“Coğrafya kaderdir”-İbni Haldun
Son yıllarda yaşanan gelişmeler artık enerji fiyatlarının, arz güvenliğinin artık sadece kendiliğinde sağlanan bir olgu olmadığı ve değerlendirilemeyeceğini göstermektedir. Covid 19 ve sonrasında yaşanan bölgesel savaşlar, iklim değişiklikleri ve siber saldırılar artık enerji mevcut yerel sistemlerle ve çevrim içi korunmalar ile mümkün olmayacağını göstermiştir.
Enerji arz güvenliğinde 2 temel risk bulunmaktadır.
- Geleneksel gelişmeler: Geçmiş dönemlerde birden fazla yaşanmış petrol, doğal gaz ve kömür arzındaki fiyat dalgalanmaları ve arzdaki kesintiler.
- Günümüzdeki yükselen riskler: Tedarik zincirlerinde ve özellikle NTE (Nadir Toprak Elementleri) kritik toprak elementlerinde Çin’in ciddi hegemonyası, 2020 yılı sonrasında kurulan enerji santrallerinin yüzde 80 yenilenebilir enerji olması ve üretilen her dört arabadan birinin elektrikli araç olması.
Yukarda belirttiğim hususları bertaraf edebilmek için 3 temel husus bulunmaktadır.
- Enerjide çeşitlendirme: Enerji kaynaklarının, tedarikçi ülkelerin ve tedarik yollarının çeşitlendirilmesi, jeopolitik risklere ve teknik konulara karşı elinizi güçlendirebilir.
- Yatırım politikalarında öngörü: Enerji sektöründe yatırımlarda uzun vadeli planlamalar şart.
- İş birliği: Ülkelerin enerji dönüşümü kendi ekonomik ve politika bağlamında şekillenir. Ancak enerji güvenliği sınır tanımayan konudur. Küresel enerji fiyatları, emtia fiyatları ve teknolojik yenilikler tüm ülkeleri direkt etkilemektedir.
Ülkemizin kurulu gücünün 2002 yılında 32 bin MW’tan 2025 yılı Nisan ayı değerlerine bakıldığında 119 bin MW’a yükseldiği görülüyor. Bu rakam kurulu güçte ülkemizi Dünyada 12’nci ülke konumuna getirmiş olup yenilenebilir enerjide ise AB ülkeleri arasında 5’inci, dünyada ise 10’uncu ülkeyiz. (Ülkemizde ilk enerji santrali İstanbul Silahtarağa bölgesinde kömür kaynaklı olup yaklaşık 15 MW kurulu gücünde ve 1983 yılına kadar enerji üretmiştir.)
Ülkemiz birincil enerji kaynağında yüzde 68 civarında dış kaynaklara bağımlıdır. Bununla birlikte cari açığımızda enerjiden kaynaklı rakamlar jeopolitik olaylara bağlı olarak yükselmekte veya azalmaktadır. (Son 3 yıl, yıllık 50 ila 70 milyar USD)
Ülkemizin kaynaklara göre kurulu gücünde öncelikle baz yük santrallerinde yüzdelere bakacak olursak, Doğal gaz yüzde 21, kömür yüzde 19, hidro yüzde 27 ve yenilenebilir enerji (Ges + Res + Jes ve Biyokütle) yüzde 33.
Özelde ülkemizin doğal gaz ve petrol arz tarafına bakarsak, öncelikle doğal gaz kısmına kısaca göz atalım. 2024 yılında ülkemiz 53 milyar metreküp doğal gaz tüketmiş olup, doğal gaz ithalatının yüzde 42,5’i Rusya’dan, yüzde 22’si Azerbaycan’dan, yüzde 14’ü İran’dan ve diğer kısmı LNG kargo gemileri ile ABD, Cezayir ve Katar gibi farklı ülkelerden temin edildi. Arz için kalan kısmı ise Filyos bölgesinden ve Trakya’daki gaz kuyularından temin edildi. Ülkemiz sismik arama ve sondaj gemileri ile dünyada 5’inci ülke konumundadır. Karadeniz’de hidrokarbon aramalarında yaptığı çalışmalar ile kanıtlanmış gaz rezervlerinin toplam değeri 314 milyar USD civarındadır. Osmangazi yüzer platformunun ise devreye girmesiyle günlük gaz üretimi 20 milyon metreküp civarına yükselecek ve 2028 yılında ise hedeflenen rakamın 40 milyon metreküp civarında olması bekleniyor. Bu rakam ülkemizde 17 milyon hanenin ısınma ve diğer ihtiyaçlarının yerli doğal gaz ile karşılanması demektir. (İhtiyacımız olan gazın yüzde 7’si yerli üretimden karşılanırken önümüzdeki yıl bu oran yüzde 15’e yükselecek.)
