Salı, Nisan 21, 2026
Ana SayfaManşetTürkiye’nin Enerji Geçişinde Yeni Rotası: Depolama

Türkiye’nin Enerji Geçişinde Yeni Rotası: Depolama

EDEDER Başkanı Can Tokcan, enerji depolamanın yenilenebilir enerji yatırımları için kritik öneme sahip olduğunu belirtti. Türkiye’nin bu alanda küresel çapta bir oyuncu olabileceğine dikkat çeken Tokcan, 25 Aralık’ta Ankara’da düzenleyecekleri Geleceğin Enerjisi ve Depolama Kongresi’nde ele alınacak konuları Gündem Enerji okuyucularına aktardı.
Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımları hızla artarken, enerji depolama sistemleri bu sürecin vazgeçilmez bir unsuru haline geliyor. EDEDER Başkanı Can Tokcan, yaptığı açıklamalarda, depolamanın yalnızca Türkiye’de değil, küresel ölçekte enerji geçişi için kritik olduğunu vurguladı. Tokcan, “Yenilenebilir enerji yatırımları depolama sistemleriyle entegre olduğunda yalnızca arz-talep dengesini değil, aynı zamanda Türkiye’nin ihracat potansiyelini de artırabiliriz” dedi.
Rüzgar ve güneş enerjisi projelerinden endüstriyel tesislerdeki batarya sistemlerine, depolamanın getirdiği fırsatlar ve enerji piyasasının dönüşümüne dair detaylı açıklamalarını paylaşan Tokcan, Türkiye’nin enerji altyapısını stratejik bir vizyonla geliştirmesi gerektiğini ifade etti. Tokcan’a göre, bu süreçte teknoloji ve geri dönüşüm yatırımları Türkiye’nin enerji geçişinde küresel bir lider olmasını sağlayabilir.
“EDEDER OLARAK DEPOLAMADA TÜRKİYE’NİN İHRACAT POTANSİYELİNİ ARTIRMAK İSTİYORUZ”
Türkiye’de yenilenebilir enerji yatırımları için bazı fırsatlar olduğunu ifade eden Tokcan, “Rüzgar ve güneşte YEKA projeleri, öztüketim projeleri, sanayi tesislerinin çatılarında veya farklı alanlarda güneş enerjisi kurulumları gibi seçenekler var. Ayrıca, depolama sistemleriyle entegre yenilenebilir enerji yatırımları önemli bir fırsat sunuyor. Depolama yatırımı, özellikle rüzgar ve güneş enerjisi yatırımları için şart hale geldi.
Elektrikli araç şarj şebekesinin yaygınlaşması kapasite sorunları yaratırken, depolama uygulamaları bu sorunların yönetiminde etkili oluyor. Endüstriyel tesislere entegre bataryalar da yeni fırsatlar arasında. Türkiye’de, tüketim tarafının yönetilmesiyle şebeke hizmeti sunan “toplayıcılık” gibi yeni yöntemler gelişiyor.
Yurt içindeki fırsatların yanı sıra, dünya genelinde depolama sektörü hızla büyüyor. Avrupa’dan Karayiplere kadar birçok bölgede depolamalı güneş projeleri hayata geçiriliyor. Türkiye’nin bu alandaki teknolojik gelişimi, ihracat potansiyelini ve cari açığı azaltma etkisini artırıyor. Yenilenebilir enerji ve batarya yönetimiyle doğal gaz ve kömür ihtiyacı düşecek, bu da cari açığa olumlu katkı sağlayacak. Bu kapsamda EDEDER olarak amacımız yönetmeliklere katkı sağlamak, paydaşlar arasında sinerji oluşturmak ve Türkiye’nin ihracat potansiyelini artırmak” dedi.
