Cuma, Mart 6, 2026
Ana SayfaManşetLNG Ticaretinde Yaşanan Dönüşüm

LNG Ticaretinde Yaşanan Dönüşüm

1964 Ekim ayında dünyanın ilk ticari LNG kargosu Cezayir’den İngiltere’ye teslim edildiğinden bu yana LNG ticareti öyle bir dönüşüm geçirdi ki, bir zamanlar son derece katı, noktadan noktaya, petrole endeksli, büyük ölçüde entegre şirketler tarafından domine edilen ve satıcılar ile alıcılar arasındaki uzun vadeli sözleşmelere dayanan bir yapıdan bugünlerde küresel bir emtia haline dönüşmeye doğru koşuyor. Bu koşuş içerisinde LNG piyasası daha esnek, likit, volatil, arbitraj odaklı ve giderek daha fazla aracı (portfolio player ve trading house) tarafından şekillendirilen bir piyasa haline geldi.

Şöyle bir geriye dönüp LNG piyasasını domine eden modeli hatırlayalım.

  • 20-25+ yıl süreli al ya da öde (take-or-pay) yükümlülükleri içeren uzun vadeli alim satım anlaşmaları (SPA),
  • Büyük çoğunluğunu Asya’daki kamu hizmeti şirketlerinin oluşturduğu alıcılar,
  • Genellikle entegre büyük enerji şirketler veya ulusal petrol şirketlerinin oluşturduğu satıcılar,
  • Neredeyse tamamen petrole endeksli olan bir fiyatlandırma (Slope × Brent (veya JCC) + sabit ücret). Slope (eğim) değeri genellikle %13–16 aralığındaydı,
  • Yok denecek kadar az varış yeri esnekliği; çoğu kontratta katı varış yeri kısıtlaması (destination clause) bulunuyordu.

Bu yapı haliyle milyar dolarlarla ifade edilen sıvılaştırma tesisleri ve upstream yatırımlarını finanse etmek için çok uygundu. Ancak piyasanın esnekliği yok denecek kadar azdı. Spot ve kısa vadeli ticaret toplam LNG ticaret hacminin cüzi bir kısmını oluşturuyordu.

2010’ların ortasından itibaren bu tablo ABD’deki kaya gazı devrimiyle kökten değişmeye başladı. Öyle bir devrim ki ABD’yi LNG ithalatçısı konumundan 10 yıl içinde dünyanın bir numaralı LNG ihracatçısı konumuna getirdi.

ABD’de 2016’dan itibaren devreye giren ilk büyük LNG ihracat projeleriyle birlikte piyasaya yeni bir model geldi. Öyle bir model ki piyasayı kökten liberalize etti ve spot/kısa vadeli ticaret hacmini hızla arttırmaya başladı.

Şimdi gelin bu yeni modelin temel unsurlarına bir bakalım.

Yeniden satış kısıtlaması olmayan esnek yapılar ve destination-free (varış yeri serbest) FOB (Free on Board) kontratlar: Günümüzde ABD kaynaklı hacimlerin büyük kısmı FOB, Katar ve Avustralya kaynaklı hacimlerin önemli kısmı ise hâlâ DES’tir (Delivered Ex-Ship). Her ne kadar yeni kontratlarda FOB oranı hızla artsa da.

(Henry Hub × %115) + Sabit sıvılaştırma (tolling) ücreti şeklinde hub tabanlı fiyatlandırma: Bu fiyatlama yapısında Henry Hub fiyatı bir katsayı ile (çoğunlukla 1,15 = %115) çarpılıyor. Böylelikle ham gazın (feedgas) maliyeti ve sıvılaştırmanın değişken masrafları karşılanması yanında biraz kar marjı bırakılmış olunuyor. Çünkü bir sıvılaştırma tesisinde gazın bir kısmı (%8-10 civarı) kendi prosesi için yakıt olarak tüketiliyor. Yani Henry Hub fiyatı üzerine konulan %15’lik ekstra marj sıvılaştırma sırasında kullanılan yakıt gazı + değişken elektrik/işletme masrafları + tesis sahibinin bir miktar kâr marjını içermektedir. Dolayısıyla bu yapı sayesinde ABD LNG tesis işletmecisi gaz fiyatı ne kadar yükselirse yükselsin kendini güvende hissediyor.

