turcas istasyonu sayısı, Türkiye’deki toplam istasyon sayısının yaklaşık yüzde 9,6’sına karşılık gelir. İstasyon sayısı sıralamasında da 3. sırada geliyoruz. Ancak 2024 sonu rakamlarına baktığımızda istasyondan akaryakıt satışlarında Türkiye’de yüzde 21,4’lük oranla 1’inci sıradayız. Bu anlamdaki verimlilikte sektör ortalamasının 2,5 katı bir performans ile daha iyi durumdayız. Bu satış noktası verimliliği, perakendecilikte çok önemli bir veridir. Öte yandan biz bu işi yüksek oranda bir bayilik sistemi ile yapıyoruz. Yani en büyük iş ortaklarımız Türkiye’deki bayilerimiz. Bugün birçok şehirde oradaki ailenin 2. veya 3. nesil bireyleri tarafından yönetilen Shell bayileri görürsünüz. Gururla söylemek isterim ki Türkiye’de Shell bayisi olmak aynı zamanda bir itibar kaynağıdır. Çünkü, müşterilerimizle kurduğumuz bağın bir benzerini emniyetten, güvene, kaliteden işbirliğine bayilerimizle kurmaya özen gösteririz. İş ortaklarımız ve geçmişte iş yaptıklarımız bu sözlerimi çok iyi anlayacaklardır. Bahsettiğim derin ve köklü bağlarımız gücünü buralardan alır. Buradaki sinerji Shell’in başarısında çok büyük önem taşır. Bugün akaryakıt satışlarımıza ek olarak, bir kahve zinciri olmamamıza rağmen Türkiye’deki tüm şirketler arasında en çok kahve satan 5. şirketiz. Çünkü 81 ilimizde kaliteli kahveler, lezzetli gıda ve içecekler sunuyoruz. Geçen yıl Shell’in dünyada 47 bin istasyonu arasında düzenlenen ve katılım itibariyle dünyanın en büyük akaryakıt istasyonu yarışmasında şampiyonluğu Adana Küçükdikili istasyonumuz kazandı. Shell & Turcas şirketimizin çok başarılı bir icra kurulu var, çok başarılı bir operasyon yürütüyorlar. Deli2go markamız altında çok lezzetli içecek ve yiyeceklerden istasyonlarımızda temassız tuvaletlere, araç yıkama ve yağ değişimi istasyonlarından elektrikli araç şarj istasyonlarına kadar sunduğu ve örnek alındığı hizmetlerle bugün ülkemizin akaryakıt sektörünün dönüşümüne öncülük ediyor ve ülkemizin gelişimine katkı sunmayı sürdürüyor. Türkiye, aynı zamanda Shell’in globalde önemli kademelerdeki yöneticilerini çıkarması açısından da önde gelen ülkelerden biri. Teknolojiden güvenliğe, pazarlamadan madeni yağlara Türkler, önemli görevlerde bulunmayı sürdüyorlar. Sorunuzun ikinci kısmına gelecek olursak, biz yıllardır iş birliğimizi ve Türkiye’nin gelişimine katkıda bulunmayı sürdürüyoruz. Örneğin bahsettiğim gibi Shell, LNG’de dünyanın önde gelen şirketi ve BOTAŞ ile Eylül 2024’te LNG tedarik anlaşmasını imzaladık. 2027 yılından itibaren 10 yılı kapsayan dönem için yıllık yaklaşık 4 milyar metreküplük toplam 40 LNG kargosu teslimatı gerçekleştirilecek. İmza töreninde Sayın Bakanımız Alparslan Bayraktar’ın da ifade ettiği gibi bu anlaşma iki şirket arasında sadece bir alımsatım işleminin ötesinde, dolum limanından teslim alma ve Avrupa terminallerine boşaltım yapma gibi opsiyonlarıyla bölgesel ve küresel ilave ticaret imkanları sunması bakımından da önemli, yani gemilerle LNG taşımacılığı alanında BOTAŞ’ın farklı ve kritik kabiliyetler edinecek olması söz konusu. Bu kapsamda da Türkiye’nin enerjide gelişimine katkıda bulunmayı sürdürdük. Arama üretim dediğimiz upstream tarafında ise işbirliğimizin güçlü bir tarihsel arka planı mevcut. Türkiye’de bu alandaki faaliyetlerimizi, 2011 yılından beri TPAO ortaklığı ile Türkiye’nin petrol ve doğal gaz kaynaklarına ulaşabilmesi için önemli arama projeleri kapsamında sürdürüyoruz. Bu projeler, yeni teknolojiler kullanılarak gerçekleştirilmeleri açısından Türkiye’nin enerji haritasının tamamlanması ve hidrokarbon potansiyelinin araştırılmasına katkı sağlamış projelerdir. 2012 yılında TPAO ile birlikte Diyarbakır’da kaya gazı aramaları gerçekleştirdik. Antalya açıklarında bir sahada ön arama faaliyetlerini yürüttük. 2015 yılında yine TPAO iş birliği ile Batı Karadeniz’de 3920 sayılı parselde kıyıdan yaklaşık 100 km açıkta, 2.000 metre deniz suyu derinliğinde ilk derin deniz kuyumuzu açtık. Kuyu açma çalışmalarımızı çevreye hiçbir zarar vermeden, emniyetli ve başarılı bir biçimde tamamladık. TPAO ile yapmış olduğumuz değerlendirmeler sonucu 2019 yılı sonunda gene bu alanda ek 3 boyutlu sismik çalışma yapıldı. Bunların ve son dönemdeki bulguların çerçevesinde TPAO ile iş birliğimiz kapsamında, beraberce ve uyumla çalışmalarımızı sürdürüyoruz