PİYASA DENGESİZLİĞİNİ DEPOLAMA SİSTEMLERİ ÇÖZEBİLİR
Avrupa piyasalarında negatif saat oluştuğunu ve bunun çözümünün depolamadan geçtiğini hatırlatan Tokcan, “2024 yılında Avrupa enerji piyasalarında toplam 8 bin saat negatif fiyat oluştu. Bu rakam, 2019-2023 yılları arasındaki toplam negatif fiyatın iki katı kadar. Negatif fiyatların temel nedeni, anlık rüzgar ve güneş enerjisi üretiminin tüketimi aşması. Özellikle öğle saatlerinde güneş üretimi, rüzgarlı günlerde ise rüzgar üretimi bu durumu tetikliyor. Örneğin, Romanya’da, rüzgar santrallerinin yoğun olduğu bölgelerde aynı sorun yaşanıyor. Bu sorunun çözümü, batarya kullanarak üretimi dengelemektir. Avrupa’nın enerji yönetiminde artık böyle bir realitesi var. Türkiye’de de güneş ve rüzgar yatırımları artıyor ve 2030’lu yıllarda öğle saatlerinde üretim, tüketimi aşacak seviyelere ulaşabilir. Bu durum, şebeke yönetiminde zorluklar yaratabilir.
Türkiye’nin şebeke güvenliği Avrupa şebekesiyle bağlantılı olsa da her ülke kendi şebekesinden sorumlu. Eğer Türkiye’de fazla üretim veya dengesizlik oluşursa, Avrupa şebekesi bizi sistemden çıkarabilir. Bu, enerji ticaretini ve şebeke dengesini bozarak büyük sorunlara yol açabilir.
Rusya, Avrupa şebekesinden ayrıldı ve Ukrayna Avrupa şebekesine entegre edildi. Bu adım, Avrupa’nın Rusya ile yaşadığı stratejik problemleri ortadan kaldırmak adına önemliydi. Bu entegrasyonla birlikte, bölgedeki depolama yatırımları teşvik edilmeye başlandı. Böylece, enerji güvenliği açısından önemli bir adım atılmış oldu” şeklinde konuştu.
“MİSYONUNU TAMAMLAYAN BATARYALAR YURT İÇİNDE YENİDEN DEĞERLENDİRİLMELİ”
Türkiye’nin batarya teknolojilerinde önemli adımlar attığını ifade eden EDEDER Başkanı Tokcan atık bataryaların geri dönüşümle sisteme kazandırılmasının ekonomik olarak çok önemli olduğunu vurguladı. Tokcan konuşmasına şöyle devam etti: “Çin, dünyadaki lityumun büyük kısmını işlediği için batarya sektörünü domine ediyor. Batarya üretiminden geri dönüşüme kadar tüm değer zincirine hakim. Türkiye’de ise batarya hücresi ve modül üretimi, sistem entegrasyonu gibi alanlarda önemli yatırımlar yapılıyor. Elektrik ekipmanlarının montajı ve enerji projelerinde kullanımı konusunda ciddi bir potansiyele sahibiz. Geri dönüşüm de stratejik bir öneme sahip. Elementlerin ekonomiye kazandırılması hem çevresel hem de ekonomik katkılar sağlıyor. Türkiye, yenilenebilir enerji ve batarya yatırımlarıyla küresel ölçekte güçlü bir pozisyon elde edebilir.
Şu anda Türkiye’de 33 GWh kapasiteye sahip enerji depolama projeleri planlanıyor. Bu, yaklaşık 300 milyon kilogram batarya anlamına geliyor ve büyük bir maden akışı demek. Bu bataryaların içinde çok sayıda element bulunuyor, yani Türkiye’ye çok ciddi miktarda maden geliyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nda PİLDER ile birlikte yapılan görüşmelerde, misyonunu tamamlayan bataryaların hiçbir zaman yurt dışına gitmesine izin verilmemesi gerektiği vurgulandı. Bu, geri dönüşüm ve yerel kaynakların değerlendirilmesi açısından son derece önemli bir adım olarak görülüyor.”
“DEPOLAMA YATIRIMLARI PİYASA DENGESİ AÇISINDAN ÖNEMLİ”
Depolama yatırımlarının enerji piyasalarının dengesini sağlaması açısından önemli olduğuna değinen Tokcan, “İlk başta, “Bu yatırım maliyeti nasıl azaltılır?” şeklinde düşünülüyor ancak aslında önemli olan gelir tarafını yaratmaktır. Finansman tarafında değişkenlik olabilir. Yurt dışından kredi sağlanırsa maliyetler düşebilir, faiz oranları ileride azalabilir. Ancak gelir tarafını çeşitlendirmek gerekir. Bu alanda önemli teşvikler tanımlanmış durumda, ancak yapılması gerekenler de hâlâ mevcut. Bu süreçler bir günde gerçekleşecek kadar kolay değil. Çünkü bir yönetmelik değişikliğinin bile ilişkili diğer yönetmeliklerde değişiklik gerektirmesi oldukça zaman alıyor. Bu konuda kurumlar arası istişare ve süreç yönetimi oldukça önemli.