Gelelim petrol arz kısmına, ülkemizin günlük petrol ihtiyacı yaklaşık 1 milyon varil. Peki ülkemizde petrol üretimine bakalım, bu rakam da günlük yaklaşık 130 bin varil civarı. Yani yerli üretim payımızın yüzde 13-15 civarında olduğu görülüyor. Sadece ülkemizde üretilen petrolün ekonomiye katkısını şöyle izah edeyim. Gabar bölgesinde üretilen petrol enerjide dışa bağımlılığı yüzde 1 azaltıyor ve katkısı 2 milyar USD civarındadır. Yazımın başında belirttiğim gibi enerji fiyatları bölgesel gerginlikler ile oldukça hızlı bir şekilde değişiklik göstermektedir.
Hürmüz Boğazı, dünyanın enerji atardamarlarından başlıcası. İsrail’in İran’ın nükleer program tesislerine saldırması ve Ortadoğu’da gerginliğin tırmanması ile Mayıs ayı başındaki petrol fiyatları yüzde 12 üzerinde işlem görmeye başladı. İran, Hürmüz boğazını kapatmadı ama kapatmayı düşünmesi bile petrol, LNG ve plastik hammadde fiyatlarını yükseltti. Dünya petrol ticaretinin yüzde 21, LNG ticaretinin yüzde 19 buradan geçiyor. Petrol alıcıların çoğu özellikle Uzak Doğu ülkeleri (Çin, Hindistan, Japonya, Güney Kore, Pakistan, Tayland vb ) LNG alıcıları ise başta Avrupa Birliği ülkeleri. Eğer Körfez ülkelerinden LNG gemileri Hürmüz boğazından çıkamaz ise Avrupa Birliği ülkeleri için önümüzdeki kış gaz depolarını dolduramadığı için oldukça zor geçecek ve fiyatlar yukarı doğru çıkacaktır. Fransa’daki nükleer santrallerindeki bakımdan kaynaklanan problemler ile kurulu gücünün üretime katkısı düşmekte bu da AB’yi enerji arz noktasında zorlayacaktır. Bu tür olasılıklar petrol ve doğal gazda pandemi zamanındaki gibi sıkıntılı fiyatlara yol açabilir. (Haziran 15 petrol fiyatları 74 Usd ve bu rakam 100 USD ve üzerine çıkarsa) Yaz döneminde LNG fiyatları 5 USD/mmbtu civarında iken şu an 13 USD civarı. Sıkıntılar devam ederse 50 USD civarını görebilir. Dolayısıyla enerjide dışa bağımlı ülkelerin bu fiyat artışları ekonomileri negatif olarak doğrudan etkileyecektir. Ülkemiz buradan pozitif ayrışıyor aslında. LNG kargo kontratlarımız sadece Basra Körfezine bağlı değil birçok farklı kıta ve bölgeden LNG alıyoruz. Petrol ihtiyacımızın yüzde 15’i yerli üretimimiz ve bunun her yıl artacağını öngörüyoruz. Petrol’de Basra Körfezine bağlılığımız oldukça düşük, bu da bizim için avantaj. Dolayısıyla ülkemizin direkt etkileneceği bir durum gözükmemekle birlikte küresel emtia fiyatlarının artışlarından etkileneceğiz.
Gelelim İsrail’in İran’a saldırması için sebep gösterdiği nükleer santrallere: İsfahan Natanz uranyum zenginleştirme santrali vuruldu. İran nükleer güç santrali kurarak nükleer enerji konusunda çalıştığını zaten bildiren bir ülke. Yani atom bombası yapma gibi bir çabası olmadığını beyan ediyor. Gelelim uranyum meselesine; uranyum binde 7 zenginlikte doğada bulunuyor. Uranyum yüzde 1’in altında olan oranı ise zaten enerji değeri taşımamaktadır. Uranyum enerji üretiminde kullanmak için yüzde 10 üzerinde maksimum yüzde 20 civarında zenginleştirilir. Uranyum yüzde 80 üzerinde zenginleştirilmesi ile nükleer başlıklı atom bombası olarak işlev görebilmektedir. Enerji üretmek için elektrik santralleri içinde nükleer reaktör yüzde 10 zenginleştirilmiş uranyum izotop olmasından dolayı herhangi bir patlama olsa dahi ortaya çıkacak sızıntıların 1 ila 5 kilometre çapında etkisi olur ve aşırı ısı yayma dışında radyasyon yayılım etkileri uzun zaman alır. 5 kilometre çap alanında kalan insanlar ve bitkilerde sıkıntılar olur ve deri, cilt kanserleri ile bitkilerdeki radyasyon dolayısıyla gırtlak kanserlerine neden olabilir. Aslında hemen sonrasında kitlesel ölümler olmaz.
Sonuçta yazımın başında belirttiğim gibi ülkelerin enerji arz güvenliği ve fiyatların sadece kendi çabalarıyla mümkün olmadığını düşünmeliyiz. Enerjimizi çeşitlendirmeli ve enerji verimliliğini çok daha sıkı sürdürmeliyiz. Enerji hayattır.