Sıvılaştırma ücretine gelince: İlk projelerde sıvılaştırma ücreti 2.00–2.25 $/MMBtu arasındaydı (Örneğin Cheniere Sabine Pass ilk faz ~2.25 $). Şimdilerde bu miktar EPC maliyetleri, enflasyon ve faiz artışları derken 2.5–3.0 $/MMBtu bandına çıktı.

Yeni yapılan bazı kontratlarda sıvılaştırma ve taşıma için sabit bir bedel konulduğu da gözlemleniyor. Mesela, geçen sene ConocoPhillips ile Çinli Guangdong Pearl River Management Group arasında imzalanan ve teslimatların 2028 yılında başlayacağı 15 yıllık anlaşmada yer alan fiyat mekanizmasında Henry Hub endeksine %121 eğim koyulmuş ve ek olarak bunun üstüne 4 dolar/MMBtu civarında bir sabit eklenmiş (sıvılaştırma ve taşıma bedeli olarak).

Şimdi gelelim ileriki yıllarda LNG piyasası ile ilgili beklentilere ve bu beklentilerin yukarıda bahsettiğim yapıda, özellikle fiyatlama formüllerindeki, muhtemel etkisine.

Küresel LNG pazarı 2025’te bir önceki yıla göre yaklaşık %7 büyüdü. Yani önceki iki yıldaki büyüme oranlarından çok daha fazla. İçinde bulunduğumuz üçüncü LNG arzı genişleme dalgasında. LNG pazarı giderek üç ana tedarikçiye yoğunlaşacak. ABD, Katar ve Avustralya. Bu üç ülke hâlihazırda küresel pazarın %61’ini oluşturmaktadır. Gecen sene 100 milyon tonun üstünde LNG ihracatıyla bir ilke imza atan ABD, bir numaralı LNG ihracatçısı konumunu giderek sağlamlaştıracak. Bu sene yaklaşık 130 Mt/y seviyesine ulaşarak diğerleriyle olan farkı açacak. Katar ve Avustralya şu anda birbirine yakın seviyede, ancak Katar 2026 sonlarından itibaren çok daha büyük bir genişlemeye başlayarak ikinciliğe talip olacak.

Talep tarafında, Doğu Asya küresel LNG talebinin neredeyse yarısını oluşturmaktadır. Çin, 2023’te Japonya’yı geride bırakarak liderliği ele geçirmiş ve 2025’teki düşük performansa rağmen Japonya’ya karşı konumunu az farkla korumayı başarmıştı. 2026 için Çin’in LNG talebinin yaklaşık 75 Mt/y seviyesine geri döneceği öngörülüyor. Japonya’nın ithalatı ise nükleer santral yeniden devreye alımları nedeniyle 2026’da hafif bir azalma gösterebilir. Büyük bir farkla üçüncü sırada Güney Kore yer almaktadır. Eğer Avrupa Birliği ülkelerini bir bütün olarak ele alırsak 2025’te rekor seviyeye ulaşan performansla dünyanın en büyük ithalat pazarıdır diyebiliriz. Bu konumunu büyük olasılıkla 2026 yılında da koruyacak.

Küresel LNG arz ve talep dengesinin 2030 yılına kadar gelişimi konusunda şu anda kabul gören genel beklenti arzın talepten fazla olacağı yönünde. Eğer Rusya ile Çin arasında görüşülen Sibirya’nın Gücü-2 boru hattı bir şekilde hayata geçirilirse bu arz fazlası en az beş sene daha uzayabilir.  Durum böyle olunca kafaları en çok meşgul eden soru yeni yapılacak LNG ihracat tesislerinin ve LNG kontratlarının artan rekabet nedeniyle akıbetinin nereye doğru evrileceği.

Yeni düzenin adı artık artan esneklikle beraber telaffuz ediliyor. En katı satıcılar bile yelkenleri suya indirmeye başladılar. Varış yeri esnekliği veya serbestisi, kargo iptal/yönlendirme haklarında esneklikler, al ya da öde yükümlülüklerine tanınan esneklikler, aşağı yönlü hacim toleransları (%5–15 gibi), mevsimsel kargo esnekliği, kısalan sözleşme vadeleri, spot ve kısa vadeli LNG ticaretinin yaygınlaşması bu kapsamda değerlendirilebilir.

