Cuma, Nisan 17, 2026
Ana SayfaDoğalgazOrtadoğu’da Kriz Biterken Geç Kalınmış bir Hürmüz Boğazı Yazısı

Ortadoğu’da Kriz Biterken Geç Kalınmış bir Hürmüz Boğazı Yazısı

Oturdum, yazıyı yazmaya başladım, tak bir tweet. Silip düzeltiyorum, tak, bir tane daha. En son, saat gece yarısı itibariyle ABD Başkanı Trump bir tweet ile İran ile İsrail’in ateşkeste anlaştığını duyurdu.

Sabah kalktım, arada İsrail ile İran füze atmışlar birbirlerine, fakat 15 dakika önce güvendiğim bir gazeteci “İran medyası ‘ateşkes başladı’ yazıyor” diyordu. Dolayısıyla bu yazı, okuduğunuzda kısmen geçerliliğini yitirmiş olabilir. Biz gene de yazalım, neticede burası Ortadoğu.

İran Hürmüz Boğazı’nı kapatabilir mi?

Bu soruyu belki de “kapatabilir miydi” diye sormak lazım. Teoride Hürmüz Boğazı’nı kapama girişimi İran’ın en son düşünebileceği bir seçenek gibi görünse de, sorunun cevabı “hayır”. Medyada çıkan muhtelif korkutmacalar, İran parlamentosunun onay vermesi gibi propaganda amaçlı haberlerin pek bir önemi yok. Şunu unutmamakta fayda var: 1980-1988 arasında İran-Irak savaşı esnasında, Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol tankerlerine yönelik 400’un üzerinde saldırı olduğu zaman bile Boğaz, teknik olarak kapanmadı.

Hürmüz Boğazı’nın 29 deniz mili enindeki en dar yerinde karşı taraf Umman. Dolayısıyla misal İran Hürmüz Boğazı’nı mayınlayacak olsa Umman karasularını mayınlamak zorunda. Bu, en azından kağıt üzerinde bir savaş nedeni.

Hürmüz Boğazı’ndan bu yılbaşından beri ortalama 15,5 milyon varil/gün ham petrol ve 5 milyon varil/gün petrol ürünü çıktı. Çıkan ham petrolün 1,7 milyon varil/gün’ü İran’dan geliyor, başka deyişle İran halihazırda bütün ham petrol ihracatını Hürmüz Boğazı üzerinden yapıyor. Geçtiğimiz 12 ay içinde bu ihracattan yaklaşık 70 milyar dolar kazandı. Boğazı kapamak, kendi bacağına sıkmak olur.

Hürmüz Boğazı’ndan çıkan ham petrolün geri kalanı Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Katar’dan geliyor. Boğazı kapamak bu ülkelerle doğrudan papaz olmak demek. Bu da İran’ın tercih edeceği bir seçenek değil.

Son olarak Boğaz’dan çıkan ham petrolün %90’ı, petrol ürünlerinin %60’ı Asya’ya gidiyor. İran petrolünün en büyük müşterisi Çin. Keza Boğaz’dan ortalama 550 bin varil/gün dizel ve jet yakıtı Avrupa istikametinde çıkıyor. Dolayısıyla Boğaz’ı kapamak, İran’ın Asyalı müttefiklerinin ya da ABD’ye karşı daha ılımlı bir pozisyona sahip Avrupalı ülkelerin de pek hoş karşılayacağı bir durum olmaz.

Bunlara ek olarak, geçtiğimiz yıl boyunca gördüğümüz Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı rotasının kapanmasına karşı gemilerin Ümit Burnu’ndan dolaşarak geçmesi gibi bir alternatif, Hürmüz Boğazı söz konusu olduğunda mevcut değil. Yukarıda petrol ve ürünlerinden bahsettik, ama başta Katar, körfez ülkelerinin ihraç ettiği bütün LNG de Hürmüz’den çıkıyor ve başka bir alternatif rotası yok.

Yukarıdaki etken önemli. Çünkü dünya ham petrol arz/talep dengesi açısından bakıldığında sıkça dillendirilen “İran piyasadan çekilmek zorunda kalırsa, OPEC’in başta Suudi Arabistan olmak üzere atıl kapasitesi piyasayı dengeler” argümanı da boşa düşmüş oluyor, çünkü bahsedilen atıl kapasitenin de çıkışı Hürmüz Boğazı.

