Cumartesi, Nisan 18, 2026
Ana SayfaManşetTarife Savaşları ve Türkiye'nin Enerji Stratejisi

Tarife Savaşları ve Türkiye’nin Enerji Stratejisi

Uluslararası ticaret alanındaki en önemli enstrümanlardan birisi olan gümrük tarifeleri, tarih boyunca ülkeler tarafından sıklıkla bir diplomasi aracı olarak kullanılırken günümüzde dozu ve etkisi bir miktar daha artmış durumda. Halihazırda bu konuda başı çekenlerden birisi ise Amerika Birleşik Devletleri Başkanı D. J. Trump ve ekibi olarak karşımıza çıkıyor. Küresel boyutta bir aktör olan Türkiye de bu gelişmelerden çok farklı biçimlerde etkilenen ülkeler arasında. Genel olarak hatırlayacak olursak Başkan Trump’ın ilk döneminde, Türkiye açısından Brunson kriziyle başlayan bilek güreşi çelik-alüminyum tarifeleri, S-400 alımı, CAATSA yaptırımları eşliğinde kur ve risk primi kanalıyla ekonominin her katmanına sirayet etti. İkinci dönemde ise tablo, daha somut anlamda sonuç ve karşılıklı çıkar odaklı bir çizgiye kaydı. Washington’ın devreye aldığı %10’luk taban tarife, ülke ve ürün bazındaki sıkılaştırmalar yargı denetimi altındayken uygulamada ana çerçeve hâline geldi. Ankara bu resmi “olumsuz bir sonuç beklemiyoruz” şeklinde okurken, muafiyet ve indirim arayışlarını da hâlen masada tutuyor. Öte yandan, 29 Ağustos’ta küçük paketlerde gümrüksüz giriş sağlayan de minimis (küçük değer) muafiyetinin tüm ülkeler için kalkacak olması hem e-ticaret ve ara malı akışında ek gecikme ve maliyet baskısı yaratacak hem de şirketlerin işletme sermayesi ihtiyacını artıracak. Bu durum ise kur-finansman hattı üzerinden enerji ithalatının TL karşılığına dolaylı bir baskı kanalı açıyor.

Türkiye ekonomisi açısından yeni düzenin hem avantajları hem de dezavantajları var. Avantaj tarafında, tabandaki %10’luk yükün görece sınırlı kalması bulunuyor. Bu açıdan ABD pazarında ani bir rekabet şoku yerine yönetilebilir bir maliyet artışı, kur geçişkenliğini azaltarak enerji faturasının TL oynaklığını frenleyebilir. Dezavantaj tarafında ise de minimis muafiyetinin kaldırılmasının doğuracağı lojistik ve nakit döngüsü baskısı karşımıza çıkıyor. Bu durum dahilinde küçük çaplı ithalat kanallarındaki aksamalar ve stok eğilimi, kısa vadede döviz talebini büyütüp bu kez ters yönden enerji maliyetini besleyebilir. Bu yüzden para-maliye politikaları eşgüdümü ve TCMB’nin dezenflasyon sürecine dair net ara hedeflerle kuracağı tutarlı iletişim önem arz etmekte çünkü aksi hâlde ılımlı bir tarife yükü bile finansman koşullarında hızla eriyebilir.

Bu gelişmeler doğrultusunda Türkiye’deki enerji sektörünün de farklı açılardan payını aldığı söylenebilir. Konuya dair inceleme yapıldığında ilk etki kanalı olarak dizel dengesi masaya yatırılabilir. Hindistan’ın son yıllarda Rus menşeli Urals petrolü sınıfına yönelmesi, Jamnagar ve Vadinar gibi kompleks rafinerilerde dizel ve jet yakıtı üretimini daha verimli kıldı. Bu sayede Avrupa’nın dizel açığı ve Türkiye’nin dönemsel ihtiyacı karşılanabildi. Ancak Washington-Brüksel hattında Rus ham petrolü ve türevlerine yönelik yeni/ikincil yaptırım baskısı Hindistan’ın Rus petrolüne erişimini zayıflatırsa, aynı kalite bandındaki ikame esasen Ortadoğu’ya kalır. Bu bölgede ise İran yaptırımları, Irak çıkışlı teknik-politik kısıtlar ve OPEC+ kapasite yönetimi, hacim esnekliğini sınırlıyor. Böyle bir şok Hindistan çıkışlı ürün akışını daraltır, Avrupa’nın rafineri ürün dengesini yeniden sıkılaştırır, navlun ve ürün farkları üzerinden Türkiye’de motorin maliyetini yukarı iter. Kısacası, Avrupa’da ürün düzenlemeleri sertleştikçe Hindistan’ın aynı kalite bandında ikame edebileceği ham petrol havuzu daralırken bu durum Avrupa’da dizel fiyatlarını yukarı çeker ve Türkiye’de pompaya daha hızlı yansır. Türkiye’nin dizel dengesinde Hindistan önemli bir tedarikçi ancak AB’nin 2023’teki ürün yasağından bu yana akımın ağırlığının Hindistan’dan çok Rus ürünlerine döndüğünü, başlıca alıcıların Türkiye ve Brezilya olduğunu da not etmek gerek.