Hacim riski ve fiyat riski ikilemi nispeten devam etse de alıcıların yapılarındaki değişim ve bilhassa ve Portfolio Trader’ların giderek artan ağırlığı nedeniyle (son 3 yıldır yeni ABD LNG kapasitesinin %60–70’inin bu oyuncular tarafından alındığını burada hatırlatmakta fayda var) dikkatler daha çok fiyat riskine yoğunlaşıyor.

Fiyat riskini minimize etmek için kullanılan yöntemler ise gittikçe arap saçına dönüşüyor. Hem alıcılar hem de satıcılar, kendilerini kısmen de olsa güvencede hissedecek formüllerde buluşmaya çalışıyorlar. En popüler olanı, Covid sonrası popülerlik kazanan ve giderek yaygınlaşmaya başlayan Hibrit fiyatlandırma formülleri. Bu formüller farklı endeksleri birleştiriyor. Yani petrol endeksi ile gaz hub/LNG spot endeksinden yapılan bir sepet. Ama ne sepet. Evlere senlik.

Bu tip sepetlerde Ham Petrol (Brent, JCC vs.) ve Hub (genelde TTF, Henry Hub ve hatta JKM) ağırlıkları yapılan kontrata göre değişim gösteriyor. Ham petrol içine bir de petrol eğimi (slope) ekleniyor. Örneğin %11–13 gibi. Bu yüzde miktarı çok önemli. Kovid zamanında QatarEnergy ile çeşitli Asya alıcılarının (özellikle Çin ve Hindistan şirketleri) düşük hacimli bazı kontratlarda %10.5–11 bandında eğim koymuşlardı.

Bazı kontratlarda Hub/Spot endeksleri arasında zaman içerisinde sıçrama tercihi gözlemleniyor. Mesela, geçen sene Guangzhou Gas Group ile Mercuria arasında imzalanan 5 yıllık alım satım anlaşmasında (bu sene devreye girecek) ilk yıl için fiyat JKM endeksine tabiyken sonraki yıllarda Henry Hub endeksine dönüyormuş.

Olay bu kadarla kalmıyor tabii ki.  Petrol veya hub fiyatlarında yaşanabilecek aşırı sıçramalardan korumak için ayrı kıstaslar da eklenebiliyor bu formüllere. Yani petrol piyasası ile gaz hub piyasasının duyarlılığını dengeleyen bir uzlaşma amaçlanıyor. Dolayısıyla fiyat formülünden çıkıyor olay. O yüzden fiyat mekanizması olarak adlandırılıyor. Ama ne mekanizma. Ben bunlara Frankenstein fiyat mekanizması diyorum.

Özetle, Frankenstein mekanizması üzerine kurgulanan hibrit sözleşmeler, petrol bağlantısının tarihsel istikrarı ile gittikçe artan gaz hub ve spot piyasa dinamiklerini dengeliyor.

Yapısal piyasa değişimi durumunda tetiklenebilen yeniden fiyat müzakere maddeleri ile süslü bu mekanizmalara bir örnek vereyim. Brent petrol fiyat eğimi mesela %11-14 olarak belirtilirken buna bir üst ve alt limit konuyor. Eğer petrol endeksli kısım bu alt ve üst limitin üstüne geçerse, fiyatlama hub (Henry Hub, TTF)/spot (JKM) endekse donuyor.

Arz fazlası yaşanması beklenen önümüzdeki yıllarda bakalım daha ne gibi Zihni Sinir dokunuşlu Frankenstein fiyat mekanizmalarına tanık olacağız. Muhtemelen petrol eğimleri (slope) düşük kalacak, hub endeksleri ağırlık kazanacak, hibrit formüller çoğalacak. FOB kontratlar daha baskın hale gelecek. Portfolio trader’lar piyasayı şekillendirmeye devam edecek.

Özetle, LNG ticareti, katı, entegre, DES/petrol ağırlıklı bir yapıdan, esnek, FOB/hub fiyatlı, portfolio trader odaklı, risk yönetimi merkezli küresel bir emtiaya dönüşmeye başladı.
Uzun vadeli kontratlar hâlâ vazgeçilmez; ancak başarı artık esneklik, sofistike veya Frankenstein fiyatlandırma ve etkin risk yönetiminden geçiyor.

Hepinize her şeyin gönlünüzce olduğu bir yıl geçirmenizi dilerim.

Kalın sağlıcakla.

Authors

BENZER YAZILAR

En Popüler