Cuma, Nisan 17, 2026
Ana SayfaManşetEnerji Arz Güvenliği Nedir ve Neden Gereklidir?

Enerji Arz Güvenliği Nedir ve Neden Gereklidir?

Dünya’da yaşanan olaylar enerji fiyatlarının ve arz güvenliğinin sadece kendiliğinden sağlanan bir olgu olmadığı ve değerlendirilemeyeceğini göstermektedir.  Covid ve sonrasındaki güç savaşları, iklim değişiklikleri ve siber saldırılar artık ülkelerin enerji sistemlerinin ayakta durmasının mevcut yerel imkanlarla mümkün olmayacağını göstermiştir.

Enerji arz güvenliğinde 2 adet temel risk bulunmaktadır:

Geleneksel riskler: Geçmiş dönemlerde birden fazla yaşanmış petrol, doğal gaz ve kömür arzındaki fiyat dalgalanmaları ve arzdaki olası kesintiler.

Yükselen riskler: Tedarik zincirlerinde ve özellikle NTE (Nadir Toprak Elementleri) Çin’in ciddi hegemonyası, 2020 yılı sonrasında dünyada kurulan enerji santrallerinin yüzde 90 seviyesinde yenilenebilir enerji olması ve üretilen her dört arabadan birinin elektrikli araç olması.

Yukarda belirttiğim 2 adet riski bertaraf edebilmek için 3 adet önleyici madde aşağıdadır:

Enerjide Çeşitlendirme: Enerji kaynaklarının, tedarikçi ülkelerin ve tedarik yollarının çeşitlendirilmesi, jeopolitik risklere ve teknik konulara karşı ülkelerin elini güçlendirebilir.

Yatırım Politikalarında Öngörü: Enerji sektöründe yatırımlarda uzun vadeli planlamalar şarttır.

İş Birliği: Ülkelerin enerji dönüşümü kendi ekonomik ve politika bağlamında şekillenir. Enerji güvenliği sınır tanımayan konudur. Küresel enerji fiyatları, emtia fiyatları ve teknolojik yenilikler tüm dünya ülkelerini direkt olarak etkilemektedir.

Gelelim Türkiye’mize, ülkemizin elektrik kurulu gücü 2002 yılında 32 bin MW iken 2025 yılı haziran ayı değerlerine bakıldığında ise 120 bin MW olduğunu görüyoruz. Bu rakam kurulu güçte ülkemizi dünyada 12’nci ülke konumuna getirmiş olup yenilenebilir enerjide ise AB ülkeleri arasında 4’üncü dünyada ise 11’inci ülkeyiz. (Ülkemizde ilk enerji santrali İstanbul Silahtarağa bölgesinde kömür kaynaklı olup yaklaşık 15 MW kurulu gücüyle ve 1983 yılına kadar enerji üretmiştir.)

Ülkemiz birincil enerji kaynağında yüzde 68 civarında dış kaynaklara bağımlıdır. Cari açığımızda enerjiden kaynaklı rakamlar jeopolitik olaylara bağlı olarak yükselmekte veya azalmaktadır. (Son 3 yıl, yıllık ortalama 50 ila 70 milyar USD)

Bahsettiğim cari açığı azaltabilmek için iki yöntem ön plana çıkmaktadır:

Birinci olarak yenilenebilir enerjiyi ön plana çıkartıp mikro düzeylerde uygulamak ikinci olaraksa ulusal enerji verimliliği seferberliği.

Ülkemizin kaynaklara göre elektrik kurulu gücündeki baz yük santrallerinde yüzdelere bakacak olursak, doğal gaz yüzde 21, kömür yüzde 19, hidroelektrik yüzde 27 ve baz yük olmayan yenilenebilir enerji kaynakları yüzde 33 olarak gerçekleşmiştir. Ülkemizde rüzgar ve güneş enerji santrallerinin devreye girmesi ile 14 milyar metreküplük doğal gaz talebimiz azaldı. Bunu karşılığı ise 8 milyar USD’dir. Son yapılan 1200 MW’lık YEKA RES ile 400 milyon USD’lik doğal gaz ithalatının önüne geçilirken aynı şekilde 800 MW’lık YEKA GES ile de 280 milyon USD’lik gaz ithalatı azaltılacak.

