Salı, Nisan 21, 2026
Ana SayfaManşetENERJİDE ORTA VADELİ PROGRAM PERSPEKTİFİ

ENERJİDE ORTA VADELİ PROGRAM PERSPEKTİFİ

Eylül 2025’te 2026-2028 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Program (OVP) ülkemizde yürürlüğe alındı. Esasen Orta Vadeli Program, ilk kez 2006-2008 dönemini kapsayacak şekilde 31 Mayıs 2005 tarihli Resmî Gazete’nin 25831 sayılı 2. mükerrer nüshasında yayımlandı. Ve o tarihten bu yana hem bütçe sürecini resmen başlatan bir çerçeve hem de ekonominin üç yıllık yönünü belirleyen temel politika metni olarak uygulanıyor. Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın tanımıyla Orta Vadeli Program, “Türkiye’nin kalkınma planı, yıllık program ve merkezi yönetim bütçesi arasındaki hedef, politika ve kaynak bütünlüğünü sağlayarak üç yıllık bir perspektifle makroekonomik politika çerçevesini sunan temel politika belgesidir.” Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın müşterek hazırladığı program, Cumhurbaşkanı onayıyla Resmî Gazete’de yayımlandı ve kamu kesimi ile özel kesim için öngörülebilirliği artırmayı hedefliyor. Bu çerçeve yalnızca bir rakamlar geçidi değil aynı zamanda kurumların yıllık programlarını, yasal-idari düzenlemeleri ve yatırım planlarını doğrudan etkileyen bir yol haritası konumunda.

Yeni Orta Vadeli Program’daki (2026-2028) makro çerçeveye göz atıldığında dezenflasyonun sürdürülmesi, büyümenin dengeli ve sürdürülebilir bir hatta ilerlemesi ve mali disiplinin güçlendirilmesi hedeflerine dayanıyor. Programdaki enflasyon görünümü özetle 2025 için %28,5, 2026 için %16, 2027 için %9 ve 2028 için %8 şeklinde sıralanıyor. Büyümenin ise 2025’te %3,3 olarak gerçekleşmesi ve program dönemi sonunda %5’e yönelmesi öngörülüyor. Mali disiplinde hedef, bütçe açığının millî gelire oranının 2028’de %2,8’e inmesi ve Avrupa Birliği tanımlı borç stokunun 2028’de %24,2’ye gerilemesi. Ayrıca cari işlemler açığının 2028’de %1,0 seviyesine çekilmesi amaçlanıyor. Bu kamuya açık hedefler bütünü enerji maliyetlerinin enflasyon, cari denge ve bütçe üzerindeki belirleyici etkisi nedeniyle programın enerjiye dair tercihlerini makro tasarımın ayrılmaz halkası hâline getiriyor.

Geçen yılki Orta Vadeli Program (2025-2027) ile kıyaslayabilmek adına inceleme yapıldığında enflasyonun seyrinin yukarı yönlü güncellendiği ve büyüme varsayımlarının daha temkinli bir seviyeye çekildiği görülüyor. Hatırlayacak olursak önceki Orta Vadeli Program’da 2025 için enflasyon oranı %17,5, 2026 için %9,7, 2027 için %7 öngörülürken büyümede 2025 hedefi %4,0’dı. Bu revizyonlarla küresel büyümede zayıflama, jeopolitik riskler ve hizmet/gıda enflasyonundaki katılık gibi unsurların dikkate alındığını görülüyor.

Aslında işin özünde tablo net… Enflasyondaki kademeli düşüş ve büyümedeki dengeli gidişat, enerji tarafındaki uygulamaların başarısına çok duyarlı. Yeni Orta Vadeli Program’ın resmî çerçevesinde açık biçimde kurulan ilişkiye göre şebeke-depolama-enterkonneksiyon adımlarının ve verimlilik politikalarının gecikmeden hayata geçmesi hem fiyat istikrarına hem de cari dengeye doğrudan destek verecekken diğer taraftan bütçede hedeflenen sıkılaşmanın toplumsal maliyetini de yönetilebilir kılacaktır.

