Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesinden sonra sürekli duyduğum, artık günde dokuz saat duymaktan da bayağı bir sıkıldığım “Drill, baby, drill!” temalı ham petrol üretim sorularından bahsedeyim istedim bu ilk yazıda. Gerçi gündem o kadar çok beni bu konuda yazmaya götürdü ki benim ne istediğimin de bir önemi yok aslında.
Gerçi “Drill, baby, drill” sloganı ilk defa 2008’de Cumhuriyetçiler’in Ulusal Kongresi’nde Marylan Valisi Michael Steele tarafından kullanıldığında Donald Trump televizyon şovlarında stajyer kovmakla meşguldü. O zamanlar ABD’de kayapetrolü patlama/gümleme çılgınlığı vs gibi söylemler de akıllara gelmiyordu ama Steele’nin bu sloganı bulduğu 2008 yılı ABD tarihinin en hızlı petrol üretim artışına şahit olduğumuz yedi yıllık dönemin de başlangıcıydı.
Trump’ın “Make America great again!” ile başlayıp “Drill baby drill!”e kadar uzanan adaylık serüveninde tahmin ediyorum ki Trump’a sürekli söylenen ABD’nin ham petrol üretim kapasitesinin çok altında kaldığı ve bunun temel nedeninin de çevrecilik merkezli politikalar olduğu tezi. Ben ABD politikalarını çok yakından izleyen birisi değilim ama Trump’ın seçim söylemlerinde sürekli ABD’nin ham petrol üretim ve ihracatının yetersiz olduğunu söylemesi ve Başkan olur olmaz yaptığı ilk işlerden birisinin ABD’yi Paris Anlaşması’ndan çıkarmış olması sanki bana bunları çağrıştırıyor. Diğer taraftan Trump’ın bu sloganı ne kadar önemsediği ve politikalarının merkezine oturttuğunu Başkanlık açılış konuşmasında bu sloganı tekrarlamasından anlayabiliyoruz.
Her ne kadar Trump’ın Paris Anlaşması’nı iptaline ne kadar mutlu olup Türkiye için “darısı başımıza” desem de ABD’nin 2008-2015 yılları arasında yaşadığı üretim patlamasını tekrar yaşaması çok mümkün gözükmüyor. Her ne kadar klişe söylemleri söylemesem de burada ‘Buradaki görüşler yazarın kendi görüşleridir ve yazarın çalıştığı şirketi ve yazanın yayınlandığı platformu bağlamaz’ diyerek nedenlerini anlatmaya çalışayım. Bunu anlatırken de her ne kadar bu söylediklerimin arkasında hesaplamalar ve sayılar olsa da burada çok fazla sayı anmadan, sözel olarak derdimi anlatmaya çalışayım.
ABD’nin potansiyel olarak baktığı kayapetrolü sondaj ve üretiminde 2008-2015 yılları arasında yaşadığı başarının temel faktörü verimlilik başarısıydı. Yani bir kayapetrolü kuyusunu üretime almak için gerekli olan iki hayati operasyon olan sondaj ve çatlatmayı yapan ekipler her kazdıkları kuyuda bir öncekinden daha iyi sonuçlar alabiliyordu. Ayrıca başta Teksas olmak üzere New Mexico, Kuzey Dakota ve diğer kayapetrolü alanlarında bu talebe yetişebilecek iş gücüne ulaşmak ve bunları eğiterek pratikte sahaya sürmek ucuz ve kolaydı.
Ancak dikkatlerden kaçan önemli bir konu bence kayapetrolü üretim operasyonlarının yatırım ve maliyete olan aşırı hassasiyeti. 2008-2015 dönemi ABD’li üreticilerin finansmana çok rahat ulaşabildiği ve sürekli sondaj ve kuyu tamamlama dinamiğini devam ettirebildikleri bir dönemdi. Her ne kadar bu dönem kadar olmasa da 2017-2020 dönemindeki artış da benzer bir ortamda gerçekleşti. Bu dönem bir taraftan da üretimde büyük payın küçük üreticilerden çıkıp büyük oyunculara geçtiği bir dönem de oldu.
