‘’Erken Kalkan, Erken Yol Alır’’
Suriye kanıtlanmış petrol rezervleri listesine göre dünyada 34. sırada yer almaktadır. Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı’na göre (CIA) ise, Suriye’nin 2,5 milyar varil petrol rezervi bulunmaktadır. Ancak komşu ülkeler Irak ve İran’ın petrol rezervlerine göre bu miktar oldukça düşüktür. Dünya sıralamasında dördüncü sırada yer alan İran’ın 158,4 milyar varil ve beşinci sıradaki Irak’ın 142,5 milyar varil petrol rezervi bulunmaktadır.
Suriye’nin günlük petrol üretiminin, ülkede savaşın başladığı 2011 yılından itibaren keskin bir şekilde düştüğü, Amerikan Enerji Bilgi Yönetim Kurumu’na (EIA) göre Suriye’nin 2018’de günlük petrol üretimi 28 bin varil, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’ne (OPEC) göre ise bu miktarın 2018 yılı sonunda günlük 16 bin varil olduğu ifade edilmektedir. OPEC’e göre de bu miktar, savaş başlamadan önce 2010 yılında günlük 386 bin varil iken, bu miktarın 2012’de 151 bin varil ve 2013’te ise 45 bin varile kadar düşüş gösterdiğini hatta sonraki yıllar ise bu rakamın 20 bin varil civarında seyrettiği bilinmektedir.
Ayrıca, Suriye İnsan Hakları Ağı’nın (SNHR) 19 Eylül 2019’da yayımladığı rapora göre Suriye’nin petrol ve doğal gaz üretiminin yüzde 80’inin SDG kontrolünde olduğu, üretilen petrolün gelirini yine SDG elde etmesine rağmen bunun mali kayıtlarının bulunmadığı ifade edilmektedir. Rapora göre SDG’nin, Suriye’nin kuzeydoğusunda ülkenin en zengin petrol yataklarının bulunduğu Deyrizor, Haseke ve Rakka’da hakimiyetini sürdürdüğü ve buradaki 20 petrol kuyusundan da 11’inin SDG tarafından kontrol edildiği bilinmektedir. Buradaki üretim kapasitesinin, devrik Esad rejiminin kontrol ettiği üretim sahalarından daha fazla olduğu söylenebilir.
Diğer bir husus da, Suriye’nin petrol ihracatının yüzde 90’ının AB’ye yapıldığıdır. Yani savaştan önce Suriye’nin ihraç ettiği petrolün yüzde 90’dan fazlası Avrupa Birliği (AB) ülkelerine gidiyordu. 2010 yılında Suriye’nin ihraç ettiği petrolün yüzde 32’si Almanya, yüzde 31’i İtalya, yüzde 11’i Fransa, yüzde 9’u Hollanda, yüzde 7’si Avusturya ve yüzde 5’i İspanya’ya gitmiştir.
Doğal gaz da bu durum biraz iç açıcı görünmüyor. 8.500.000 MMcf rezervi mevcut olan Suriye, küresel sıralamada 42. sıralamadayken dünya gazındaki payı ise %0,123’tür. Kendi tüketimini ancak sağlamaktadır.
Bu bilgilerden sonra, durumu farklı şekillerde yorumlamak gerekir. Şöyle ki, 2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş, milyonlarca insanın hayatını etkileyen ve tarihin en büyük insani krizlerinden birine dönüşen bir trajediye sahne oldu. Türkiye, insani sorumluluk çerçevesinde hem sınırları içinde milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yaptı hem de sınırın diğer tarafında güvenli bölgeler oluşturarak insanları rejimin gayri insani muamelelerinden korumuştur. Bugün 6 milyondan fazla Suriyelinin yarısından fazlası Türkiye’de bulunmaktadır. Diğer yandan Lübnan, Ürdün ve Avrupa ülkeleri de toplamda yaklaşık 2,5 milyon sığınmacıya kapılarını açmıştır.
