ELDER Genel Sekreteri Fakir Hüseyin Erdoğan, “Türkiye’de dağıtım altyapısının esnek ve geleceğin ihtiyaçlarına uygun bir yapıya kavuşturulması için bir şebeke stratejisine ihtiyaç duyuyoruz” dedi.
Türkiye, son yıllarda enerji altyapısında kayda değer bir dönüşüm gerçekleştirdi. ELDER Genel Sekreteri Fakir Hüseyin Erdoğan, elektrik sektörünün dijitalleşmeden yenilenebilir enerji yatırımlarına kadar geniş bir yelpazede nasıl geliştiğini Gündem Enerji okurları için değerlendirirken sektörün geleceğini şekillendiren faktörleri ve bu süreçte karşılaşılan zorlukları da anlattı.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu kurulduğunda Türkiye’nin kurulu gücünde yenilenebilir enerjinin çok daha az olduğuna değinen ELDER Genel Sekreteri Fakir Hüseyin Erdoğan yenilenebilir enerjinin artık daha aktif rol aldığını ifade etti. Erdoğan, “Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu kurulduğunda ve elektrik piyasası ile ilgili düzenlemeler geliştirilmeye başlandığında, Türkiye’nin kurulu gücü yaklaşık 30 bin MW seviyesindeydi. Bu 30 bin MW’lık kurulu gücün içerisinde hiç güneş enerjisi bulunmazken, sadece 19 MW’lık rüzgar enerjisi kapasitesi mevcuttu. Hidroelektrik santrallerin payı ise yaklaşık 11 bin MW civarındaydı. Bugün gelinen noktada, Türkiye’nin kurulu gücü 120 bin MW sınırına dayanış durumda. Bu kurulu güç içerisinde yaklaşık 20 bin MW’lık güneş enerjisi, yaklaşık 15 bin MW’lık rüzgar enerjisi ve 30 bin MW civarında hidroelektrik santral kapasitesi bulunuyor. Bu veriler, elektrik piyasası düzenlemelerinin yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme entegrasyonunda önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor.
Önümüzdeki dönemde yenilenebilir enerji kaynaklarından daha fazla yararlanılması amacıyla birçok strateji planlanmış durumda. Enerji Bakanı’nın 2035 yılına yönelik vizyonu doğrultusunda, mevcut yenilenebilir enerji kapasitesinin 3 kat artırılarak 120 bin MW’a ulaşması hedefleniyor. Aynı zamanda, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından Elektrik Piyasası Kanunu’nda yapılan değişiklik sonrasında batarya depolamalı güneş ve rüzgar santrali yatırımlarının teşviki amacıyla yeni uygulamalar hayata geçirildi. Bu kapsamda, 30 bin MW’lık bir kapasitenin daha sisteme dahil olması bekleniyor.
Bu düzenlemeler yenilenebilir enerji kaynakları lehine bir politika izlendiğini gösteriyor. Ancak bu kaynakların şebekeye entegrasyonu konusunda gerek iletim gerekse dağıtım tarafında önemli yatırımlar yapılmış ve daha büyük yatırımlara olan ihtiyaç devam ediyor.
Ayrıca, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır vizyonuna ulaşma hedefi bulunuyor. Ancak, elektrik enerjisi talebinin bu süreçte nasıl karşılanacağı ve kömürün azaltılması ya da kömürden çıkış konularında henüz resmi bir politikanın deklare edilmemiş olması, uzun vadeli değerlendirme yapmayı zorlaştırıyor” dedi.
“BİR VATANDAŞ OLARAK SKTT’NİN HAKKANİYETLİ BİR UYGULAMA OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”
SKTT’nin elektrik dağıtım şirketleri açısından bir değişiklik unsuru içermediğini ifade eden Erdoğan, konuyla ilgili şunları söyledi: “Kamuoyunda Son Kaynak Tedarik Tarifesi (SKTT) olarak ifade edilen ve kademeli tarife olarak da adlandırılan süreç, esas itibarıyla elektrik dağıtım şirketleri açısından bir değişiklik getirmiyor. Elektrik dağıtım şirketleri yine elektrik dağıtmaya devam edecek. Bu kademeli tarife yüzünden dağıtım şirketlerinin bir kazancı da olmayacak. Esas itibarıyla devletimiz şu anda enerjiyi sübvanse ediyor.