‘TPAO’NUN YURTDIŞI HAMLELERİ STRATEJİK BİR ADIM’

  • TPAO’nun yurtdışına açılımını gösteren gelişmeler görüyoruz. Yakın zamanda Azerbaycan’da Hazar Denizi’ndeki bir sahada SOCAR ve BP ile bir ortaklık yapıldı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkemizin enerjide bağımsızlığı açısından TPAO’nun başarıları çok büyük önem taşıyor. Bugün bir ulusal petrol şirketi olan TPAO’nun edindiği tecrübe ve var olan altyapısını, Türkiye’de olduğu kadar başka coğrafyalarda değerlendirmesi orada tecrübeler kazanması çok doğal, doğru ve stratejik bir hareket. Aslında TPAO’nun yurtdışına açılımı yeni bir süreç değil ancak son dönemde elde edilen keşifler ve tecrübe ile yurtiçinde karada ve denizde arama ve üretim çalışmaları bir taraftan sürdürülürken, görevini bir süreliğine tamamlayan diğer şirket varlıklarının başka coğrafyalarda faaliyet göstermesi hem verimlilik hem de diplomasi açısından çok önemli. Biz de Shell’de her hareketimizde verimliliğe çok önem veriyoruz, bu anlamda tüm varlıkları aktif değerlendirmeye çalışıyoruz. Örneğin, Oruç Reis Sismik Araştırma Gemisi Somali offshore’unda 3 boyutlu sismik veri toplama görevini gerçekleştirdi. Oruç Reis’in bu görevde elde ettiği veriler, önümüzdeki dönemde Somali’nin deniz yetki alanlarının değerlendirilmesinde yol gösterici olacak. Bu gibi hamleler diplomasi anlamında takdir edersiniz ki önemli girişimler. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı benzer bir uygulamayı BOTAŞ ile yaptı. Doğalgaz arz güvenliğini sağlayabilmek için çok stratejik yatırımlardan biri olan Yüzer Doğalgaz Depolama ve Yeniden Sıvılaştırma Ünite’lerinden (FSRU) birini sezonsal olarak Mısır’da kullanılması için bu ülkenin EGAS şirketi ile anlaşma imzalandı. Buna göre bu FSRU, Türkiye’de ulusal talebin düşük olduğu yaz aylarında Mısır’da görev yaparak dünyada iki farklı ülkede operasyon gerçekleştiren ilk FSRU ünvanına sahip olacak. Böylece daha esnek ve verimli bir kullanım sağlanacak. BOTAŞ da depolama ve FSRU yatırımlarıyla kendi alanında dünya çapında bir şirkete dönüştü. Öte yandan Azerbaycan, Türkiye’nin bağlarının en güçlü olduğu ülkelerden biri ve aynı zamanda bir petrol ve doğalgaz üreticisi. Türkiye ile birlikte BTC ve TANAP üzerinden sağladığı petrol ve doğalgaz ile de bir ihracatçı. Dolayısıyla son saha ortaklığı da TPAO’nun oradaki yerel ve uluslararası ortaklarla çalışma tecrübesi açısından çok faydalı. Upstream dünyasında artık birçok arama noktasında benzer süreçleri görürsünüz. Jeolojik araştırma, sismik, kuyu programı ve lokasyon, sondaj, kuyu tamamlama, üretim, üretim optimizasyonu gibi teknik konularla birlikte finans, jeokimya, teknoloji gibi birçok alanın bir araya geldiği uzmanlıklar gerekir. Özetle halihazırda arama ve sondaj operasyonu dediğimiz bu iş birçok alt uzmanlık ve operasyondan oluşur. Dolayısıyla alanında uzman ve ilgili şirketlerin güçlerini bir araya getirdiği iş birlikleri ve ortaklıklar riski paylaşmayı, verimliliği de maksimize etmeyi sağlar.

