Ukrayna ve Orta Doğu’da savaşlar devam ederken Allah’tan Doğu Akdeniz’de bir çalkantı yaşamıyoruz diye düşünüyordum. Kıbrıs adasına politik etkisi balistik füze kadar olacak bir boru hattı anlaşmasıyla bu düşüncem kursağımda kaldı.
KKTC ile Türkiye arasında yapımı planlanan doğal gaz boru hattı, resmî açıklamalara göre Alanya–KKTC arasında yaklaşık 100 km uzunluğunda, 22 inç çapında paralel iki hattan oluşacak ve çift yönlü akışa imkân verecek şekilde tasarlanıyor. Kapasiteye dair net bir rakam telaffuz edilmese de bu teknik konfigürasyon, hattın yıllık yaklaşık 10–15 milyar metreküp seviyesinde bir taşıma kapasitesine işaret ediyor. Akla ilk gelen soru çok basit? Bu gazın hepsi nereye gidecek?
Resmi açıklamalarda bazı net hedefler verilmiş: KKTC’nin elektrik üretiminde fuel-oil ve dizel yerine doğal gaza geçişi, arz güvenliğinin artırılması, maliyetlerin düşürülmesi ve emisyonların azaltılması. Bunların tamamı enerji ekonomisi açısından doğru ve rasyonel hedefler. Ancak iş kapasite ve talep dengesine geldiğinde tablo değişiyor.
Güney Kıbrıs için dahi yıllık yaklaşık 1 milyar metreküp talep öngörülürken, daha küçük bir ekonomi ve nüfusa sahip KKTC’nin bu ölçekte bir hattı iç tüketimle doldurması teknik olarak mümkün değil. Diğer bir deyişle, bu boru hattı KKTC için biraz büyük beden kalıyor.
Dolayısıyla projenin esas mantığı KKTC iç talebinden ziyade, Doğu Akdeniz gazı için bir iletim koridoru oluşturmak üzerine kurulu gibi gözüküyor. Yani mesele Lefkoşa’nın elektrik santralleri kadar, Ankara’nın enerji haritasındaki yeri. Bu hat, uygun koşullar oluşursa İsrail ve Güney Kıbrıs ve belki Lübnan gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınabileceği alternatif bir güzergâh olarak kurgulanıyor gibi. Böyle bir senaryo, Avrupa’nın LNG spot piyasalarına bağımlılığını azaltarak daha çeşitlendirilmiş, daha güvenilir, daha stabil ve daha öngörülebilir bir tedarik yapısına katkı sağlayabilirdi. Sağlayabilirdi ama bugünkü şartlarda böyle bir şey pek mümkün gözükmüyor. İleride şartların değişip değişmediğini ise hep birlikte göreceğiz.
Teoride bakıldığında, bu güzergâh hem mesafe hem maliyet açısından Doğu Akdeniz’deki diğer boru hattı seçeneklerine göre daha rekabetçi olabilir. Hatta yeni keşifler devreye girerse sistem genişleyebilir. Kağıt üzerinde bakınca, her şey yerli yerinde.
Ama enerji piyasalarında kağıt üzerindeki projeler ile sahadaki gerçekler nadiren aynı hikâyeyi anlatır.
Projeye yönelik tepkiler bu farkı net şekilde ortaya koyuyor. Güney Kıbrıs ve Yunanistan başta olmak üzere Avrupa Birliği, projeyi teknik bir altyapı yatırımından ziyade egemenlik ve uluslararası hukuk meselesi olarak görüyor. Güney Kıbrıs’ın KKTC’yi tanımaması ve Türkiye’yi işgalci olarak değerlendirmesi nedeniyle proje hukuki açıdan “sorunlu” değil, doğrudan “kabul edilemez” olarak konumlandırılıyor. AB’nin genel tutumu da üyesi olan bir ülkeyi desteklediği için bu yönde. Diğer bir deyişle, bu boru hattı projesi teoride Doğu Akdeniz’in enerji haritasını değiştirecek stratejik bir atılım gibi gözükse de, pratikte yüksek siyasi maliyetler barındıran ve bölgesel gerilimi tırmandırma potansiyeli taşıyan bir jeopolitik fay hattına dönüşme riski taşıyor.
Bu durumda finansman, sigorta, teknik ekipman, teknoloji vesaire gibi başlıklarda Avrupa Birliği basta olmak üzere Batılı aktörlerin projeye dahil olma ihtimali son derece düşük. Enerji projelerinde para sessizdir ama riskleri çok iyi duyar; burada ses oldukça yüksek.
Bu nedenle proje ticari bir girişimden çok siyasi bir enstrüman gibi gözüküyor. Yani mesele artık gazın fiyatı değil, hattın geçtiği coğrafyanın statüsü. Bu da klasik fizibilite hesaplarını ikinci plana itiyor. Tıpkı en iyi maliyet yerine en iyi siyasi masraf hesabı yapmak gibi.
Ticari cephede ise tablo daha da zorlayıcı. Bölgedeki mevcut gaz akışları büyük ölçüde yönünü bulmuş durumda. İsrail gazı uzun vadeli anlaşmalar çerçevesinde Mısır’a akıyor ve bu akışı artıracak altyapı yatırımları büyük ölçüde tamamlandı. Güney Kıbrıs’ta 2028 sonrası devreye girmesi beklenen üretimin de yine Mısır’a yönlendirilmesi planlanıyor. Bu konuda bir çok anlaşmalar yapıldı. Çoğunluğu bağlayıcı olmasa da.