Tabii yukarıdaki faktörleri sayıp “kapanmaz” demek piyasalar açısından çok da ikna edici değil. Böyle işlerin şüyuu vukuundan beter olduğu için gemilerde navlun ve sigorta bedelleri zıpladılar. Bu, neticede ithalatçı ülkelerin ürün fiyatlarında da artmak demek. Misal Avrupa, şu anda İran Körfezi’nden ithal ettiği dizele, Rusya’dan ithal edebileceği (ama en azından doğrudan etmediği) dizelden ciddi ölçüde fazla navlun ödüyor.

Fiyatları artıran bir diğer unsur ise gemi işletmelerinin Boğaz’da fazla vakit geçirmek istememeleri, bunun da gemi kapasitesini az da olsa düşürmesi. Boğaz’da halihazırda GPS sinyallerini etkisiz hale getirmeye çalışıyor birileri.

Uzun lafın kısası, Hürmüz Boğazı teknik olmasa da ekonomik ve siyasi nedenlerden ötürü açık kalacak. Yukarıdaki olgular, İran’ın ve diğeri ülkelerin petrol ihraç altyapılarının hiç duraksamadan çalışıyor olmaları ve günlük gemi takip verileri ile de destekleniyorlar. 23 Haziran Pazartesi itibariyle Boğaz’daki tanker trafiğinde ve kapasitesinde bir yavaşlama görülmüyor.

Alternatif Rotalar Neler?

Teoride petrol açısından düşünüldüğünde iki tane alternatif rota var. Bunlardan birincisi ADCOP (Abu Dhabi Crude Oil Pipeline). Bu 400 km’lik boru hattı Birleşik Arap Emirlikleri’nde Habsan ile Füceyre arasında ve günlük 1,5 milyon varillik kapasiteye sahip. Atıl kapasitesi halihazırda 400 bin varil/gün civarında.

İkinci alternatif Suudi Arabistan’ın Abqaiq ve Yanbu arasındaki “Doğu-Batı” boru hattı. Bu hattın kapasitesi geçtiğimiz yıl 5 milyon varil/gün’den 7 milyon varil/gün’e çıkarıldı. Bu kapasitenin de 4.5 milyon varil/gün’ü atıl durumda.

Yukarıdaki iki boru hattını topladığımız zaman, tam kapasite çalışırlarsa piyasaya sunabilecekleri ek kapasite 5 milyon varil/gün’e yaklaşıyor. Hürmüz’ün kapanmasından doğacak potansiyel kaybın (15 milyon varil/gün) üçte biri. Kısacası pek de bir alternatif değil.

Stratejik Stokların Önemi

Petrol piyasasında ne zaman böyle bir risk olsa, stratejik stoklar akla gelir. Kabaca özetlemek gerekirse, Uluslararası Enerji Ajansı’na üye ülkeler yasal olarak bir önceki yıl verileri temelinde 90 günlük net ithalatını karşılayacak stratejik stok tutmak zorundalar. Buna ek olarak ABD, Çin gibi ülkelerin (ki Çin Uluslararası Enerji Ajansı üyesi değil) kendi stratejik petrol stokları da var. İran petrolünün en büyük müşterisi Çin’in ham petrol stokları kendi ham petrol talebini 120 gün karşılayabilecek seviyede. Türkiye’nin halihazırda 98 günlük net ithalatına denk stratejik stoku mevcut. Dolayısıyla, olmaz olmaz, Hürmüz Boğazı olur da kapanırsa bu stratejik stokların vanası açılacaktır.

Çin Ne Yapacak?

Hürmüz Boğazı’nda olup biten belki de en çok Çin’i etkiliyor. Çin dünyadaki en büyük ham petrol ithalatçısı, bunun da yarısı Ortadoğu’dan geliyor. İran’ın ham petrol ihracatının neredeyse tamamı ABD’nin yaptırım kararlarına rağmen Çin’e gidiyor.