İkinci etki kanalı doğalgaz kapsamında LNG ve fiyatlama hususu. Rus LNG’sine dönük Avrupa çizgisi 2025’te belirgin biçimde sertleşti ve ABD de Arctic LNG 2 dâhil ilgili projelerde yaptırım halkasını genişletti. Bu durum, küresel LNG dengesinde yukarı yönlü bir risk meydana getirse de ABD’nin 2025’te yeniden rekor kıran ihracat performansı, Avrupa spotunu ılımlı bir aralıkta tutarak dengeleyici işlev görüyor. Türkiye’nin FSRU/terminal esnekliği burada güçlü bir koz. Teslim aylarını doğru seçip spot alımı ölçülü tutarken, portföyün bir bölümünü orta vadeli esnek sözleşmelerle bağlamak hem kaynak çeşitliliğini korur hem de maliyeti kontrol altında tutar.

Üçüncü etki kanalı ise boru gazı ve Avrupa akışları konuları olarak karşımıza çıkıyor. Ukrayna transitinin 2025 başında bitmesiyle AB’ye Rus boru gazında fiilen tek ana arter TürkAkım kaldı ve yaz bakım dönemleri sonrasında akışlar yeniden yükseldi. Bu durum Türkiye’nin bölgesel gaz koridoru rolünü daha da merkezî bir yere taşıyor. Nord Stream cephesinde tabloya bakıldığında 2022’deki sabotajdan beri fiziksel olarak devre dışı halde. Ayrıca “ambargo kalkarsa akış başlar” varsayımı, pratikteki teknik gerçeklik nedeniyle yakın vadede geçerli değil. Avrupa’da depolama rejimindeki esnemeler ve fiyat tavanının kaldırılmasıyla TTF’in oynaklığının yaz boyunca sınırlı kalması, Türkiye’ye hem Balkan bağlantıları hem de fiyat oluşumu ve göstergelerine yakınlık sayesinde politika alanı sağlıyor. Kaynak karmasını akıllıca yöneten bir yaklaşım, iç piyasa ve bölgesel denge açısından değerli katkılar sağlayacaktır.

Bir başka açıdan bakıldığında dördüncü etki kanalı ekipman ve yatırım maliyetidir. Çelik ve alüminyum gibi girdilerde tarife kaynaklı baskı riski sürerken, küresel güneş tedarik zincirindeki aşırı kapasite modül fiyatlarını aşağı çekiyor. Bu durum da Türkiye’de PV yatırımlarının CAPEX’ini düşürerek elektrik üretiminde doğalgaz talebini esneten bir tampon görevi görüyor. Güneş kurulu gücündeki artış doğalgaz ihtiyacını azaltırken, hibrit ve depolama yatırımlarıyla desteklendiğinde sistemi güçlendirerek fiyat şoklarının etkisi zayıflıyor.

Ham petrol açısından ise Türkiye için son iki yılda iki husus belirleyici oldu: İran’a dönük yaptırım mekanizması ve Irak-Ceyhan hattındaki uzun süreli kesinti. Ağustos başında Bağdat, Ceyhan üzerinden akışların kısa süre içinde yeniden başlayacağını duyurdu ama piyasada hazırlıkların tamamlandığına dair ikna edici bir emare görülmedi. Belirsizlik uzadıkça Türkiye’nin rafineri portföyünde Rusya ve Hazar petrollerinin payı arttı. Bu konuda MAPEG’in aylık ham petrol tabloları ve EPDK’nın petrol-doğalgaz raporları üzerinden inceleme şeffaf biçimde yapılabiliyor. İlgili veri setleri LNG’de tedarikçi kırılımını ve boru gazı-LNG geçişkenliğini de incelemeye olanak sağlıyor. Bu bilgiler ışığında gözlenebilecek bir başka gerçek de Rus ham petrolünün Türkiye’nin toplam petrol ithalatındaki payının ve denizyoluyla Urals sevkiyatlarının dönem dönem rekor seviyelere çıkması.