Öte yandan, uzun süredir gündemde olan İsrail–Güney Kıbrıs–Yunanistan boru hattı projesinde somut bir ilerleme kaydedilmiş değil. Mevcut ve planlanan üretimin hemen hemen hepsi önceden yapılan ticari anlaşmalarla bağlanmış olması da yeni bir boru hattını besleyecek serbest gaz miktarını sınırlamaktadır. Güney Kıbrıs’ta planlanan Vasilikos LNG ihracat tesisi ise henüz proje aşamasını aşabilmiş değil.
Ayrıca Mısır, bir yandan kendi arz açığını kapatmakla uğraşırken diğer yandan LNG tesisleri üzerinden ihracat yaparak bölgenin ana çıkış kapısı rolünü oynama hedefini sürdürüyor. Projenin Mısır’ın mevcut LNG ihracat altyapısıyla doğrudan rekabet eden bir alternatiften ziyade, sınırlı ölçekli ve tamamlayıcı bir rol üstleneceği konusunda Mısır’ı ikna etmek de ayrı bir caba gerektirecektir.
Bu noktada kritik soru basit ama can sıkıcı: Bu hattı dolduracak gaz nereden gelecek? Mevcut sözleşmeler ve altyapı yatırımları dikkate alındığında, kısa ve orta vadede serbest gaz diyebileceğimiz miktarı oldukça sınırlı. Yani ortada kontrat altına alınmamış pek bir gaz yok. Israil’den bahsediyorum. Güney Kıbrıs’ta daha alınacak çok yol var ama yol pek uzun bir yol değil. Yeni büyük keşifler elbette oyunu değiştirir ama keşiflerin jeolojisi kadar takvimi de var; petrol ve gaz projeleri umutla değil rezervle çalışır.
Üstelik küresel eğilimler de boru hattı projelerinin lehine değil. LNG ticareti giderek daha baskın hale gelirken, Avrupa esnek, kısa vadeli ve çeşitlendirilmiş tedarik modellerine yöneliyor. Boru hatları uzun vadeli bağımlılık yaratırken, LNG alıcıya manevra alanı sağlıyor. Bu nedenle Avrupa açısından Doğu Akdeniz gazının boru hattıyla taşınması, on yıl önceye kıyasla çok daha az cazip. Kısacası Avrupa Birliği artık boruya bağlanmak yerine opsiyonlarını açık tutmak istiyor.
Bu boru hattıyla taşınan gaz Avrupa’ya herhalde gazın gazla rekabet ettiği hub veya spot piyasada satılmayacak. Uzun vadeli kontrata bağlamak gerek. Genel temayül böyle. Özellikle eğer finansman dışarıdan sağlanacaksa. Parayı biz cebimizden karşılayacaksak sorun yok. Kimse fizibilite raporu falan istemez finansman sağlamak için.
Ne olacak; uzun vadeli kontrat yapılır diyeceksiniz. O zaman gelin kaba bir tarih cetveli yapalım. Bu hat ne kadar sürede yapılır? Fizibilite, finansman, teknik ekipman, boru, nihai yatırım kararı gibi konular çok hızlı bir şekilde yapılsa bile en iyi olasılıkla herhalde 2030 gibi. Politik, hukuki engelleri falan bir yana bırakıyorum. En az 20 yıllık uzun vadeli kontrat yapıldığını varsayalım. Etti sana 2050. Avrupa müktesebatına göre 31 Aralık 2049 tarihini geçen bir uzun vadeli kontrat yapamazsınız. Kurtarır mı bilemem.
Şimdi diyeceksiniz ki gazı bulduk da alıcısı kusur kaldı. Haklısınız, Kıbrıs sorunu sorun olarak kalmaya devam ettiği sürece hiçbir batılı şirket ne bu boru hattının yapımına dolaylı veya dolaysız dahil olur, ne bu boru hattına gaz verir (unutmayın Israil ve Güney Kıbrıs gazını devlet değil özel şirketler üretiyor veya üretecek), ne de bu boru hattından gaz alır.
Yanlış anlaşılmasın, ben bu boru hattını eleştirmiyorum. Piyasa gerçeklerinden bahsediyorum. Hani bazen derler ya, boru var, gaz yok, alıcı yok, satıcı yok, siyaset çok.
Tüm bunlara rağmen hattın fiziksel olarak inşa edilmesi elbette mümkün. Ancak kullanımın büyük ölçüde KKTC’nin sınırlı iç talebiyle kalması durumunda kapasite kullanım oranı düşük olacak ve yatırımın ekonomik geri dönüşü zayıflayacaktır. Daha geniş bir bölgesel koridora dönüşmesi ise mevcut siyasi ve ticari koşullar altında oldukça düşük bir ihtimal.
Yani, Türkiye–KKTC doğal gaz boru hattı projesi teoride bölgesel enerji denkleminde oyunun kurallarını değiştirebilecek bir hamle olarak sunulsa da pratikte yüksek siyasi maliyetler ve sınırlı ticari zemin üzerinde yükseliyor. Bu haliyle bir enerji projesinden çok, bir jeopolitik test alanı niteliği taşıyor.
Ama enerji dünyasında asla olmaz diye bir şey de yoktur. Dengeler değişir, siyaset yumuşar, yeni keşifler yapılır, piyasa yeniden yön bulur. O gün geldiğinde bugün fazla büyük görünen bu hat, belki de tam ölçüsünde bir projeye dönüşür. Hadi hayırlısı. Kim bilir, belki bir gün gerçekten Avrupa’ya gaz da akar.