En son Sayın Cumhurbaşkanımızın yapmış olduğu açıklamada, bu yılsonu itibarıyla elektrik ve doğal gazda 275 milyar liralık bir yükün kamu tarafından üstlenildiği ve fiyatların sübvanse edildiği ifade edilmişti. Bu sübvansiyon kapsamında hem çok tüketen hem de az tüketen vatandaşlar bu destekten faydalanıyor. Sayın Bakanımızın ifadesiyle, “Arabanın direksiyonundaki kişi de bu sübvansiyondan faydalanıyor, arka koltukta oturan yöneticisi, patronu da bu sübvansiyondan faydalanıyor.”
SKTT ile getirilen düzenlemeyle, arka koltukta oturanın sübvansiyonlardan daha az yararlanması, buna karşın ön koltukta şoförlük yapan dar gelirli kesimlerin bugünkü seviyede elektrik enerjisi tüketmeye devam etmesi amaçlanıyor. Bu anlamda, bir vatandaş olarak baktığımda, bunun daha hakkaniyetli bir model olduğunu düşünüyorum.
Umarım, sübvansiyon ihtiyacı zaman içinde azalarak, iyi işleyen bir elektrik piyasası modeli içerisinde maliyetleri yansıtan bir fiyat yapısına geçebiliriz.”
“ŞEBEKELERİN HAZIR HALE GELMESİ İÇİN DİJİTALLEŞMESİ GEREKİYOR”
Şebeke optimizasyonu ve dijitalleşmenin giderek daha da önem kazandığını ifade eden Erdoğan, “Dağıtım şirketlerimizin yürütmüş olduğu Ar-Ge projesi kapsamında, dağıtım sektörünün dijital olgunluğuna yönelik bir ölçüm yapıldı. Bu ölçümde Türkiye ortalaması 4 üzerinden 2,9 olarak belirlendi. Eğer bu çalışma 5 yıl önce yapılmış olsaydı, muhtemelen 1 düzeylerinde bir sonuç alınırdı. Ancak bugün 2,9 düzeyine ulaşmış durumdayız. Kat ettiğimiz mesafeyi önemsiyoruz ancak 2,9 seviyesini 4’e yaklaştırmak için hâlâ gidecek çok yolumuz var.
Elektrik şebekelerinin dijitalleşmesine yönelik olarak dağıtım şirketlerimizin tamamının bir vizyonu bulunuyor ve bu vizyon doğrultusunda faaliyetlerini sürdürüyorlar. Kimisi daha hızlı, kimisi daha yavaş ilerliyor ancak hepsi bu sürecin bir parçası. Elektrik enerjisinin önümüzdeki dönemlerde temel enerji kullanım formu olacağını düşünüyoruz. Özellikle iklim değişikliği ve iklim krizi ile başlayan tartışmalar, elektrifikasyon veya daha Türkçe bir ifadeyle elektriklendirme sürecini hızlandırdı. Bu süreçte, elektrik şebekelerinin daha hazır hale gelebilmesi için dijitalleşmesi gerekiyor. Çünkü artık optimizasyon ihtiyacı çok daha fazla artmış durumda.
Bu durumu daha iyi açıklamak gerekirse, 5 yıl önce arabalarınızın kapı kolları dışarıdaydı, ancak artık kapı kolları içeride. Bunun nedeni, daha az sürtünme ile daha verimli bir şekilde enerji tüketmek istememizdir. Biz de daha verimli enerji tüketimi sağlamak istiyorsak optimizasyon yapmak zorundayız. Optimizasyon için fiyat bir unsur olabilir ancak bir diğer önemli unsur iletişim altyapısının güçlü olmasıdır. Bu nedenle, şebekelerin dijitalleşmesine büyük önem veriyor ve bu konuda çalışıyoruz” diye konuştu.
“ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE DAHA DÜŞÜK KAYIP ORANLARI GÖREBİLİRİZ”
2013 yılında teknik ve teknik olmayan kayıp oranlarının Türkiye genelinde yüzde 18’in biraz üzerinde olduğuna değinen Erdoğan, 2023 sonu itibarıyla bu oranın yüzde 11 civarına gerilediğini belirtti. Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: “6 Şubat Kahramanmaraş merkezli talihsiz depremler olmasaydı, bugün yüzde 11 değil, yüzde 10’un altını konuşuyor olacaktık. Ancak depremle birlikte, sistemimizde doğal olarak kayıp enerji miktarında bir artış yaşandı. Dağıtım şirketlerinin bu süreçteki mücadelesi sonucunda, yüzde 18’den yüzde 11’e inen kayıp oranının yıllık ekonomik katkısı yaklaşık 1 milyar dolar olarak modellemelerle hesaplanmıştır.
Elektrik dağıtım sektörü olarak hedefimiz, dağıtımdaki kayıpları uluslararası standartlara indirmektir. Bu standartlar, yüzde 6,5 – 7 bandında bir oranı ifade etmektedir.
Yapılan yatırımlar ve bu tarife döneminde tanımlanan planlı bakım konsepti kapsamında, dağıtım şirketlerine tanınan imkanlarla önemli bir mesafe kat edilmiştir. Önümüzdeki dönemde, dağıtımdaki kayıpların daha da azalacağına yönelik olumlu gelişmeler bekliyoruz.”
YENİLENEBİLİR ENERJİ VE DEPOLAMA
Dağıtım sisteminde daha fazla kesintili üretimin bulunduğunu ifade eden Erdoğan, “Çatı üstü güneş santralleri, küçük ölçekli rüzgar santralleri, biyokütle santralleri ve küçük hidroelektrik santralleri gibi yenilenebilir enerji kaynakları yaygınlaşmıştır. Ancak, bu yenilenebilir enerji kaynaklarının niteliği, kesintili üretim yapabilmeleridir; yani kararlı bir üretim seviyeleri yoktur.
Rüzgar varsa pervane döner, bulut yoksa üretim yüksek olur. Bu tür etkilerin sisteme oluşturduğu dengesizlikleri azaltmak için depolama teknolojileri kullanılmaya başlanmıştır. Türkiye’nin bu konuda en çok odaklandığı konu batarya depolamasıdır. Bataryaların artışıyla birlikte, esas itibarıyla bu bataryaları kuracak olan taraf üretim tesisleridir.
İletim şirketleri ve dağıtım şirketleri ise yalnızca sistemin kararlılığını artırmaya yönelik olarak batarya kurabilmektedir. Üretim tesislerinin kurduğu bataryalar, dağıtım ve iletim sistemlerindeki dengesizliklerden kaynaklanan yükleri azaltacak ve daha fazla yenilenebilir enerji kaynağının sisteme bağlanmasına imkan tanıyacaktır. Bu kapsamda, dağıtım sektörü olarak üzerimize düşen görevleri yerine getirmek için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz” dedi.
“GELECEĞİN İHTİYAÇLARINA BUGÜNDEN CEVAP VERECEK YAPIYI OLUŞTURMAK İSTİYORUZ”
Türkiye’de dağıtım altyapısının güçlendirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla yıllık yatırım kapasitesinin her geçen yıl dağıtım şirketleri tarafından artırıldığını ifade eden Erdoğan, “Bu yatırım kapasitesini daha da artırmak, şebekenin yaşını belli bir seviyede tutmak, esnekliğini artırmak ve geleceğin ihtiyaçlarına bugünden cevap verebilecek bir yapıyı oluşturmayı hedefliyoruz. Bu nedenle bir şebeke stratejisine ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyoruz. Şebeke stratejisinin oluşturulması durumunda, dağıtım şirketlerimiz ve iletim şirketimiz önlerini çok daha rahat görebilecek ve yatırımlarını planlayarak gerekli finansmanı sağlama konusunda alternatifler geliştirebilecektir” diye konuştu.