Halihazırda gemi takip verilerinden gördüğümüz, Çin karasularında 18 milyon varillik İran petrolünün beklemede olduğu. Başka bir deyişle, İran’dan gelen kargolar, mevsimsellik etkisi ile de birleşince Çin’in ihtiyacından fazla hale gelmiş durumda. Keza karadaki İran menşeli ham petrol stoklarının da geçtiğimiz aylarda dolduğu vaki.

Çin’de Mayıs ayı itibariyle 700 bin varil/gün’lük rafineri kapasitesi kapalı. Bunun aşağı yukarı yarısı ekonomik sorunlar, yarısı da bakım nedeniyle. Yani Çin’in ham petrol talebi çok güçlü değil. İran ve İsrail arasındaki savaş başlamadan önce İran petrolü Brent ile mukayese edilince 3 dolar/varil tenzilatlı idi, şimdi de o civarlarda. Bu fark, 2023 ortalarında 14 dolar/varil’e kadar açılmıştı.

İran petrolünün Çin’deki müşterileri özel rafineriler. Fakat Hürmüz Boğazı’nda bir kesinti olur da Ortadoğu menşeli petrol akışı sekteye uğrarsa, Çin’in devlet rafinerilerinin de zora girmesi mümkün. Rafineri bakım mevsiminin sonundayız, Temmuz ve Ağustos ayları için daha fazla kargo geliyor. Buna ek olarak Çin’in rafineri ürün ihraç kotalarının da artırılması bekleniyor.

OPEC nasıl cevap verecek?

Son olarak OPEC üyelerinin mevcut ahval ve şeraitte ne yapacaklarına dair fikir yürütelim. Halihazırda OPEC+’in (Rusya dahil) 7 milyon varil/gün atıl üretim kapasitesi mevcut. Bunun 3 milyon varil/gün’ü Suudi Arabistan’da, 2 milyon varil/gün’ü Birleşik Arap Emirlikleri’nde, 1 milyon varil/gün’ü Rusya’da.

OPEC+, geçtiğimiz Kasım ayından beri petrol üretimini artırıyor. 2022 yılı sonunda 39 milyon varil/gün olan OPEC+ üretimi, Ekim 2024’te 35 milyon varil/gün’e inmişti, şimdilerde tekrar 37 milyon varil/gün’e yaklaşıyor.

Sorun şu ki, piyasanın OPEC+ üretimine olan ihtiyacı, 35 milyon varil/gün’den az. Dolayısıyla OPEC+’in son aylardaki üretim artışları piyasada arz fazlasına yol açıyor. Neticede bu yılın birinci çeyreğinden beri ticari stoklarda artış var.

Bu arz fazlası ve atıl üretim kapasitesi, ve yukarıda da bütün bu “Hürmüz Boğazı kapanırsa ne olur?”, “Ortadoğu’da savaş tamtamları” gibi felaket senaryolarına rağmen Brent petrol fiyatının görece sınırlı hareket etmesinin ve ittire kaktıra anca 80 dolar seviyelerine çıktıktan sonra bugün itibariyle gene 70 dolar/varil’in altına inmesinin ana nedeni.

OPEC+ önümüzdeki aylarda üretim artırmaya planı dahilinde devam eder ve 2026’da 38 milyon varil/gün seviyelerine gelirse ne olur? Bunun modellemesi, 2026’da Brent petrol fiyatının 40 dolar/varil ve altına düşebileceği sonucunu veriyor. Mamafih, OPEC+’in böyle bir yakın gelecekte vanayı açık tutmak yerine tekrar piyasayı düzenleme rolüne soyunup, Brent petrol fiyatını en azından 60 dolar seviyesinde tutmayı tercih edeceği aşikar.

Eğer ki OPEC+ tamamen pazar payı odaklı bir taktik ile düşen fiyata aldırmazsa ve WTI tipi petrolü 50 dolar/varil ve altına baskılarsa, bu sefer ABD’deki üretim azalmaya başlayacak.

Uzun lafın kısası, arz/talep dengesi açısından bakıldığında, olağanüstü bir jeopolitik arz kesintisi olmadığı takdirde petrol fiyatında artış potansiyeli yok gibi.

 

 

 

 

Yazar

BENZER YAZILAR

En Popüler