Halihazırda depolamalı güneş ve rüzgar santrallerine YEKDEM kapsamında destek sağlanıyor. Ayrıca yerli aksam desteği gibi pek çok destek mekanizması geliştirildi. Ancak enerji piyasalarının fiyat politikalarının kamu tarafından yönetilmesi zor bir süreç. Gaz krizi gibi faktörler bu süreçleri etkiler. Bataryaların varoluş amacı ise piyasaları dengelemektir. Dolayısıyla, piyasaların tamamen serbest bırakılması, taban ve tavan fiyatlarının azaltılması ve bataryalara güvenilmesi önemlidir. Bataryalar, fiyat yüksek olduğunda deşarj olup düşük olduğunda şarj olarak piyasayı otomatik bir dengeye oturtabilir. Bu yönde gelişmeler gerekiyor ve EPDK da bu konular üzerinde aktif olarak çalışıyor.
Aynı zamanda piyasa mekanizmalarının da değişmesi gereklidir. Bunun bir örneği, son dönemde görüşe açılan yönetmeliklerde görülmektedir. Yan hizmetlerin süresinin 4 saatten 1 saate indirilmesi, ihalenin bir gün önceden yapılması ve piyasa sürelerinin 1 saat yerine 15 dakikaya indirilmesi gibi çalışmalar başlatıldı. Bu, yeni dünyada olmazsa olmazdır. Doğal gaz ve kömüre dayalı üretime göre tasarlanmış mevcut piyasa yapıları, kesintili ve değişken üretime uygun değildir. Bu nedenle, piyasa mekanizmalarının mevcut koşullara uygun şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Yapısal ve konjonktüre uygun değişiklikler yapıldığında, bu yatırımlar otomatik olarak daha fazla desteklenecek.
En büyük teşvik, çoğu kişinin atladığı bir gerçeği de içeriyor: Güneş ve rüzgar yatırımı yaparken aynı zamanda depolama yatırımı yapma zorunluluğu. Ancak gerçekte, depolama yatırımı kabul edildiği için güneş ve rüzgar yatırımı yapılabiliyor. Eğer depolama devreye alınmazsa, güneş ve rüzgar enerjisi devreye alınamıyor.
Dünya genelinde şu anda bu işin henüz başlangıç aşamasındayız. 2035 yılına kadar küresel ölçekte 2 TWh enerji depolama sistemi planlanıyor. İki yıl önce bu hedef 250 GWh idi, daha sonra 1 TWh’ye çıktı ve şimdi 2 TWh hedefleniyor. İhtiyaç giderek artıyor ve bu hedefler 30-40 yıllık bir süreçle ilgili. 2050’de “net sıfır karbon” hedefi koyulduğu için önümüzde yaklaşık 30 yıllık bir dönem bulunuyor.
Türkiye bu süreçte çok önemli bir rol üstlenebilir. Enerji geçişi içinde enerji karışımı büyük önem taşıyor. Kömür, doğal gaz ve nükleer gibi enerji kaynakları hâlâ mevcut. Ancak ileride enerji karışımının yenilenebilir ve yerli kaynaklardan oluşması hedefleniyor. Bu, bir günde gerçekleşecek bir şey değil, zamanla olacak bir süreçtir. Kömür veya doğal gaz santrallerini bir anda kapatmak ekonomik açıdan olumsuz yansımalar yaratabilir. Geçiş sürecinde Türkiye, bu dalgayı yakaladığında önünde 30 yıllık, katma değeri yüksek teknolojik bir fırsat bulunuyor. Türkiye’nin altyapısı ve sektördeki kasları bu iş için gelişmiş durumda. Türkiye’nin bu dalgayı yakaladığını söyleyebiliriz ve bundan sonra Türkiye’deki şirketler bu alanda çok daha üst seviyelere ulaşacak” dedi.

BENZER YAZILAR

En Popüler