Bizim piyasada gündem o kadar hızlı değişiyor ki geçen ay yazdığımız yazı sanki 2-3 yıl önce yazılmış gibi kalıyor. Bundan sadece bir ay önce hayata geçmesi mümkün görünmeyen Power of Siberia 2 (PoS 2) boru hattı, Putin ve Jinping arasında imzalanan anlaşma ile tekrar hayata döndü. Muhtemelen 2030’ların başlarında Arktik Rus gazını Çin’e ulaştıracak bu boru hattı projesi, kimileri için Çin’in Rusya’ya attığı can simidi, kimileri için de Çin’in fırsattan istifade Rusya’nın boynuna geçirdiği bir pranga.
Hangi yönden bakılırsa bakılsın bu proje orta vade doğalgaz piyasaları ve özellikle de LNG piyasası için çok şey değiştirecek. Çin’in artan gaz talebi, orta vadeli LNG senaryolarının tamamında bir numaralı öncelik konusuyken, Çin’e boru hattı ile gidecek her bir molekül gaz, LNG oyununda da ciddi bir oyunbozan olarak karşımıza çıkıyor.
Rusya için en doğru tercih mi diye derinlemesine giremeyeceğiz ama görünen o ki kasten ya da değil, önümüzdeki 10 yıl için Rus gazının büyük bir çoğunluğu Çin’e gidecek gibi görünüyor. Halihazırda Power of Siberia 1 ile yılda yaklaşık 45 milyar metreküp gazı Çin’e gönderen Rusya, Sakhalin bağlantısını da yapıp bu boru hattının kapasitesini 60 milyar metreküpe çıkarmayı planlıyor. Arctic LNG2 ya da Yamal LNG gibi projelerin de Arktik rotayı izleyerek başta Çin olmak üzere Doğu Asya pazarını hedeflediği de bir sır değil.
Şimdi bunun neden bizi ilgilendirdiği kısmına gelelim. Malumunuz şu an Rusya’nın en büyük ihracat pazarlarından birisi Türkiye. Eğer güncel bilgilerim beni yanıltmıyorsa an itibariyle de en büyük pazarı. Boru hattı gazı ile beslenen bu ihracat rotasına gelen gazın kaynağı Ural ve Hazar bölgesindeki petrol sahalarından gelen ıslak gaz. Yani Rusya’nın Türkiye’ye gönderdiği gazın ekonomisi aslında petrole bağımlı. Rusya’nın ham petrol üretimi ya da ihracatında yaşayacağı sıkıntılar Türkiye’ye gelen doğalgazı doğrudan etkiler.
Bunlara ek olarak Türkiye’yi de içerisine alan Rusya’nın güney koridorunda tek pazarının Türkiye kalması, bu rotanın çalışır durumda kalması için gerekli maliyetlerin de Türkiye’ye karşılatılma riskini artıracak. AB üyesi diğer müşterilerden Macaristan ve Avusturya’nın aslında Rus gazını almaya niyeti olsa da hem AB’deki diğer “dostları”nın baskıları karşısında ne kadar dayanacakları muallakta hem de talep olarak Rusya’nın çok da gözünü doyurur bir boyutta olduklarını düşünmüyorum.
PoS 2’yi besleyecek sahalar ise Arktik bölgesindeki kuru gaz sahaları. Geçenlerde kimin patlattığı tartışmaları yaşanan Nord Stream 1 ve 2’yi, ayrıca eskiden Avrupa’yı besleyen Belarus ve Ukrayna geçişli Kuzey Koridoru’nu besleyen sahalar bu sahalardı. İşin teknik detayına burada girmeye gerek yok ama bu sahaların üretim maliyetleri Türkiye’yi besleyen sahalardan kat kat daha az. Bunun yanında bu sahaların jeolojileri de üretimi hızlıca artırma ya da uzun süre âtıl tutma konusunda çok daha avantajlı.
Rusya’nın Çin ile PoS 2 gazını hangi ticari koşullarla satacağının bilgisi bende yok ama Rusya’yı vicdanından yakalamış Çin’in bu gazı kendine en uygun şartlarda alacağı kesin. Ancak yine de bu şartlar Rusya’nın bu gazı hem üretim hem de taşıma maliyeti açısından elinde tuttuğu avantajdan dolayı hala Rusya’ya kar getirecek.
Belki de daha da önemlisi Rusya’nın PoS1, PoS2 ve LNG olarak toplamda Çin’e yapacağı ihracatın miktarı 150 milyar metreküpe ulaşabilir ki bu da Çin’in toplam ithalat payında çok ciddi bir pay. Bu da demek olacak ki Rusya’nın Çin’e karşı etki gücü de bir şekilde artacak. Bu aslında bir şekilde iki ülkenin huzur ve güvenliğinin iki taraf için de daha da önemli olacağı anlamına geliyor.
Konuyu toparlamaya çalışırsak Rusya’nın Çin sayesinde yüzünü Doğu’ya dönmüş olması, Batı rotalarının eski önemde kalmayacağı riskini daha da artıracak gibi görünüyor. Hele de Rusya, Türkmenistan üzerinden heveslendiği Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan (TAPI) gibi projeleri de zorlarsa bu Asya’nın daha önce hiç mümkün görülmeyen boru hattı ağları ile entegre hale gelmiş bir versiyonunu bize yaşatabilir. Rusya’nın bunu gerçekleştirmek için kaynakları benim hesaplamalarımla yeterli.
Şu an görünen o ki PoS 2’nin 2030’ların başında hayata geçmesi ile 2030-2033 döneminde ciddi bir LNG arz şişmesi yaşayabiliriz. Ya da bazı projeler bu şişmenin getirisi olarak ya ertelenecek ya da tamamen rafa kaldırılacak. Bir yandan küresel gaz talebi düşmesi beklenirken bir yandan da yaşanacak bu bolluk aslında talebin düşmesini de engelleyebilir ki benim beklentim aslında bu yönde.
Peki bu durumda Avrupa daha ucuz LNG bulabilir mi? Bu soruya çok rahat şekilde “evet” diyemiyorum çünkü Avrupa şu an atılması gereken doğru atımları atmıyor. Kaç tane LNG projesinin temel senaryosunda AB ülkeleri var, çok emin değilim. Bu geri çekilme Avrupa ve dolaylı olarak da Akdeniz havzasını taşıma maliyetleri bakımından olumsuz etkileyebilir. Cezayir bile gözünü Asya pazarına dikmişken Avrupa için ucuz ve kolay kaynak o kadar da kolay olacak gibi durmuyor.
E şimdi benim bu söylediklerimi AB karar alma mekanizmaları göremiyor mu? Benim bu konuda ciddi şüphelerim var. Avrupa’daki yöneticiler hep bir ağızdan “Kapat gözlerini kimse görmesin. Yalnız benim için bak yeşil yeşil.” romantizmi içerisinde gözleri dönüşüm aşkıyla kör olmuşken kendilerini yorup 2030’lara da pek bakmıyorlar gibi.
Ha bu arada duydunuz mu bilmem ama IEA petrol ve doğal gaz talebinde tepe noktasını 2050’ye kadar “göremeyebileceğimizi” söyledi geçenlerde. Sanki daha önceden bu tepe noktasını 2030’dan önce kesinlikle göreceğiz demişlerdi gibi geliyor ama yanılmak insana mahsus. 20 yıl yanılma payı için onları kıracak değiliz tabi ki. Ama sanki 20 yıl uzaktan yeşilin tonunu ayırt etmek zor olabilir.
Sevgilerimle.