Trump yönetiminin kafasını en çok meşgul eden ve muhtemelen en çok saplantılı oldukları konu ise Çin ile aralarındaki ticari dengesizlik. Bunu ulusal bir güvenlik sorunu olarak görüyorlar ki hiç hatalı sayılmaz. Bu ticari dengesizliği ortadan kaldırmak, ya da en azından etkilerin azaltmak için, ABD’nin hızlı ve en büyük hacimde satabileceği belki de tek ürün enerji ürünleri. Ham petrol ve LNG ticareti Çin’e karşı hem maddi getiri hem de politik bir araç olarak kullanılabilir diye düşünüyorlar. Çin’in artan enerji talebi, kaynak çeşitlendirme çabaları, üç önemli arz kaynağı olan Venezuela, İran ve Rusya’ya olan yaptırımlar ile ithalat maliyetleri artan Çin için de aslında kâğıt üstünde ABD ham petrolü bir seçenek. Özellikle de Çin rafineri kapasitesinin büyük kısmını kontrol eden merdiven altı (teapot) rafinerileri için hafif ve düşük sülfürlü ABD ham petrolü aslında çok iyi bir seçenek.
Ancak bütün bunların olabilmesinin ve Çinli rafineriler ile ABD’li üreticiler arasında uzun vadeli kontratlarla bu tür bir ilişki oluşturulabilmesinin önünde çok büyük bir engel var, WTI üzerinden fiyatlama. ABD’nin fiyat gösterge fiyatı WTI’ın fiyat döngüsünün Brent ve Brent endeksli Asya pazarından kopuk olması uzun vadeli kontratların oluşmasının önündeki en büyük engel – Benzer sorun ABD LNG’si için de var ama onu başka yazıda konuşuruz-. WTI sorunsalı ABD’nin farkında olduğu bir sorun ve bu nedenle ABD ham petrol ihracatı için WTI Houston adında Houston liman çıkışlı bir fiyat formülasyonu halihazırda kullanılıyor. Ancak temel sorun ABD’nin ham petrol ihracatında hacmini artırmasının WTI fiyatını Brent’e ve diğer Brent endeksli fiyatlara yakınsayacak olması. Hatta sırf bu planı gerçekleştirmek için Dubai borsası çıkışlı Murban fiyatını ABD ham petrol satışı için kullanmak vs. gibi fikirler var ama burada temel bir sorun ortaya çıkıyor.
Bir bölgede ham petrol üretimindeki gerekli servislerin maliyeti o bölgedeki ham petrolün fiyatına ve arz/talep dengesine göre düzenlenir. Aslında buna düzenlenir demeyeyim de su yolunu bu şekilde bulur diyeyim. Şu an ABD’li üreticilerin Dünya’nın geri kalanına göre en çok tadını çıkardıkları konu da servis maliyetlerinin göreceli Dünya geneline göre düşük olması. Neden? Çünkü WTI, Brent’e göre daha düşük. Henry Hub’ın küresel göstergelere göre ne kadar düşük olduğu ve bunun etkisini vs de başka yazıda konuşuruz. Lakin ABD ham petrol üretiminde doğalgazın ve doğalgaz sıvılarının ekonomilerinin etkisi de çoğu kez tam olarak anlaşılamıyor.
Trump’ın planı tutar ve Çin’e olan ham petrol ve LNG ihracatı planlanan seviyeye ulaşırsa hem WTI hem de Henry Hub’ın seviyesi Dünya’daki diğer göstergelere yakınsamak zorunda kalacak ki bu da servis maliyetlerinin artması ile sonuçlanır. Sonra ne mi olur? Zaten enflasyon ve faizin yüksek olduğu bir dönemde borçlanmanın maliyetini ve kayapetrolü kuyularının operasyonel zamanlarının yükünü taşımak zorken, artan maliyetler ile bu daha zor hale gelir. Bu çözülemez bir sorun mudur? Buna bir çözüm teoride var ancak ulusal bir düzenleyici kuruluşun olmadığı bir ortamda bunun organizasyonu nasıl olur, bilemiyorum. Ayrıca yine çok önemli ve unutulan bir konu; ABD kayapetrolü ve gazı üretimi aslında bir arama&üretim konusu değil, bir altyapı konusu. Yani burada üst limiti belirleyen ne kadar çok kuyu kazabileceğiniz değil, bu kuyulardan çıkan ham petrol ve doğalgazı ne kadar fazla miktarda taşıyarak piyasaya sunabileceğiniz. Peki bu altyapı maliyetlerini kim karşılayacak? Çok fazla soru var, hepsi bu yazıya yetişmez.
Özetle “Drill, baby, drill” diyen Başkan Trump’a “Chill, baby, chill” diyorum. Bazen evdeki hesap çarşıya uymaz, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmamak lazım. Selamlarımla.