Diğer taraftan yeni Orta Vadeli Program’ın enerji cephesinde programın verdiği mesaj gayet belirgin olarak dışa bağımlılığı azaltmak, arz güvenliğini güçlendirmek ve yeşil dönüşümü hızlandırmak şeklinde üç eksende konumlanıyor. Program incelendiğinde yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretiminin artırılacağı, ithal kaynaklara bağımlılığın azaltılacağı ve YEKA ihalelerinde yerli ürün kullanım şartının ve teknolojik yerelleşmenin desteklenmesinin vurgulandığı görülüyor. Türkiye’nin offshore rüzgâr potansiyelinin değerlendirilmesi de dönemin faaliyet programı dahilinde. Bu yaklaşım kurulu gücü büyütmeyi amaçlamanın yanı sıra ekipman ve bakım-onarımda yerli tedarik zincirini derinleştirerek döviz hassasiyetini azaltmayı da hedefliyor.

Sistemin gerçek sınavı üretimin ötesinde şebeke omurgasında verilecek. Değişken üretimin güvenli ve ekonomik entegrasyonu için iletim-dağıtım altyapısının modernizasyonu, esneklik araçlarının devreye alınması ve enerji depolama kapasitesinin artması Orta Vadeli Program döneminde öne çıkıyor. Kesintili kaynaklar için doğru üretim tahmini ve izleme sistemlerinin yaygınlaşması, komşu ülkelerle yeni enterkonneksiyon hatlarıyla kış zirveleri ve ani arz oynaklıklarına karşı dayanıklılığın güçlendirilmesi planlanıyor. Ayrıca yapısal şoklara karşı esneklik planının hayata geçirilmesi bekleniyor. Bu bileşenler birlikte ilerlediğinde, yenilenebilir kapasite artışı gerçek sistem maliyeti düşüşüne ve faturada kalıcı iyileşmeye dönüşebilir.

Karbon politikaları ve rekabet gücü boyutu da sunulan çerçevenin ayırt edici unsurlarından. Orta Vadeli Program döneminde Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin (TR-ETS) uygulamaya geçirilmesi, AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ile uyumun güçlendirilmesi ve ETS gelirlerinin yeşil dönüşümün finansmanında kullanılması öngörülüyor. Kısa vadede enerji yoğun sektörlere maliyet baskısı oluşturabilecek bu düzenlemeler, gelirlerin dönüşüme tahsisi ve yeşil finans kanallarıyla birleştiğinde Avrupa Birliği pazarında rekabetçiliği korumanın anahtarlarından biri olacaktır. Türkiye’nin sanayide verimlilik, temiz üretim ve raporlama standartlarını hızla geliştirmesi bu politika çerçevesinin başarısını belirleyecek.

Enerji ithalatı cephesinde ise tablonun temkinli iyimser şeklinde olduğu görülüyor. 2024’te 65,6 milyar dolar olan enerji ithalatı faturasının 2025 sonunda yaklaşık %2,4 düşüş ile 64 milyar dolar civarına gerilemesi bekleniyor. Bu beklentinin Brent petrol için 70 $/varil varsayımıyla yapıldığını da not düşelim. Elbette bu durum tek başına bir kırılma değil ancak fiyat ve kur oynaklığı sınırlı kaldıkça yerli yenilenebilir üretim, verimlilik ve esneklik birleşiminin etkisiyle yapısal bir iyileşmeye evrilebilir. Tersi yöndeki küresel şoklar ise kazanımı hızla törpüleyebilir. Tam da bu nedenle programın şebeke-depolama-enterkonneksiyon üçlüsüne ve talep tarafı katılımına ağırlık vermesi önem arz ediyor.

Sonuç olarak yeni Orta Vadeli Program, özellikle enerji sektörü açısından incelendiğinde işaret ettiği yönler genel olarak yerli yenilenebilir üretimin artması, sistemin omurgası olan şebeke ve depolamanın ön plana çıkarılması, karbon politikalarının uluslararası uyum ve yeşil finans enstrümanlarıyla birlikte kurgulanması şeklinde. Burada başarının anahtarı kurumsal koordinasyon, zamanlama, şeffaf izleme ve doğru finansman mimarisi… Bu koşullar sağlandığında enerji faturasında kalıcı iyileşme, enflasyon ve cari denge üzerinde rahatlama ve sanayide rekabet gücünde artış görmek mümkün denilebilir. Aksi hâlde, izin süreçleri ve maliyet baskıları hedefleri kâğıt üzerinde bırakabilir. Türkiye’nin önündeki soru artık ne yapacağı değil ne kadar iyi, hızlı ve eşgüdümlü yapacağı…

Güzel bir gelecek adına sonuna kadar her şey ya da hiçbir şey…

Authors

BENZER YAZILAR

En Popüler