Özelde ülkemizin doğal gaz ve petrol arz tarafına bakarsak, dünyada yılda 4 trilyon metreküp doğal gaz üretilmekte ve sadece yüzde 25’i ihraç edilmektedir. Öncelikle doğal gaz kısmına kısaca göz atalım. 2024 yılında 53 milyar metreküp doğal gaz tüketilmiş olup, bu yıllık tüketim için yüzde 42 Rusya, yüzde 22 Azerbaycan, yüzde 14 İran ve kalan kısmı LNG kargo gemileriyle ABD, Cezayir ve Katar gibi farklı ülkelerden temin edilmiştir. Yerli ve milli doğal gaz ise Filyos ve Trakya’daki gaz kuyularından doğal gaz şebeke sistemine verilmektedir. Ülkemiz sismik arama ve sondaj gemilileri ile dünyada 5’inci ülke konumundadır. Karadeniz’de hidrokarbon aramalarında yaptığı çalışmalarla kanıtlanmış gaz rezervi 785 milyar metreküp civarında olup toplam değeri 314 milyar USD civarıdır. Doğal gazda günlük 10 milyon metreküp olan yerli üretim, Osmangazi FSRU’nun devreye girmesiyle günlük üretimi 20 milyon metreküp civarına yükselecek ve 2028 yılı başında ise hedef günlük 40 milyon metreküp civarında olması bekleniyor. Bu rakam ülkemizde 17 milyon hanenin tüketiminin nerdeyse tamamının yerli doğal gaz ile karşılanması anlamına geliyor. (İhtiyacımız olan gazın yüzde 7’si yerli üretim önümüzdeki yıl yüzde 15’e yükselecek)

Gelelim petrol arz kısmına, dünyada günlük yapılan petrol sevkiyatı yaklaşık 100 milyon varil civarında. Ülkemizin günlük petrol ihtiyacı yaklaşık 1 milyon varil civarı. Ülkemizde petrol üretimine bakarsak, günlük yaklaşık 130 bin varil civarı. (Yerli üretim payımız yüzde 15 civarı). Sadece ülkemizde üretilen petrolün ekonomiye katkısını şöyle izah edeyim. Gabar’da üretilen petrol enerjide dışa bağımlılığımızı yüzde 1 azaltıyor ve bu 2 milyar USD demektir. Yazımın başında belirttiğim gibi enerji fiyatları bölgesel gerginliklerle oldukça hızlı bir şekilde değişiklik göstermektedir.

İsrail’in, İran’ın nükleer program tesislerine saldırması ve Ortadoğu’da gerginliğin tırmanması ile mayıs ayı başındaki petrol fiyatları yüzde 12 üzerinde işlem görmeye başladı. İran Hürmüz boğazını kapatmadı ama kapatmayı düşünmesi bile petrol, LNG ve plastik hammadde fiyatlarını yükseltti.  Dünya petrol ticaretinin yüzde 21, LNG ticaretinin yüzde 19 buradan geçiyor. Petrol alıcıları daha çok uzak doğu ülkeleri (Çin, Hindistan, Japonya, Güney Kore, Pakistan, Tayland vb ) LNG alıcıları ise başta Avrupa Birliği ülkeleri. Eğer Körfez ülkelerinden LNG gemileri Hürmüz boğazından çıkamaz ise Avrupa Birliği ülkeleri için önümüzdeki kış gaz depolarını dolduramadığı için oldukça zor geçecek ve fiyatlar yukarı doğru çıkacaktır. Fransa’daki nükleer santrallerdeki bakımdan kaynaklanan problemlerle kurulu gücünün üretime katkısı düşmekte bu da AB’yi enerji arz noktasında zorlamaktadır. Bu tür olasılıklar petrol ve doğal gazda pandemi zamanındaki gibi sıkıntılı fiyatlara yol açabilir. Yaz döneminde LNG fiyatları 5 USD/MMBtu civarındayken şu an 13 USD civarı. Dolayısıyla enerjide dışa bağımlı ülkelerin bu fiyat artışları ekonomileri negatif olarak doğrudan etkileyecektir. Ülkemiz buradan pozitif ayrışıyor aslında. LNG kargo kontratlarımız sadece Basra Körfezine bağlı değil birçok farklı kıta ve bölgeden LNG alıyoruz. Petrol ihtiyacımızın yüzde 15’i yerli üretimiz ve bunun her yıl artacağını öngörüyoruz. Petrol’de Basra Körfezi’ne bağlılığımız oldukça düşük, bu da bizim için avantaj. Dolayısıyla ülkemizin direkt etkileneceği bir durum gözükmemekle birlikte küresel emtia fiyatlarının artışlarından etkileneceğiz.

Sonuçta yazımın başında belirttiğim gibi ülkelerin enerji arz güvenliği ve fiyatlar sadece kendi çabalarıyla mümkün olmadığını düşünmeliyiz. Enerjimizi çeşitlendirmeli ve enerji verimliliğini çok daha sıkı sürdürmeliyiz. Enerji hayattır.

Authors

BENZER YAZILAR

En Popüler