Suriye’de Aralık 2024’te 61 yıllık Baas Rejimi’nin devrilmesi ve iç savaşın sona ermesiyle yeni bir dönem başladı. Bu gelişme, hem ülke içinde yerinden edilmiş 7 milyondan fazla insan hem de farklı ülkelerde yaşayan Suriyeli sığınmacılar için bir umut ışığı olmuştur. Savaş boyunca hayatını ve hatıralarını geride bırakan sığınmacılar için ülkelerine dönüş fikri heyecan uyandırmaktadır.
Bir taraftan, HTŞ lideri Ebu Muhammed Colani’nin Suriye’yi birleştirme konusunda söylemleri, diğer taraftan ise PYD ile olan mücadele ve İsrail’in Şam’a sınırlarına kadar gelmesi, Suriye’deki asayişin ya da düzenin kurulması, hatta yeniden yapılanmanın zaman alacağı artık tartışılmaya başlamış durumdadır. İşte, Suriye’deki bu belirsizlikler ve Türkiye’nin bu süreçteki politikalarıyla Suriye’nin yeniden inşasına yapacağı katkılar, 13 yıldır Türkiye’deki milyonlarca Suriyelinin geri dönüşünü şekillendirecektir.
Ancak bu geri dönüşü zorlaştıran birçok neden vardır. Bu nedenler arasında Türkiye’de inşa ettikleri yeni hayatın yanında Suriye’nin ciddi şekilde zarar gören kamu hizmetleri altyapısı ile konutların kısmen veya tamamen zarar görmesi de bulunmaktadır. Humus, Hama, Halep, Şam gibi büyük şehirler ve birçok küçük kasaba çatışmalarda zarar görmüş durumda. 2023 yılındaki 6 Şubat depremi de Suriye’de ciddi hasara yol açmıştı. Dünya Bankası raporuna göre Türkiye’deki sığınmacıların yarısından fazlasının geldiği Halep’te konutların %8’i tamamen yıkılmış, %23’ü kısmen zarar görmüş ve şehir en çok etkilenen yerler arasında yer almıştır. Sağlık sektörü özellikle hedef alınmış, 15 şehirdeki sağlık altyapısının yaklaşık yarısı zarar görmüş ve %11,2’si tamamen yıkılmıştır. Eğitim kurumlarının da benzer şekilde %42’si zarar görmüş, %6,8’i tamamen yok edilmiştir.
Fiziki altyapının yeniden inşa edilmesi ciddi bütçe ve zaman gerektirmektedir. Dünya Bankası’nın bir raporuna göre, Suriye’nin 14 şehrinin fiziki altyapısı maliyetinin 7-8 milyar dolar civarında olduğu ifade edilmektedir. Ekonomik olarak iflas etmiş bir ülke olan Suriye, hem kendisini zarara uğratan ülkelerden tazminat talep etmeli hem de uluslararası toplumun finansal destekleriyle altyapısını yeniden inşa etmek zorundadır. Bunun için başta ABD ve Avrupa Birliği olmak üzere ambargo uygulayan ülkelerin bu ambargoları şartsız şekilde kaldırması gerekmektedir.
Son gelişmeleri gözlemlediğimizde, Suriye’de kurucu bir meclisin oluşturulması, anayasa yapımı ve demokratik seçim süreçleri gibi temel adımların hızlandırılmasında Türkiye’nin liderliğinin hayati bir rol oynayacağı kesindir.
Bu bağlamda, Türkiye’deki petrol ya da enerji sektörü oyuncuları ya da aktörlerinin (Akaryakıt Dağıtıcıları, Otomasyon Firmaları, Kurumsal Kimlik Firmaları, İstasyon İnşaat Firmaları, LPG Firmaları, Madeni Yağ Firmaları, anahtar teslim istasyon yapan inşaat firmaları, enerji firmarıları vb.), Suriye’nin yeniden yapılanmasında yer almak için gelişmeleri yakından takip etmeleri gerekir. Kontrollü bir şekilde yeni bir pazar fırsatı elde etmek için, 2025 yatırım planlarını tekrar gözden geçirmeleri menfaatlerine olacaktır. Bunun Kuzey Irak örneği ortadadır. “Erken kalkan, Erken yol alır” atasözü ile sözlerimi noktalamak isterim.
Bu vesile ile tüm okurlarımın, yeni yılını kutlar, her şeyin gönüllerince olmasını dilerim.
Saygılarımla,
