HESİAD Başkanı Elvan Tuğsuz Güven, kuraklığın hidroelektrik üretimini ciddi biçimde etkilediğini belirterek hibrit yatırımların hızlandırılması, su planlamasının bütüncül şekilde ele alınması ve PHES projelerinin Türkiye’nin enerji dönüşümünde kritik rol üstleneceğini söyledi.
Hidroelektrik Santral Yatırımcıları Derneği (HESİAD) Başkanı Elvan Tuğsuz Güven, Gündem Enerji’ye yaptığı değerlendirmede hidroelektrik sektörünün kuraklık, izin süreçleri ve yatırım temposundaki yavaşlamadan olumsuz etkilendiğini belirtti. Güvenliği, kısa vadede hibrit HES–GES projelerinin hızla devreye alınmasıyla sektörün canlanacağını ifade ederek “2026 yılına kadar en az 1500 MW hibrit kapasite hayata geçebilir” dedi. Orta vadede su yönetiminin yeniden yapılandırılması gerektiğini vurgulayan Güvenliği, uzun vadede pompa depolamalı HES projelerinin arz güvenliği ve dışa bağımlılığı azaltmada Türkiye için stratejik önem taşıdığını söyledi.
Kuraklık hidroelektrik üretimini nasıl etkiledi? 2025 için beklenti neydi?
Kuraklığın etkisi çok büyük. 2025’in 2020–2025 döneminden daha iyi olmasını bekliyorduk ancak gidişat bunu doğrulamıyor. Bu nedenle biz hidrolar adına kısa, orta ve uzun vadeli çözüm önerilerimizi ortaya koyduk. Kısa vadede hibrit tesislerin önceliklendirilmesi, izin süreçlerinin hızlandırılması ve bağlantı kapasitesi kısıtlarının kaldırılması gerekiyor.
Hibrit tesisler sektör için neden kritik?
Hibrit yatırımlar hem santraller için üretim kapasitesini artıracak hem de piyasa fiyatlarının düşük seyrettiği dönemlerde yatırımcıya “can suyu” sağlayacak. Yüzer GES projeleri de hızlı devreye alınabilecek yatırımlar arasında. Bu düzenlemeler yapılırsa sektör çok hızlı hareket kazanır.
Orta vadede hangi yapısal reformlara ihtiyaç var?
En önemli konu su planlaması. Tarımsal sulamadaki kayıplar azaltılmalı, damla sulama yaygınlaşmalı, şehirlerdeki su altyapısı yenilenmeli. Su yönetimi bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalı ve kaçak sulama etkin şekilde denetlenmeli.
Pompaj depolamalı HES projeleri Türkiye için ne ifade ediyor?
Uzun vadede PHES’ler arz güvenliğinin temel bileşeni olacak. Mevzuatın buna uygun hale getirilmesi, su kullanım anlaşmalarının revize edilmesi ve yatırım planlarının hazırlanması gerekiyor. DSİ ve Enerji Bakanlığı bu konuda yeniden çalışmaya başladı. Türkiye’de 13 bin MW’a yakın bir potansiyel değerlendirilebilir.
Hidroelektrik santraller tarım ile enerji arasında bir çatışmaya yol açıyor mu?
Doğru planlandığında tam tersine, HES’ler bulundukları havzaya değer katar; sel ve taşkın riskini azaltır, suyu regüle eder. Ancak geçmişte iyi projelendirilmemiş örnekler oldu. Bu nedenle koordinasyon ve denetim çok önemli.
2035 ve 2053 hedeflerinde HES kapasitesi doygunluğa ulaştı mı?
Türkiye’nin hâlâ yüksek teknik potansiyeli var. DSİ’nin çalışmasına göre finansal olarak da hayata geçirilebilecek önemli ek kapasite mevcut. Türkiye hem teknik hem mühendislik açısından bu yatırımları çok hızlı yapabilecek bir ülke.
Hibrit HES projelerinde izin süreçleri neden ilerlemiyor?
En büyük sorun izin mekanizmasının yavaşlığı. Sahaya giriş 6–7 ayı buluyor. Orman izinlerinin iptali ve bitişik parsel zorunluluğu gibi konular yatırımcıyı kısıtlıyor. Lisanssız GES’e tanınan esnekliklerin HES’lere de tanınması gerektiğini düşünüyoruz.
Sektörün finansmana erişimi nasıl?
Bankaların ilgisi var ancak projeler hızlı ilerlemediği için somut bir hareket yok. 2026’daki karbon düzenlemesiyle ilginin artmasını bekliyoruz.
2026’ya kadar atılması gereken en kritik adımlar neler?
En önemli konu hibrit HES–GES projelerinin hızla devreye alınması. İzin süreçleri sadeleştirilir, lisanssız GES’e sağlanan kolaylıklar hibritlere de tanımlanırsa 2026’ya kadar en az 1500 MW kapasite devreye alınır.
Su planlamasının tüm paydaşları önceleyen bir yaklaşımla yeniden yapılandırılması şart. Su kayıplarının azaltılması, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve mevcut yatırımların sürdürülebilirliğinin sağlanması ülkemizin enerji dönüşümünde büyük önem taşıyor.