“ENERJİ VERİMLİLİĞİ EN TEMİZ YAKITTIR”

  • İklim değişikliği ve küresel ısınmayla mücadele son dönemde biraz daha geri planda kaldı gibi görülüyor. Siz Enerji Verimliliği Derneği’nin de Genel Başkanlığını yürütmektesiniz. İklim değişikliği ile mücadelede enerji verimliliğinin rolü düşünüldüğünde şu anda dünyadaki ve Türkiye’deki durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Enerji verimliliği net şekilde ifade etmek gerekir ki iklim değişikliğiyle mücadele etmenin en etkili yöntemlerinden biri. Ülkemiz gibi enerji ithalatçısı ülkeler için de diğer önemi bu ithalatın ekonomi üzerindeki yükünün azaltılması. İşletmeler ve aileler için de enerji maliyetlerinin düşürülmesi demek. Duyarlı ve bütçesini düşünen her kurum ve kişinin önceliği olması gereken bir konu. Haziran ayında Brüksel’de Uluslararası Enerji Ajansı tarafından düzenlenen 10. Küresel Enerji Verimliliği Konferansında Avrupa Komisyonu Enerji ve Konut Komiseri Dan Jorgensen ve Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol küresel boyutta önemli ipuçları verdiler. Burada Fatih Birol, IEA’da enerji verimliliğini en temiz yakıt diye değerlendirdiklerini, enerji verimliliğinin güvenli, uygun maliyetli ve kapsayıcı enerji dönüşümünün temel direklerinden biri olduğu belirtti. COP28’de 200 ülkenin küresel ortalama yıllık enerji verimliliği artış oranını 2030 yılına kadar her yıl %2’den %4’ün üzerine çıkarmayı taahhüt ettiğini hatırlatan Birol, son iki yılda enerji verimliliği artışının bu hedefin oldukça gerisinde kaldığını söyleyerek şu anki performansın yetersizliğine dikkat çekti. Jorgensen ise iklim değişikliğinin en büyük ortak zorluk olduğunu belirterek, binalarda enerji verimliliğiyle yüzde 60’a varan karbon azaltımı potansiyeli, yalnızca verimlilik ile iklim hedeflerinin yüzde 40’ına ulaşma imkanının bulunduğunu söyledi. Avrupa’da bile her 10 kişiden 1’inin enerji yoksulluğu riski altında olduğunu özellikle hanelerde enerji verimliliğinin 1 euroya 12 euro tasarruf gibi yüksek bir yatırım geri dönüşü olduğunu açıkladı. Yılın enerji verimliliği anlamında en büyük etkinliğinden öne çıkan başlıklara bakılırsa küresel ölçekte enerji verimliliği ile ilgili performansın daha iyi seviyelerde olması gerektiğini yorumlayabiliriz. Türkiye’de ise son çalışmalarla enerji verimliliği ve tasarrufu, konut, sanayi, ulaştırma ve tarım gibi pek çok alanı kapsıyor. Ülkemizde, geçen yıl güncellenen 2. Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı ile 2030’a kadar 100 milyon ton karbondioksit emisyonunun önlenmesini hedefliyoruz. Bu hedef, sadece enerji sektöründe değil, sanayiden binalara, ulaşımdan tarıma kadar tüm alanlarda verimliliği odağa alarak iklim dostu bir gelecek inşa etme kararlılığının göstergesi. Türkiye’de sanayide enerji verimliliği uygulamalarıyla 2009’dan bu yana 2,8 milyar lira tasarruf sağlanarak 594 bin ton karbondioksit eşdeğeri emisyonunun önüne geçildi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından düzenlenen yarışmalarla sanayicilerin daha verimli çözüm önerilerinin rekabet ettiği bir yarışma da düzenlendi. Türkiye’nin dört bir yanından yarışmaya katılan işletmelerin projeleri akademisyenlerden oluşan jüri tarafından incelendi ve 11 proje ödüllendirildi. Enerji Verimliliği Derneği olarak, Türkiye’nin düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam ediyoruz. Kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum işbirliğiyle enerji verimliliği kültürünü güçlendirmeye gayret gösteriyor, sürdürülebilir bir dünyanın birlikte attığımız küçük ama kararlı adımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz.

Yazar

BENZER YAZILAR

En Popüler