Türkiye açısından sahada uygulanacak yol haritası gayet yalın fakat disiplin gerektiriyor. Sözleşme zamanlaması ve esneklik konularıyla başlanacak olunursa FSRU/spot yüklemelerinde teslim ayları dikkatle seçildiğinde ve orta vadeli esnek kontratların payı makul biçimde artırıldığında, ABD iç talebi ya da bakım döngülerinin küresel LNG fiyatlarına taşıyabileceği oynaklık bütçeye yansımadan emilebilir. Portföy çeşitlendirmesi ve endeks yönetiminde, TTF’e endeksli kalemlerin ağırlığını makul tutarken Brent/dolar endeksli ürünlerle çapraz koruma sağlamak ve tek endekse aşırı bağımlılıktan kaçınmak şart. Rafineri tarafında, Rus iskonto alanlarının daralması veya lojistik kısıtların artması ihtimaline karşı alternatif menşeler için finansman ile lojistik desteğini önceden tesis etmek, ağır-hafif ham petrol ayrışması ve mevsimsel ürün marjlarını dinamik biçimde izleyerek portföyün kârlılığını korumak gerekiyor. Geçiş yatırımlarında ise düşen PV maliyetleri ve mevcut hız, hibrit ve depolama ile desteklenirse pik saatlerde gaz ikamesi güçlenir ve sistem esnekliği artar. Düzenleme ve finansman hattında, de minimis’in askıya alınmasının yol açtığı lojistik baskının ara malı ve nihai ürün ithalatçılarına getireceği işletme sermayesi baskısı için enerji ithalatçılarıyla finansal kurumlar arasında döngüsel kredi hatları ve ticari sigorta çözümleri devreye alınmalı. Ayrıca, fiyat ve vergi politikasında şeffaf, öngörülebilir iletişim beklentilerin çıpalanması için şart. Dahası, şirketler sözleşmelere yaptırım maddelerini açık biçimde yazmalı, alternatif ödeme ve lojistik planlarını hazır tutmalı. Kamu kesimi ise açık ve tutarlı bir yön göstericilikle belirsizlik primini düşürmeli.

Kısa vadede görünen risk, e-ticaret ve ara malı lojistiğindeki aksamaların kur ve nakit döngüsü üzerinden enerji maliyetini beslemesi. Değerlendirilebilecek fırsat ise ABD LNG’sinin güçlü akışı ve Avrupa’nın depolama ve fiyatlama kurgusunun TTF’i ılımlı bir banda kilitlemesi. Türkiye’nin elindeki iki kuvvetli koz hâlâ aynı: Esnek tedarik ve hızlanan enerji geçişi. İlki spot pencerelerini ustaca kullanmayı, sözleşme vadelerini kademelendirmeyi ve endeks riskini çeşitlendirmeyi gerektirirken ikincisi güneş enerjisi ve depolamada izin ile şebeke süreçlerini sadeleştirip uzun vadeli uygun finansmanı gerektiriyor. Temelde ikisini bir arada ve disiplinle uyguladığımızda, tarife çağında enerji faturasını ve güvenliğini yönetilebilir kılmak mümkün.

İlerleyen süreçte söz konusu gümrük tarifesi uygulamaları ve yaptırımların pratikteki ayarı, Türkiye-ABD hattının seyrine bağlı. Siyaset iklimi yumuşarsa muafiyet ve manevra alanı genişlerken süreçler daha öngörülebilir olacak. Tersi bir iklimde ise ikincil yaptırım riski ve uyum maliyetleri artarken ödeme ve lojistik kanallarında aksama ihtimali yükselecek. Doğru zamanda yapılacak doğru kontratlar, dengeli şekilde çeşitlendirilmiş bir portföy ve isabetli yatırımlar tarife savaşları ortamında Türkiye için önümüzdeki dönemde fark yaratmanın anahtarı olacak gibi gözüküyor. Ezcümle, diplomasi rüzgârı hangi yönden eserse essin özellikle enerji sektöründe döviz kuru, tedarik ve enerji geçişi üçgeninde ortaya konacak zanaat bugün her zamankinden daha değerli.

Güzel bir gelecek adına sonuna kadar her şey ya da hiçbir şey.

Doç. Dr. Göktuğ Şahin

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi

Authors

BENZER YAZILAR

En Popüler